
Bu ülkede kimlik, bir elbise gibi giyilip çıkarıldığında hakikat yetim kalıyor. Türkçülük satan bir profil, ertesi gün Müslümanı aşağılıyor, bu toprağın inancını hedef alabiliyor.
Görünen bir yüz var, bir de o yüzü işleten bir atölye. Altay Cem Meriç'in günlerdir anlattığı tam olarak bu atölye.
Haber sayfası gibi duran hesaplar, tarafsızmış gibi akan akışlar, gündem imal eden kurgular... Bir yerden düğmeye basılıyor, elli yerden aynı anda ses çıkıyor.
Meriç, bazı profillerin kendini ateist ya da Türkçü gibi sunup açık biçimde İsrail yanlısı propaganda yürüttüğünü, 7 Ekim sonrasında bu fabrikanın pro İsrail modunda hızlandığını anlatıyor. (Meriç'in "pro İsrail" tabirini çok beğendim)
X ve Instagram'daki büyük hesapların ağ mantığıyla çalıştığını, özellikle dindar, milliyetçi ve genç kitleleri hedef aldığını örneklerle gösteriyor.
"Ateizm Derneği" adıyla çıkıp Tel Aviv'den Peygamberimize hakaret eden müfteriler. Belediyelere kesilen faturalar.
Bu tablo bana tarihî bir şeyi hatırlatıyor.
Daha önce yazdığım "CHP'nin çift dilli anatomisi: İsmet İnönü elleriyle İbranice müfredat" başlıklı yazımın ana hattı da buradan yürüyordu.
Yasal olmayan bir gençlik örgütlenmesinin Jabotinsky çizgisinde bir Siyonist gençlik hareketi olduğu, İstanbul ve İzmir'deki Yahudi gençler arasında faaliyet yürüttüğü, Hadar adlı teksir dergisiyle örgütlendiği, adeta "ihbar mektupları" niteliği taşıyan metinlerin yer aldığı Betar kitabını yazmıştım.
İsmet İnönü gibi siyasilerin, Orhan Veli gibi isimlerin, o dönem MİT'in yasal olmayan bu örgüte gizli desteği anlatılıyor.
Örgüt üyelerinin bir kısmı işgal için Filistin topraklarına gidiyor, kalanlar faaliyetlerini gizli biçimde sürdürüyor. 1960 sonrası bu yeraltı ağının devam ettiği aktarılıyor.
Kamplar, İbranice eğitim, askeri disiplin, ideolojik okumalar. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde yapılan toplanmalar. Sonrasında Filistin sahasında görev alan isimler.
Siyonizm'in kardeşiymiş gibi işleyen Kemalizm'in erken Cumhuriyet dönemi ve dahi emir erlerinden İsmet İnönü devri ile bugünün sosyal medya devri arasında yüz yıl bile yok.
Geçmişte de ağ vardı. Gizlilik ve yayın vardı. Gençlik üzerinden kadro akışı vardı. Bugün de aynı mekanizma çalışıyor.
Dün kamp kuruyorlardı, bugün hesap kuruyorlar. Dün marş ezberletiyorlardı, bugün trend ezberletiyorlar. Dün gençliği sahaya sürerlerdi, bugün ekrana sürüyorlar.
O gün illegal cemiyet vardı, bugün anonim hesap var.
O gün gençlik eğitimle örülüyordu, bugün akışla sersemletiliyor.
Bugün bu maskeli hesaplar da bu geleneğin dijital memurları.
Bir ideoloji adına çalışıyorlar. Bir ülkeyi birbirine kırdırarak çalışıyorlar. İnancı hedef alıyorlar, sonra milliyetçilik makyajı yapıyorlar. Sonra tekrar inancı hedef alıyorlar.
Bu toprağın mayasına saldırıyı normalleştiriyorlar. Ardından "halk böyle istiyor" diyorlar.
Halk istemiyor lan! Halkın önüne konulan yemeği ağa babalarınız hazırlıyor.
Bu ülkede en tehlikeli şey kılık değiştirmiş düşmanlıktır. Tebahhur etmiş kindir! Tezyin edilmiş nefretin ta kendisidir!
Biliyorlar ki bayrakla dolaşan nefret daha rahat çalışır. Haberle dolaşan nefret daha hızlı yayılır. Mizahla dolaşan nefret daha kolay meşrulaşır.
Sosyal medya üzerinden yürüyen karartma operasyonları her alana sızar. Dindar mahfili kullanır. Milliyetçi mahfili kullanır. Solu kullanır. Apolitik genci kullanır.
Operasyon zaafa bakar ve zaaf neredeyse oraya sirayet eder!
Bu topraklarda birileri her dönemde halkın dilini kullanıp halkın aklını küçümsemeye kalktı.
Dün daktiloyla yaptılar. Bugün dijitalle yapıyorlar. Yarın başka bir araç bulacaklar.
İşte bu yüzden maskeyi düşürmek, bu çağın en sahici müdafaasıdır!
Ben ülkemde hakikatin tarafını büyütmek istiyorum. Hiddetim de istihzam da buradan gelir.
Çünkü bu oyun devam ediyor!
Çünkü bu fabrika durmadan çalışıyor!
Bu ülkenin evladını uyandırmak mesuliyettir!
Kimse gelip bu mayaya saldıramaz!
Kimse gelip bu inancı hedef alamaz!
Kimse gelip bu milleti birbirine kırdıramaz!
Çünkü bu topraklar bizim!
Çünkü bu ülke bizim!
Çünkü bu iman bizim!