Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

Şafak Pavey’i anlatmaya zorlamak

Sibel ERASLAN tüm yazıları

Anlatmak istemediğimiz şeyler vardır dünyada. Paylaşmak istemediğimiz hatta kendimizle bile konuşmaktan kaçındığımız, bizimle birlikte içimizde büyüyen, sessizce büyürken bile üstü örtülü kalmasına özen gösterdiğimiz şeyler... İncindiğimiz şeyler. Bahsedilir bahsedilmez oradan kalkıp derhal gitmek istediğimiz... Gittiğimiz her uzakta bile yakamızı bir türlü bırakmayan. Geçmeyen. İyileşmeyen. Ama ellettirmediğimiz. Açmadığımız. Tek başımıza çekmeye özen gösterdiğimiz ruhumuzun kuytu köşelerinde duran hatıralarımız...

Siyaset ve medya, kondisyon gücüne ve sert rekabet koşullu stratejilere dayalı yönetsel dünyalarıyla, buna pek fırsat vermiyor oysa.    

Şafak Pavey’in başı örtülü milletvekillerinin Meclis’e girdiği gün yaptığı konuşma, özellikle kadınlar açısından talihsiz bir konuşmaydı. CHP’nin üstenci ezberine yenikti, partisinin öteden beri halkla arasına kurageldiği dikenli tellere takılıyordu habire Şafak Pavey’in kurmak zorunda olduğu cümleler. Hemen her rastladığına toslayabilecek demir topuzlu bu sarkaç sadece CHP’nin had bildirmeye alışık olduğu kesimlere çarpmadı, bizzat konuşmacının kırılganlığı çok yüksek kristalize dünyasını da tuzla buz edecek bir miksere dönüştü...

Tren raylarına düşmüş bir kadının o raylara niçin düşmüş olduğu değildi oysa bizim feveranımız. Tıpkı çiçekli başörtüsünden giydiği dar pantolona, gezindiği Çamlıca tepelerinden ağaçların altında ne yaptığına kadar, patetik detaylarla işaretli kız senaryosunun da bizi ilgilendirmeyeceği gibi... Şafak Hanımın raylara niçin düştüğü de bizi ilgilendirmiyor...

***

CHP’nin alarm zilleri çalan satranç tahtasında sıkıştığı pozisyondan kurtulabilmesi için öne sürülmüş en sıkı hamleydi mağdurun karşısına mağduru çıkarmak tezi. Bir tarafta 46 yıllık beller bükücü bir yasağın engellediği kadınlar... Diğer yanda protez bacağıyla engelleri aşmaya çalışan başka bir kadın... Kadınlarla kadınların, engellerle engellerin niçin tokuşturulduğu ayrı bir yazı konusudur, geçelim. Ne olduğuna bakalım? Mutlu muyuz, içimiz rahatladı mı, ferahlayıverdik mi?

“Hayatta böyle bir şey gelmez benim başıma” cümlesi kadar kof ve aptalca başka bir cümle kuramazsınız oysa... Kızınız bir gün büyüyüvermiştir işte sizden habersiz. Gönlünü hiç de onaylamadığınız birisine kaptırıvermiştir. O kahrolası çocukla Çamlıca’da gezip durmaktadır. Veya çok sevdiğiniz eşiniz, sizden aniden soğumuştur da başınızı döndürüp sizi yere yıkacak kadar sarsıvermiştir bu iş sizi... Kırılmışsınızdır, küsmüşsünüzdür hayata... Her iki bağlantısız olay, hepimizin başından geçebilecek derecede sıradan ve insanidir oysa... Kaldı ki bahsettiğimiz bu iki olay da varsayımdır. Ne kimin kızının Cumhuriyetimizin kurucusunun sağladığı özgürlükler sayesinde Çamlıcalarda gezip tozduğunu biliyoruz, ne de raylara düşen kadının kederden mi fedakarlıktan mı o hale geldiğini. “İşte siz böyle gezersiniz hep” ile “işte siz böyle düşersiniz hep” şeklinde buz tutmuş sağır blokların ardına hapsederiz neticede kendimizi... CHP bu soğuk ve kolay savaşın mimarı olarak arenaya saldığı kendi gladyatörüne de büyük haksızlık etmiştir. Çünkü protezle ikame edilmeyecek derin yaraları var bu coğrafyada kadınlarımızın...

Başörtüsü yasaklarıyla heba edilmiş 25 yılımı hangi protezi takarak onarabilirim misal... Ayrıca size her şeyi anlatmak zorunda da değilim, niçin böyle olduğumu, bir an evvel aranızdan niçin kaçıp gitmek istediğimi, kadınları ve kızları niçin hep tutup kolladığımı, onların usturaya vurduğu saçlarında gizli ve unutmak istese de bir türlü unutamadığı küçük hikayelerini niçin biriktirdiğimi, tuttuğum sırları, ettiğim yeminleri... Anlatmak zorunda değilim size...