
(Suçları, suçluluğu ve suçluluk psikolojisini araştıran ilim koluna hukukta verilen isimle) 'Kriminoloji'de çeşitli tarifler verilirken, kullanılan terimlerden birisi de 'kaatillik psikololojisi'dir. 'Kaatillik psikolojisi' izah edilirken, 'katillik suçu' işleyen, yani bir 'cana kıyan' kişi, ordu veya toplum, kendisini suçluluk duygu ve psikolojisinden kurtarabilmek için kendi haklılığına kesin olarak inanır. Kaatil kişinin kendisine iç huzuru bakımından lâzım olan bu duygu orada kalmaz ve suç işlemekte haklı ve doğru iş yaptığına dair kanaatle, daha başka cinayetler işlemekte de, kendisini hep haklı ve hattâ yetkili görür. Bu anlayış, birbirini takib eden başka 'katl fiilleri'nin, 'serî kaatillik' sahnesini de ortaya çıkarır.
*
9 Mart Pazartesi akşamı, Amerikan Başkanı Trump'ın medya mensuplarıyla yaptığı bir soru-cevap faslını izleyenler diyebilirler ki, ortaya çıkan tablo, baştan sona bir laf yığını tablosu idi. Özellikle, Güney İran'da Hürmüz Boğazı'na yakın bölgedeki Minab şehrinde bir okulun bombardıman edilerek, 170'i aşkın kız öğrencilerin Amerikan bombardımanı sonucu katledilmesi faciası konusunda söyledikleri bir çelişkiler yumağı oluşturuyordu.. Gerektiğinde, 'her şeyden haberdar' güçlü bir Başkan Trump, ama, sorumluluk yüklenmeye gelince, 'Bilmiyorum, haberim yok..' diyebiliyordu. Ama öyle bir cinayetin 10'da birisi rakamlarda, 18-20 kadar insan, emperyalist dünyanın okullarında öldürülseydi, konunun kenarından geçerler miydi, yoksa bütün dünyayı da kendi acıları için ağlatmaya çalışmazlar mıydı?
*
Trump, kendisine sorulan soruların her birisine verdiği cevaplarda da benzer tutarsızlıklar ve tuhaf iddialar sergiliyordu:
Hele, 'İnkılab Rehberi' sıfatıyla İran'daki sistemin en üst siması olan Seyyid Ali Khameneî'yi öldürttükten sonra, yerine getirilecek 'yeni dinî lider'in kim olması gerektiğine dair, 'kendisinin görüşünün sorulması'nı isteyecek kadar en azgın tarzda bir güç gösterisi yapan ve amma böyle yapılmayıp, Seyyid Ali Khameneî'nin oğlu Müctebâ Khameneî'nin yeni 'İnkılab Rehberi' olarak belirlenmesi üzerine, 'Hayal kırıklığına uğradım' diyen bir Trump, kendisiyle işbirliği yapabilecek bir 'dinî lider'i bile planladığını hissettiriyordu da; 'dinî lider' statüsünde, o gibi kimselerin ve milyonların hançerelerinden yükselen 'Allah'u Ekber!' nidalarıyla kurulmuş ve İran şartlarında daha iyisini idealize ederek istemenin ve beklemenin haksızlık olacağı ve 50 yıla yakın bir çetin mücadelenin içinden çıkan bir halkın büyük kesimi tarafından, bir 'Amerikan kuklası'nın kabul edilmeyeceğini düşünemeyecek kadar bir idrak zafiyeti sergiliyordu Trump..
Daha da ilginç olan şu ki, Trump, geçen seneki seçim öncesinde, kendi imzasını taşıyan milyonlarca 'İncil' bastırıp Amerikan halkının büyük ekseriyetinin bağlısı olduğu kabul edilen kitleler arasında dağıttırırken, kendisinin 'Tanrı' inancı taşıdığını da sık sık dile getirmesine rağmen, o 'Tanrı' inancıyla da bağdaşmayan şekilde, insanların yaşayıp yaşamayacakları üzerinde kendisinin ve Amerikan sisteminin 'tek söz sahibi' olduklarını anlatmak istercesine; İran'da Khameneî'in yerine getirilen oğlu Müctebâ'nın ömrünün de sınırlı olduğunu ve öldürülmesi için gereken ekipleri harekete geçirdiklerini de belirtiyor..
Kezâ, İsrail rejiminin 14 Mayıs 1948'den beri, Amerikan Başkanları olan bütün selefleri gibi Trump da, eski Amerikan Başkanları gibi, en stratejik vazifelerinin 'İsrail'in varlığı korumak olduğunu' açıkça söylüyorlar..
Eski Amerikan Başkanı Joe Biden , 'Burada İsrail adında bir devlet kurulmamış olsaydı bile, biz, Batı medeniyeti ve dünyası olarak orada böyle bir devleti yine kurardık..' diyordu. Yani, Müslüman coğrafyalarının ortasına bir zehirli hançer saplayıp, halkları Müslüman olan nice devletleri birbiriyle uğraştırmak ve savaştırmayı hayal ettikleri fitne ateşinden sonra, devreye girip, kendi menfaatlerini devşirmek hesapları.. Zavallı Trump, 80 yaşını geçmiş birisi olarak, kendisinin ömrünün ne ve nasıl son bulacağını düşünemediği, kendisinin de nice muarızlarından çok daha çabuk şekilde dünya hayatını tamamlayabileceğini akledemezken, hâlâ, İran'da, Seyyid Ali Khameneî sonrası için uçuk idealler peşinde olduklarını ortaya koyuyordu.
*
1979 yılında , babasının kaçışı sırasında, ayrıldığı İran'a bir gün yeniden dönebilirse, babasının Şahlık sistemini ihya edebileceğini rüyasını gören ve Amerikan himayesinde hayaller kurarak yaşayan Rıza Pehlevî ise, kendisine bilgi sunan bazı İranlıların sözleriyle heyecanlanıp cevaben, yeni bir 'Haçlı Seferi' düzenlenmesi zamanının geldiğini ve bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini söylüyordu, geçen hafta..
Şimdilerde, Amerikan emperyalizmi ve onun Müslüman coğrafyalarının ortasına İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki özel şartları fırsat bilerek zor kullanarak yerleştirdikleri İsrail rejiminin uçakları Tahran, İsfahan ve Tebriz gibi büyük merkezleri bombardıman ediyorlar.
Ve bir kez daha teessüf edilecek durumdur ki, halkı Müslüman ülkelerin birlikte kurdukları İslam İşbirliği Teşkilatı ve İslam Konferansı gibi yaldızlı isimleri olan uluslararası -ve sözde İslamî-kuruluşlardan en küçük bir itiraz sesi yükselmiyor..
Böyle bir sessizlik ve uyuşukluk görüntüsü devam ederken, Siyonist Yahudiler ve onların baş hâmisi konumunda olan Amerikan emperyalizmi ve Avrupa Birliği üyesi devletler bu hareketsizliği niye değerlendirmesinler..