Mustafa SABRİ BEŞER
Mustafa SABRİ BEŞER
mustafa.beser@star.com.tr
Tüm Yazıları

Savaş böyle başlar, normalleşerek!

Tarih, büyük yıkımları birdenbire yazmaz. Önce dili yıkar, sonra utancı, sonra insanı.

Roma'nın çöküşünü tek bir barbar istilası değil, senato kürsüsündeki sessizlik hazırlamıştı.

Osmanlı'nın dağılışını tek bir savaş meydanı değil, vicdanın bürokratikleşmesi başlatmıştı.

Gazze, artık bir haber başlığı değil, bir medeniyet sorusudur.

Bir şehir yıkıldı. Sadece binalar değil, kelimeler yıkıldı. "Uluslararası hukuk" sözü yıkıldı, "İnsani koridor" mefhumu yıkıldı.

BM kürsüsünde söylenen her cümle, dökülen her kanın üstüne birer mermer levha gibi yığıldı.

Bu, modern çağın en rafine vahşetidir, acıyı gömmek için mermer değil, kelime kullanmak!

Gazze'den sonra dünya, bir eşikten geçti. Bu eşik görünmüyor, tabelası yok, kimse kurdele kesmedi. Ama geçildi.

Bir tarafın ölümü sıradanlaştı, öbür tarafın korkusu büyütüldü. Şefkat, diplomasi metinlerinden çıkarıldı. Utanç, ekranlardan çıkarıldı. Merhamet, lüks bir duygu muamelesi gördü.

Suriye'de milyonlar yerinden edildi, dünya "karmaşık bir mesele" dedi.

Ruanda'da soykırım yaşandı, dünya "bölgesel dinamikler" dedi.

Filistin'de onlarca yıl süren bir zulüm işlendi, dünya "iki devletli çözüm" dedi.

Bu çözümler, birer örtbas reçetesiydi. Meselenin üstünü örtmek için üretilen diplomatik morfin.

Ve şimdi İran hattı.

Bu hattı sıradan bir bölgesel gerilim olarak okumak, pusulasız seyahat etmektir. İran meselesi, nükleerin ötesinde, bölgenin enerji damarlarını, deniz yollarını, ittifak haritasını ve en önemlisi "Yeni Dünya Düzeni"nin kimin eliyle çizileceğini doğrudan ilgilendiriyor.

Hürmüz Boğazı'nın kapandığı sabah, bir petrol kuyusu değil, küresel ekonominin nefes borusu kapanır.

Soğuk Savaş döneminde nükleer caydırıcılık teorisyeni Herman Kahn şunu söylemişti: "Savaş, başladı diye duyurulmaz, normalleşerek başlar."

Önce dil normalleşir, ölüm, harita, çocukların korkusu normalleşir, gece yarısı sirenleri normalleşir. Sonunda savaş, hava gibi kabullenilir.

Bu normalleşme bugün önümüzde canlı canlı yaşanıyor.

Bir füzenin vurduğu koordinatlar, akşam haberlerinde iki dakika yer buluyor. Ardından bir şarkı yarışması, sonra bir futbol skoru.

Ölüm, breaking news formatına sığdırılıyor, izleyici de bu formata alışıyor. Alışınca ürpermiyor.

Ürkmeyen toplum direniyor mu? Hayır. Sadece izliyor.

Gazze'nin bıraktığı en derin yara, enkaz değil, ahlaki frenlerin gevşemesiydi.

Gazze'de hesap sorulmaması, İran hattında daha büyük bir cüreti mümkün kıldı.

İran'da hesap sorulmaması, yarın başka bir hatta daha büyük bir cüreti besler.

Zincir böyle uzar, halka sayısı artar, kimin elinde olduğu unutulur.

Türkiye, bu denklemin dışında değil. NATO üyeliği ve bölgesel aktörlük arasında yürüdüğü ip, bugün her zamankinden ince.

Gazze'ye gösterilen tepkinin uluslararası arenada ne anlama geldiği, İran hattındaki hamlelerin Ankara'yı nasıl konumlandırdığı, aynı anda birden fazla denklemi çözmeyi gerektiriyor.

Bu çözümü kolaylaştıracak olan ne silah sistemidir ne de ittifak belgesi. Güvenilir bir ahlaki duruştur. Söylemle eylemin örtüştüğü bir siyasi iradedir.

Daha yolun başında siyasi iradenin, şahsiyetli bir liderin kıymetini müşahede etmeye başladık. Hamdolsun. Ya altılıdan biri bu süreçte, bu coğrafyayı yönetmek için başımızda olaydı! Hafazanallah!

Nurettin Topçu, "Anadolu'nun ruhu" derken bir coğrafyayı değil, bir sorumluluğu kastederdi. Bu topraklar hem Doğu'nun hem Batı'nın sancısını taşıyan bir emanet noktasıdır.

Bu emaneti taşımak ne saf bir batıcılıkla ne de kapanmacı bir Doğuculukla mümkündür.

Bir çocuğun kanı, hangi bayrak altında döküldüğünden bağımsız olarak kırmızıdır.

Bir şehrin enkaza dönmesi, jeopolitik denge gerekçesiyle meşrulaştırılamaz.

Uluslararası hukukun bir taraf için işleyip diğer taraf için askıya alınması, hukukun değil, gücün hâkimiyetidir.

Ve güç, tarihte yazılı haricinde hiç kalıcı olmamıştır.

Asurlular güçlüydü.

Romalılar güçlüydü.

Moğollar güçlüydü.

Hepsi geçti.

Bu çağın onurunu ölçmek isteyen, Gazze'ye baksın.

Bu çağın geleceğini görmek isteyen, İran hattına baksın...