
Davos'ta kürsüye çıkan Donald Trump, alışıldık sertlikte konuşmuştu.
Tehdit savurdu. İsim verdi. Hesap sordu.
"Amerika'nın sırtından geçinenler" dedi.
"Bedel ödemeyenler korunmayacak" mesajı verdi.
"Biz olmasaydık, şu an hepiniz Almanca ve belki biraz da Japonca konuşuyor olurdunuz." diyerek aşağıladı.
Ama ton ne kadar sertse, arka plan o kadar kırılgandı.
Çünkü bu konuşma bir özgüven patlaması değil, bir sabırsızlık hâliydi.
Trump'ın Davos'taki dili, gücünü genişleten bir liderin dili değil; dedik ya, maliyeti artmış bir düzenin tahammülsüzlüğünü yansıtıyor.
Bu çıkıştan kısa süre önce yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi de aynı ruh hâlini taşıyordu.
Daha içe dönük. Daha seçici. Daha savunmacı.
Tehdit algısı geniş, kaynak algısı dardı.
Ve ardından Pentagon konuştu.
ÖNCE ŞUNU HATIRLATALIM
Bir önceki yazımda şunu açıkça ifade etmiştim:
Amerikan sistemi küresel rıza üretme kapasitesini kaybetti.
Güce dayalı zor hâlâ var, ama rıza yok.
İşte bu yüzden maliyet artıyor, itiraz çoğalıyor, yük ağırlaşıyor.
2026 Ulusal Savunma Strateji belgesi, bu tespitin askerî dile çevrilmiş hâlidir.
Aslında belge bizim öteden beri söylediğimiz "kalmak mı zor çekilmek mi zor" sorusunun cevabını arıyor gibi.
Yani... Kalmanın maliyeti ile çekilmenin maliyeti arasına sıkışmış bir imparatorlukla karşı karşıyayız.
PENTAGON'UN DİLİ NEDEN ÖNEMLİ?
Malum Pentagon plan yapar.
Öncelik sıralar.
Ve en önemlisi, vazgeçtiklerini ima eder.
Bu belgede tam olarak olan budur.
Benin için önemli kısım da işte burası...
Efelendikleri kısımlar alışıldık bir durum.
Ya vazgeçmek zorunda kaldıkları?
GERİ ÇEKİLMENİN RESMİ ADI "ÖNCE ANAVATAN"
Pentagon artık küresel polislikten söz ederken maliyet diyor.
Sınırdan söz ediyor.
Füze kalkanından söz ediyor.
Batı Yarımküre'den söz ediyor.
Bu bir genişleme stratejisi değildir.
Son zamanlarda yapılan operasyonlara takılan hamakat güruhuna bakmayın siz...
Tam tersine bu, alan daraltma planıdır.
Amerika şunu kabul ediyor:
Aynı anda her yerde güçlü olamıyorum.
Bu, sistemsel bir zayıflığın itirafıdır.
MEYDAN OKUMA DEĞİL SINIRLAMA
Çin, evet ana rakip.
Ama hedef değişmiş durumda.
Satır aralarına bakın, "mutlak üstünlük yok"u okursunuz.
"Engelleme" var.
Enerji pazarlarına hakim olmanın tek gayesi de bu.
Rakibi durdurmak.
Yani Çin'i yenmek değil, Çin'in kazanmasını zorlaştırmak.
Bu, güç kaybının dili değilse nedir?.
Çünkü büyük güçler kazanmaya oynar.
Kaybetmemeye oynamak, dengeye razı olmaktır.
MÜTTEFİKLERE: TAŞIMA KAPASİTESİ DOLDU
Pentagon'un en net mesajı müttefiklere yönelik.
Özellikle NATO'ya.
"Savunmanızı kendiniz yapın."
Bu cümle, Atlantik sisteminin krizinin teyidi.
Çünkü ABD, müttefiklerini artık bir güç çarpanı değil, yük kalemi olarak görmektedir.
Bu da şunu gösterir:
Amerikan düzeni, bağımlılık ilişkilerini finanse edemiyor.
Onun için AB, Hindistan'a koştu, İngiltere de Çin'e.
ZAYIFLIĞIN ÇEKİRDEĞİ SANAYİ
Pentagon, savunma sanayii sorununu açıkça kabul ediyor.
Bu, en kritik nokta.
Çin seri üretir.
Amerika pahalı sistemler geliştirir.
Finansla büyüyen bir sistem, üretim gerektiren uzun savaşları taşıyamaz.
Bir önceki yazımda altını çizdiğim mesele tam da buydu:
Üretimden kopmuş bir hegemonya, gücünü koruyamaz.
Hülasa...
Pentagon diyor ki:
Düzen kuracak gücümüz yok. Düzeni tutabilirsek ne ala.
Elbette anlık duruma bakıp ahkam kesmemek gerek.
Yani oraya buraya yapılan saldırılardan o eski mutlak güç söylemine sarılmamak lazım.
Düşüşün şekillendirdiği bir hengamede asıl soru da şu:
Kim kendi güvenliğini, ekonomisini ve üretimini aynı anda ayakta tutabiliyor?