Faik Tanrıkulu
Faik Tanrıkulu
Tüm Yazıları

SAHA EXPO 2026 ve Yıldırımhan: Türkiye savunmada yeni bir çağın eşiğinde

Bir zamanlar Türkiye savunma sanayii denildiğinde akla ilk gelen şey, ihtiyaç listeleri ve dış tedarik kapılarıydı. Uçak almak için müttefiklerin onayı, mühimmat almak için siyasi izin, teknoloji transferi için uzun pazarlıklar, kriz anlarında ise ambargo ve bekleyiş...

Bugün ise İstanbul'da düzenlenen SAHA EXPO 2026, Türkiye'nin savunma sanayiinde geldiği noktayı yalnızca sergilenen ürünlerle değil, değişen zihniyetle de gösteriyor. Artık mesele sadece "hangi silahı ürettik?" sorusu değil. Asıl mesele şu: Türkiye, savunma sanayiinde uzun yıllar kendisine dayatılan öğrenilmiş çaresizlik psikolojisini büyük ölçüde yenmiştir.

Francis Fukuyama 1989'da tarihin sonunu ilan ettiğinde, aslında sadece ideolojik bir zafer değil, aynı zamanda uluslararası sistemdeki roller dağılımının da artık değişmeyeceğini ima ediyordu. Batı üretecekti, geri kalan tüketecekti. Batı tasarlayacaktı, geri kalan satın alacaktı. Teknolojinin, özellikle de savunma teknolojisinin akış yönü belliydi: Kuzeyden güneye, merkezden çevreye.

Türkiye de onlarca yıl bu paradigmanın içinde yaşadı. Ambargolar yedi, "müttefik" ülkelerden yedek parça dilendi, kendi gökyüzünü koruyacak sistemi başkalarının insafına bıraktı. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ardından uygulanan ABD silah ambargosu, 2019'daki S-400 krizi sonrası F-35 programından çıkarılma bunlar sadece diplomatik anlaşmazlıklar değildi; Türkiye'ye biçilen rolün hatırlatmalarıydı: "Sen üretme, biz sana satarız."

RAKAMLAR NE DİYOR?

Yıldırımhan'ın teknik özellikleri tek başına bir manifesto niteliğinde: 6.000 kilometre menzil, Mach 9 ile Mach 25 arasında hipersonik hız kapasitesi, sıvı nitrojen tetroksit yakıt sistemi ve dört roket motoru. Bu, Türkiye'nin bugüne kadar geliştirdiği en uzun menzilli, ilk kıtalararası balistik füze. Millî Savunma Bakanlığı AR-GE Merkezi'nin tamamen yerli ve milli imkânlarla geliştirdiği bu sistem, Türkiye'yi ICBM kapasitesine sahip dünya ülkeleri arasına taşıdı.

SAHA EXPO 2026, 120'nin üzerinde ülkeden 1.700'ü aşkın katılımcı firma ve 100.000 metrekareyi aşan sergi alanıyla Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük savunma, havacılık ve uzay sanayi fuarı olarak konumlandı.

Baykar'ın fuarda tanıttığı ürünler de ayrı bir başlık: 1.000 km'yi aşan menziliyle Mızrak dolanan mühimmatı, sürü operasyonlarına yönelik K2 Kamikaze İHA ve Sivrisinek akıllı mühimmatı bunlar artık prototip değil, operasyonel sistemler.

2002'de 248 milyon dolar olan savunma ihracatı, 2025'te 10 milyar doları aşarak yaklaşık 40 kat arttı. Savunma ve havacılık ihracatının Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı 2022'de yüzde 1,7 iken 2025'te yüzde 3,7'ye yükseldi. 2025 yılında yapılan yeni satış sözleşmelerinin tutarı ise 17,8 milyar dolara ulaştı.

Türkiye bugün savunma ihracatında dünyada 11. sırada. Dört Türk savunma şirketi küresel ilk 100 listesinde yer alıyor. 180 farklı ülkeye ürün ihraç ediliyor ve bu ihracatın yüzde 57'si AB, NATO ülkeleri ve ABD'ye gerçekleşiyor.

Dünya basınının SAHA EXPO 2026'ya verdiği tepkiler bunun kanıtı: İsrail basını Maariv, Yıldırımhan'ı "dünyayı şaşırtan balistik füze canavarı" olarak nitelendirdi. Kikar gazetesi "Türkiye'den gelen cehennem" başlığını attı. BAE merkezli The National, "NATO üyesi ülke, önemli bir askeri tedarikçi olarak itibar kazanıyor" değerlendirmesini yaptı. İspanyol savunma yayını Aviacionline, Türkiye'nin ilk ICBM'ini manşetine taşıdı.

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİĞİN SONU

Martin Seligman'ın psikoloji literatürüne kazandırdığı "öğrenilmiş çaresizlik" kavramı, belki de Türkiye'nin savunma sanayii hikâyesini anlamak için en uygun çerçeveyi sunuyor. Onlarca yıl boyunca ambargolarla, teknoloji transferi engeliyle, "sen bunu yapamazsın" mesajlarıyla koşullandırılmış bir ülke, bir noktada bu çaresizliği içselleştirme riski taşır.

Türkiye bu riski yendi. Bunu İHA'larla başladı. Bayraktar TB2 Karabağ'da ve Ukrayna'da savaşın seyrini değiştirdi. Sonra deniz platformlarına geçti TCG İstanbul milli firkateyn olarak envantere girdi. Altay T1 ana muharebe tankıyla kara sistemlerinde söz sahibi oldu. Şimdi ise Yıldırımhan ile kıtalararası caydırıcılık kapasitesine ulaştı.

TARİH TEKERRÜR ETMİYOR, YENİDEN YAZILIYOR

Yıldırımhan'ın gövdesinde iki sembol var: Burun kısmında Mustafa Kemal Atatürk'ün imzası, yan yüzünde Yıldırım Bayezid'in tuğrası. Bu, bir füzenin estetiğinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Cumhuriyetin kuruluş vizyonu ile imparatorluk mirasının stratejik sentezini, geçmişle gelecek arasında kurulan bir köprüyü simgeliyor.

Türkiye artık savunma sanayiinde başkalarının yazdığı senaryonun figüranı değildir. Kendi mühendisleriyle, kendi firmalarıyla, kendi Ar-Ge merkezleriyle ve kendi stratejik vizyonuyla yeni bir savunma ekosistemi inşa etmektedir.

Bir dönem ambargolarla terbiye edilmek istenen Türkiye, bugün teknolojiyle caydırıcılık üreten bir ülkeye dönüşmektedir. Bu, sadece savunma sanayiinin değil, Türkiye'nin özgüveninin de dönüşümüdür.