Sabırla, istekle, inatla

Geçen sezon sonunda ayrıntılı Beşiktaş analizlerine girişmiştim. Bu sezon şike soruşturmasının ve “Soruşturmayı nasıl yönetemeyiz?” diye çıkarılan onca icat ve saçmalığın verdiği yılgınlıktan olsa gerek, pek de istekli değilim bu konuda. Yine de üşenmeyip Schuster-Havutçu ve Carvalhal-Havutçu dönemlerini şöyle bir gözden geçirdim. İşi fazla rakama boğmadan genel bir tablo vermek istiyorum:

Schuster’li Beşiktaş’ın maç başına gol girişimi ortalaması 18 civarında (sayıları olabildiğince yuvarlıyorum). Tayfur Havutçu’nun göreve gelişiyle bu ortalama hafifçe azalarak 16 civarına düşmüş. Beşiktaş’ın kendi kalesinde gördüğü gol girişimi ortalaması Schuster’le 10, Havutçu’yla 11. Aradaki fark, Havutçu döneminde deplasmanlarda bu sayının biraz artmış olmasından kaynaklanıyor.

Gelelim Carvalhal’e. İstikrarsız başlangıç döneminde Beşiktaş’ın ürettiği gol girişimi ortalaması 13, sonraki toparlanma döneminde bu sayı 16’ya yükselmiş. Herkesin malumu “çöküş” dönemindeyse bu sayı 10,5’e gerilemiş. Beşiktaş’ın kendi kalesinde gördüğü gol girişimi ortalaması başlangıçta 12,5 civarı (sırf deplasmanlara baktığımızda bu sayı 15’e tırmanıyor). Toparlanma döneminde ortalama 10,4’e düşmüş. İşin en ilginci, “çöküş” evresinde bu ortalamanın pek değişmemiş olması: 10,3.

Havutçu’yla son 7 maçlık dönemde Beşiktaş’ın ürettiği gol girişimi ortalaması 10,4, kalesinde gördüğününki ise 9,5. Sıra geldi bu tablodan yalın sonuçlar çıkarmaya: Hem Schuster’in hem Carvalhal’in takıma edindirdiği “oyun alışkanlıkları” Havutçu döneminde radikal bir farklılık göstermemiş. Çarpıcı olan ise şu: İki sezondur ağırlıklı olarak 4-1-2-3 oynayan Beşiktaş, “hücum üretkenliği” açısından iki ayrı uca savrulmuş. Üstelik hemen hemen aynı kadro yapısıyla yapmış bunu. Kerametin dizilişte değil, teknik adamın “oyun anlayışı”nda olduğunun kanıtı. Havutçu’nun bu iki çelişik “oyun karakteri”ni sezon sonlarında neredeyse aynen sürdürmüş olmasıysa düşündürücü. Neden göreve devam edemediğinin de açıklaması bence.

En yalın, ama en çarpıcı sonuç “savunma” faslında elbette: Son iki sezondur Beşiktaş’ın kendi kalesinde gördüğü gol girişimi ortalamasında hiç de radikal bir sapma yok. Schuster’in takımın sahadaki boyunu olabildiğince kısaltan ve savunmayı önde oynatan, yerleşmesi zaman gerektiren oyun anlayışı az topa tutulmadı. Bu sezon çakılı savunmayla “tedbirli futbol” oynayan Beşiktaş’ta işler daha da kötüye gitmiş. Olan hücum üretkenliğine olmuş, Beşiktaş pozisyon üretmekte zorlanan bir takım haline gelmiş.

“Tedbirli futbol” Beşiktaş’a yakışmaz. Beşiktaş’ın genetiğine aykırı. Sahada ofans odaklı bir “takım oyunu” benimsemiş, modern futbolun gerektirdiği belli oynama alışkanlıklarını sabırla, istekle ve inatla uygulamaya çalışan, taktik açıdan zihinsel disiplin kazanmış bir Beşiktaş görmek umudundayım hep. Bu umudun izinde sabırla, istekle, inatla yazmayı sürdüreceğim.