
Hz. Amiş Efendimiz söylesin: 'Taş taş olmuş, yere yatmış... Onun kaderinde basılmak var. Ama sen sen ol! Yolda bir taş gördüğün zaman, sakın onu ayağınla itme! Elinle kaldır, bir kenara bırak...'
Fulya İbanoğlu hanımefendinin, "Kelimat Amişnameler" adlı eseri; Fatih Sultan Mehmet Han'ın son türbedarı, sertürbadar, pir-i türbedar Ahmet Amiş Efendi hazretlerinin güzel hatıralarını bize ulaştırıyor. Ön sözünden itibaren hemen anlaşılıyor ki; her ne kadar henüz tanışmamış olsam da Fulya Hanım, adeta bir asrın ardından gelen muhibbanındandır hazretin. Zira o kadar ince detaylarla tariflemiş ki sahifeleri, o kadar titiz bir araştırma ile adeta yolculuğa benzer bir arayışla kaleme almış ki eserini, ister istemez bizim gibi dışarıdan seyredenlere bile o aşk macerasını sezdiriyor... Ve yine sezmekteyiz ki, büyük pirlerin kolları zamanları aşar, sevenlerini kollar, hatta çekip çevirir, yol gösterir, ben buradayım der... Ve akademik özen, işini ciddiye alış, adeta bir sevgilinin evini arayışa dönüşür, bir kitap olarak çıkar karşımıza... Fulya hanımın ellerine, gönlüne sağlık...
Sevgilinin evinin, büyük kısmını keşfetmiş zannederim Fulya hanım. Amiş Efendimize dair ulaşabildiği mektuplar, nameler, defterler, sözlü aktarımlar, hatırat, mülakat derken evliyanın sırlarından bazıları, günümüze kadar taşınmış...
Fatih Sultan Mehmet Han'ın son türbedarı, türbedarların piri Tırnovalı Ahmet Amiş Efendinin veladeti 1807 yılına isabet ediyor, sırlandığındaysa 1920'ymiş sene. Osmanlı'nın 1800'lü yıllarını, Rumeli'yi, Payitaht İstanbul'unu, meşrutiyetleri, uzun harp günlerini, her seferinde daralma ve göç, yoksulluk ve iltica anlamındaki zorunlu nüfus akımlarını görmüş yaşamış bir büyük tanık olarak Ahmet Amiş Efendi... Halvetiye-Şabaniye yolunun mürşid-i kamillerinden...
Ders ve feyzleri sohbet üzere. Sohbetlerinde yetişen pek çok alim, sanatkar, sohbetlerinden irşad olan nice devlet adamı var. Hayatı; sevenlerinin hatıraları eşliğinde, bazı kereler yayım dünyasında yerini bulmuş. Hatta bendenizin de kendisiyle ilgili olarak bulabildiğim iki ayrı kitap hakkında yazılarım vardır. Ama bizatihi kaleme alarak ardında bıraktığı yazılı eseri de yok Mübareğin! Bunun da "son türbedar" oluşunun sırrıyla alakalı olabileceğini düşünüyorum kısmen.
Türbeler gümbür gümbür kapanmış efendim vakti zamanında. Yoksulların, kalbi gönlü kırıkların, biçarelerin, aklı yetenin yetmeyenin, muradına erememişlerin, derdine derman, yarasına şifa arayanların pervane gibi aşındırdığı türbelerin kapıları kapanmış. Kapanmış büyük bir kapı var, kapılar var, böyle düşününce insan, "ah" diyor içinden... Bu bir nostalji sızısı değil... Bunu sadece ülkenin modernleşme hikayesi bağlamında okumak da yetersiz kalır. Öyle zannederim ki, işin içinde bazı sırlı yönler, nasib ile ilgili, kader-kısmet ile ilgili olan bazı kısımlar da vardır.
Kitabı okuduktan sonra, "sırra kadem basmak" kavramı üzerine daldım bendeniz. Ama her batan yüzeye çıkar, her kaybolan başka yerden bulunur derler, işte bakınız ki bir asrın ardından bir hanım yazarımız çıkıp, son türbedarın sanki biraz da bilerek isteyerek veya büyük bir kadere boyun eğerek, sislerle gizleyiverdiği katrelerden getirmiş işte bizlere...
Amiş Efendimiz; sırlı, cezbeli, nükteleri olan, her cümlesi göklerden bir sayfa gibi açılıveren bir Kutub... Onun kelime ve hatıratını sanki bir ansiklopedi titizliğinde, mufassal bir sözlük gibi, kullanışlı bir prosedür gibi aktarmış bizlere Fulya Hanım. Nakilleri okurken bazı paragrafların şathiyat bahsinden epey debdebeli olduğunu da görüyorsunuz. Okurken "...bir şiir gibi" diyesi geliyor insanın.
Kitabın yazılış hikayesindeki özen ve içeriği pek ala... Lakin nedendir bilinmez kitap gönlüme hüzün yağdırdı. Bende uyandırdığı iç dalgalanma ise; "sevgilinin evi nerede?" şeklinde bir nida hatta mırıltı... Sanki vakit akşam olmuş, yollar kapanmış, herkes evlerine kaçışmış da bir tek biz bu çağın divaneleri kalmışız gibi gecenin içinde, evsiz, hanesiz, yetimler gibi... Böyle bir his yağmuruna taşıdı kitap beni.
Türbelerin kapanışıyla birlikte, bizleri Hz. Peygamberimizin (sav) yoluna tatbiki olarak bağlayacak güzel örnekler de tek tek sırlanmış. Bunun politik, sosyolojik tartışmasına girmeden, bu kapanışın bende bıraktığı sızı özellikle kitabı okuduktan sonra daha da depreşti.
Modern dünyanın, modern buhranları içerisinde hiç bitmeyen arayışlarımız, bir türlü sonu gelmeyen huzursuzluklarımızla düşündüğümüzde, bizim kaçırdığımız şey neydi acaba? Aklına takılanı kime soracaksın, derdini kime söyleyip da göz yaşı dökebileceksin, gördüğün rüyayı kime anlatacaksın, sırrını kiminle paylaşacaksın, manevi şifayı kimden bulacaksın... Kimlerdi bizlere huzurun yolunu tarif edecekler? Kimlerdi bizlere Hz. Peygamberin (s) sevgisini kalplerimizden taşırtacak?
Bir tebessüm ettiklerinde veya bir gülü kokladıklarında Medine rüzgarlarını bizlere taşıyacak olanlar, neredeydiler... Nereye gitmişlerdi...
Sevgilinin evi neredeydi?
Okuma Önerisi: Fulya İbanoğlu. Kelimat Amişnameler. Dergah. 2025