Yazarlar

Nasuhi GÜNGÖR

Nasuhi GÜNGÖR

ngungor@stargazete.com

Pazarlık masasında Suriye

Nasuhi GÜNGÖR tüm yazıları

Bizde bir parça gündemden düşmüş gibi görünse de, yakın çevremizin en önemli sorunu olarak Suriye’ye bakmakta yarar var. 

Dün New York Times’ta (NYT) yayınlanan bir haber, bölgede yeri geldiğinde kimlerin nasıl pazarlık yapıp ittifak kapısı aralayacağını gözler önüne seriyor. Haberde, Rusya ile Suudi Arabistan arasında petrol konusunda gizli bir pazarlık yürüdüğü ileri sürülüyor. Pazarlığın ana başlığı ise Suriye. Rusya’nın petrol fiyatlarının yükselmesine ihtiyacının olduğu, Suudi Arabistan’ın ise Suriye’de barışı istediği ve bunun için Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir anlaşma yapmaya hazır olduğu iddia ediliyor.

NYT’nin haberinden kısa birkaç not daha aktaralım. Gazete, Suudi Arabistan’ın, Kremlin’in Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı desteklemeyi durdurması durumunda petrol üretimini azaltacağına yönelik söz verdiğini yazıyor. Suudi Arabistan heyetinin 2014 yılının Kasım ayında yaptığı Moskova ziyareti sırasında Suriye konusuna çok önem verildiğini belirten NYT, son birkaç aydır Rusya ile Suudi Arabistan arasında çok gergin gayri resmi diyaloğun devam ettiğini bildiriyor.

Bu haber, doğruluğu bir yana, ki yazan kaynak birkaç ayrı yerden doğrulattığını ifade ediyor, bölgemizde olup biten her şeyin aynı zamanda küresel ölçekteki pazarlıkların bir parçası olduğu gerçeğinin altını çiziyor.

Rusya, karşısına çıkan sert petrol hamlesine ne kadar dayanabilir, bunu geriletebilmek için kiminle nasıl bir pazarlık içine girer, masada hangi kartları öne sürer sorusunun cevabı elbette sadece Suriye değil. Ancak, Moskova’nın Şam rejiminin varlığını neredeyse stratejik açıdan varlık nedeni ilan etmesi, kendisini bir hayli zorlayacak gibi görünüyor.

Batı’ya Ukrayna üzerinden verdiği cevapla, bir bakıma kendi eski sınırlarında nefes alma imkanı bulan Rusya, Esad rejiminin tasfiyesini doğrudan pazarlık konusu yapar mı? Yoksa bu sürecin daha yumuşak bir geçişle yönetilmesi üzerine mi konuşuluyor? Bunları şu anda bilmemiz kolay değil.

Ancak denklemde unutulmaması gereken iki önemli ülke daha var: Türkiye ve İran. Elbette Ankara ve Tahran arasındaki ilişkinin ekonomik anlamda geldiği aşama, iki önemli bölge ülkesinin pekçok farklı görüşe ve soruna rağmen iyi komşuluk kararını ortaya koyuyor. Suriye konusunda iki ülke arasındaki görüş farkını sıradan görmek elbette mümkün değil. Ancak Rusya ve Suudi Arabistan’ın perde arkasında böylesine pazarlık yapabildiği bir konuda, Ankara-Tahran hattında da beklenmedik hamleler ortaya çıkabilir.

Kuşkusuz Türkiye’nin Esad rejiminin gitmesi konusunda ortaya koyduğu gerekçeler, dökülen kana ve yakılıp yıkılan koca bir tarihe bakıldığında hala en doğru tez olarak görünüyor. Ancak bugün aktardığım örnek, doğru ve insani tezlerin değil, ekonomik çıkarların, petrol fiyatlarının ve benzeri denge unsurlarının ağır bastığını ortaya koyuyor.

Böyle bir alanda hem duruşunu korumak, hem de masada kalmak elbette kolay değil. Ülkesinde hem de gözünü kırpmadan milyonlarca insana kucak açan bir ülkenin, diğer hesapları bir kenara bırakan bir duruş sergilemesini kimse önemsiz görmemeli. Üstelik bunun yerine, çok daha ucuz ve sıradan hesapların içine girmek Türkiye açısından en kolay tercih olurdu.

Oturduğunuz masada, elindeki kartları acımasızca kullananlar varsa işiniz zordur. Ama bu zora talip olunmadığı için Türkiye’nin doğruları zaman zaman yalnız kalıyor. Sonunda haklı çıkmak ise giden canları da, yok olan şehirleri de geri getirmiyor ne yazık ki.