Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

‘Selefi Kemalizm’, ‘ılımlı Atatürkçülük’

Halime Kökçe tüm yazıları

Kimi aydınlarımız laiklik-İslam çatışmasının modasının geçtiğini, “başörtülülerden korkuyorum” gibi beyanların AK Parti için taze kan olduğunu iddia ediyor. Türkiye Cumhuriyetinin kurucu rejimi “Atatürk milliyetçiliği” olarak kayıtlı olduğu, örgün eğitimdeki ideolojik yükleme devam ettiği müddetçe bazı çatışmaların sulh bulması mümkün mü, emin değilim.

Kuzey Kore’den farklı olarak 10 Kasımlarda ağlamayana ceza kesilmiyor, ama tüm milli bayramlar ve 10 Kasımlar Atatürk kültü üzerine kurulu bir “resmi ibadet seremonisi” olarak idrak ediliyor. Bir ara Atatürk’ün Samsun’a çıkışının tarihi olan 19 Mayıs’ta pasta da kesilmişti yanlış hatırlamıyorsam. 10 Kasım’da Nutuk’tan mukabele yapıldığı ve hatim indirildiği de vaki.

Şu halde “Kemalizm öldü mü” tartışmasının anlamı nedir?

Altan Öymen, “ne münasebet kim demiş Atatürkçülük zayıflıyor, zayıflasa bunca insan ellerinde bayrak sokağa dökülür mü?” diyor. Galiba tam da bu yüzden. Atatürkçülük elindeki baskı mekanizmalarını kaybettiği ve kendini eskisi kadar güçlü hissetmediği için mümin Atatürkçüler ellerinde kalpaklı Atatürk resimli “yeni Türk bayrakları” ile sokağa dökülüyorlar. Marjinalleştikçe görünürlükleri artıyor.

Bir tarafta kendine Mustafa Kemal’inaskerleri diyen kuruluş yıllarının tortusu bu kesim, bir de  “ılımlı Atatürkçülük” diyebileceğimiz başka bir olgu var.

Kemalizm asker kaybediyor!

Kemalizm “korkuyorum, yoksa sen korkmuyor musun” parodisi ile giderek kifayetsiz bir selefiliğe duçar olmaktadır. Atatürkçülüğün tarihsel bir okumasını yapamayan bu dar ideolojik düşünce kalıbı, onu evrensel bir doğru mesabesinde algılamakta, bu yüzden de çağa uymayan her durumda, geriye dönük her sorgulama karşısında, Atatürk’ün demokratlığını “Atatürk muhalefet partisini bizzat kurdurmadı mı” diyerek ispatlamaya çalışmakta ve fakat söz konusu muhalefet partisinin akıbetiyle oracıkta yanlışlanmaktadır.

Yaşlı Avrupa’nın göçmenler karşısındaki en büyük çaresizliğinin kendi “öz vatandaşlarını” çoğalmaya ikna edememesi gibi, zaten demografik olarak dezavantajlı olan Türkiye’deki “selefi Kemalist” kesim giderek daha fazla “asker” kaybetmektedir. Muvazzaflara sitemkar bir Atatürkçülük çeşidi türemiştir. “Cumhuriyeti koruyamayan askerlere” sitem savururken “Mustafa Kemal’in genç askerleri” bayrağı devralmak istemektedir.

Ama son tahlilde bir bütün olarak Atatürkçü ideoloji için asıl sorun tashih edilmemiş, çağdaşlaştırılmamış bir Atatürkçülüğün yeni nesillere hiçbir şey söyleyemeyecek olması. Milli Eğitim’in ağır ideolojik müfredatına rağmen daha ilkokuldaki çocuklar bile Atatürk kültünü bir anda fıkraya dönüştüren sorular sorabilmektedir. Öyle görünüyor ki AK Parti Atatürkçülüğü çağdaşlaştırıyor ve dolayısıyla fıkralaşmaktan koruyor. Bu süreçte “ılımlı Atatürkçülük” de kendine yer ediyor.

“Selefi Kemalizm” karşısına “ılımlı Atatürkçülüğü” koymak, Atatürkçülüğe yeni bir meşruiyet penceresi açmaktır. Murat Menteş’in “Rahmetli Atatürk” demesi de kendi muradı ne olursa olsun bu çabanın bir ifadesi olarak okunabilir. Atatürk’ün naçiz bedeni toprak olsa da birileri onu ilelebet hayırla yadedecektir, buna şüphe yok. Ancak bugün asıl tartışmamız gereken, birlikte yaşamak için ihtiyacımız olan şeyin ne olduğudur. Birlikte yaşamanın asgari müşterekini “ılımlı Atatürkçülük”te mi bulacağız? Selefi Kemalizm katı bir ideoloji olarak kitleselleşemeyecek ama biz seyreltilmiş bir Atatürkçülüğü “devletin başat ideolojik aygıtı”olarak 2071 hedefleri arasında muhafaza mı edeceğiz?