
2026 Ramazan'ı başlıyor!
Müslümanların kalbi pır pır ediyor, yürekler sevinç dolu.
Haneler süsleniyor, aileler şenlikli bir telaşın içinde.
Hz. Ömer'in sözünü hatırladım, "Ramazan geliyor diye sevinmek imandandır".
Dünya çapında manevi bir açılım söz konusu.
Müslüman ülkelerde ve hatta Londra gibi bazı Batı şehirlerinde bile sokaklar süslemelerle ışıldamaya başladı.

Türkiye'de belediyelerin Ramazan etkinliklerini özüne uygun biçimde icra etmesi, 1994'te pek çok şehrin yönetimini üstlenen Refah Partisi ile başladı. Sonrasında bu geleneği AK Parti devam ettirdi.
Şehrin en büyük caddelerinin süslenmesi, meydanlara Ramazan çadırlarının kurulması, halka açık iftar sofralarının kurulması, kimsesizlere ve yaşlılara günlük yemek ulaştırılması, meydanlarda Ramazan söyleşileri, bu söyleşilerin televizyon ekranlarına yansıtılması, Ramazan iklimine uygun musikinin icra edilmesi... Tüm etkinliklerin geçmişi 30 yıllık bir tecrübeye dayanıyor.

Türkiye'de ne yazık ki Ramazan bağlamında devlet ve halkın bütünleşmesi, bir ve beraber olması, aynı heyecanı duymasının çok eski bir geleneği yok.
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde verilen iftarlar, Millet Camisi'nde okunan aşr-ı şerifler sizi yanıltmasın.
Bu sürece gelinmesi kolay olmadı, bedeller ödendi.
1997'de dönemin Başbakan'ı Prof. Dr. Necmeddin Erbakan'ın Başbakanlık Binası'nda verdiği iftar medya, muhalefet ve askeri odaklar tarafından hedefe oturtulmuştu. Ve darbenin taşları böyle döşenmişti.

Çokça bedeller ödendi ama istikamet üzere nesilden nesile yolculuk devam etti.
Milli Görüş geleneğinin getirdiği siyasi pratik, AK Parti ile birlikte; devlet binalarından sokaklara, ekranlardan okullara kadar Ramazan'ı hanelerden çıkarıp toplumsallaştırdı. Devlet ile vatandaş arasındaki mesafe, kapatıldı.
Okullar demişken; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in imzasıyla 81 ildeki okullarımıza gönderilen "Ramazan Ayı Etkinlikleri" rehberi adeta bir gurur tablosu gibi. Bu kapsamda okullarda Ramazan Köşesi sergilenecek, okullar Ramazan konseptinde süslenecek ve öğrencilerle çeşitli etkinlikler yapılacak.
Okulların Milletin kültürü ve inancından kopuk olmaması, çocuklarımıza değerlerimizin aktarılması ve ev ile okul arasında eş güdümlü bir eğitim sisteminin olması en doğal beklentiydi.
Bakanlığın kararını ve uygulamacılar olan öğretmenlerimizi şimdiden alkışlıyorum.
RAMAZAN İLE SORUNU OLANLAR KİMLER?
Bu nasıl bir cürettir?
Doğrudan soruyorum.
87 milyonluk bir ülkede yüzde 95 Müslüman bir topluluk içinde, Ramazan kutlamaları nasıl eleştiri konusu olabiliyor?
Toplum, kültürünün ve inancının yansımasını okullarda görmek istiyor.
Bazı sendikalar ise toplumun zıddına pozisyon alarak öğretmenleri kışkırtmaya çalışıyor.
Eğitim-İş Sendikası, okullarda Ramazan etkinlikleri yapılmasının anayasa ve mevzuata aykırı olduğunu ifade ederek üyelerinin okullarda gerçekleşecek Ramazan etkinliklerine dair görevleri yerine getirmemesine karar verdiğini açıkladı.
Pardon da o anayasayı yapan da bu Millet!
Noel'i, yılbaşı kutlamalarını çocuklara bu toplumun normali olarak yansıtanların Ramazan etkinliklerini protesto etmesi kabul edilemez.
Egemen ve bağımsız bir toplum isek, Müslüman bir halk olarak okullarda Ramazan ikliminin yansımasını görmeyi istemek en doğal hakkımızdır.
Bir dönem Ramazan dendiğinde kantolu eğlenceleri özlemle ananlar için özgün Ramazan etkinleri elbette fazla geliyor anlaşılan.
İşte size CHP iktidarında Ramazan etkinliklerine bir örnek; Tarihçi Mustafa Armağan'ın paylaşımıyla aktarıyorum. 14 Şubat 1929 tarihli Ramazan programı etkinliği; Fahişenin Kızı isimli Opera Sineması.

Bu mudur yani? Ramazan ile hiçbir alakası olmayan Batı tandanslı kültür ürünleriniz sizin olsun.
Biz yolumuzda yürümeye devam edeceğiz.
Emin adımlarla, istikamet üzere.