Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

Siyasi istikrarın garantisi sistem mi yoksa parti mi olmalıdır?

Resul Tosun tüm yazıları

Gelişmenin de kalkınmanın da ilerlemenin de zenginleşmenin de büyümenin de olmazsa olmazı siyasi istikrardır

Tek partili rejimlerde de siyasi istikrar var gibi görünür ama aslında yönetim belli bir grubun elinde olduğu ve halkın tercih hakkı bulunmadığı için rekabet yoktur. Esed Suriyesi, Bin Ali Tunus’u, Mübarek Mısır’ı, Saddam Irak’ı gibi.

Siyasi istikrar derken çok partili rejimlerdeki siyasi istikrarı kastediyorum.

Halkın beğenmediği siyasetçiyi değiştirebileceği bir istikrar rejimi.

***

Demokrasi kültürünün olgunlaştığı ve yerleştiği ülkelerde parlamenter sistem de siyasi istikrarı sağlayabilir. Ama her zaman değil.

Nitekim Fransa’da parlamenter sistem tıkanınca 5. Cumhuriyet aşamasında yarı başkanlık sistemine geçilmiştir.

Yarı başkanlık sisteminde de eğer hükümeti tek başına cumhurbaşkanının partisi kurmuşsa istikrar vardır ve sistem başkanlık sistemine daha yakındır.

Yok eğer cumhurbaşkanının partisi hükümeti kuracak başarıyı elde edememişse o zaman da sistem parlamenter sisteme daha yakın bir yapıya dönüşür. Siyasi istikrar sallantıdadır.

***

Çok partili demokratik sistemler içinde siyasi istikrarı garanti eden tek sistem başkanlık sistemidir.

Başkan belli bir süre için seçilir ve süresini tamamlayıncaya kadar icraatlarını yapar. Sert kuvvetler ayrılığı sebebiyle gensoru ve güven oyu gibi yürütmeyi yasamaya mahkum eden kurumlara takılmadan başkan hükümet eder.

Başarılı olursa halk yeniden seçer, olamazsa gider.

En başarısız başkan döneminde bile siyasi istikrar hakimdir ve ülke gelişmese de en azından geri gitmez. En fazla dört/beş yıl kaybeder.

***

Parlamenter sistemde öyle mi?

1950 yılından beri gerçek manada çok partili bir sistemimiz var. Tam 65 yıl.

Bu süre içinde ülkenin tüm kazanımları siyasi istikrarın sağlandığı tek parti hükümetleri zamanındadır.

10 yıl DP, 4 yıl AP, 8 yıl ANAP ve 13 yıl AK Parti dönemleri toplam 35 yıl ülkenin geliştiği ve kalkındığı dönemlerdir.

Geri kalan 30 yıl ise koalisyonlar dönemidir ve bütün kazanılmamızı koalisyonlar döneminde kaybetmişizdir.

Menderes’ten sonra 1960-65 arası önceki 10 yılda ede edilen kazanımlar kaybedilmiştir.

Demirel’den sonra 1969-1983 arası tam bir kaos dönemidir.

Özal’dan sonra 1991-2002 arası devletin iflas ettiği dönemdir.

***

Bizde koalisyon kültürü oluşmadığı için ve toplum aşırı politize olduğu için koalisyon dönemleri gerileme, kaybetme ve kaos dönemleridir.

İstikrarı yakaladığımız dönemler de güçlü lideri bulunan partilerin iktidar olduğu dönemlerdir.

Yani istikrar partiye ve liderlere bağlıdır. Oysa istikrarı sistem garanti etmelidir parti ve liderlere bağlı olmamalıdır.

İstikrarı garanti eden tek demokratik sistem başkanlıktır.

Tabii ki denetlenebilir ve dengelenebilir başkanlık sistemi.

***

Zaten şu anda siyasi istikrar var neden başkanlık sorusu akla gelebilir.

Bu istikrar sistemin getirdiği bir istikrar değil, Erdoğan liderliğinde kurulan AK Parti’nin getirdiği bir istikrardır. Oysa istikrarı kişi ve partiler değil sistem garanti etmelidir.

Ben başkanlık sistemini AK Parti ya da Erdoğan için tercih edenlerden değilim. AK Parti zaten iktidar ve Erdoğan devletin zaten başında. Daha önce yazdığım gibi başkanlığın onlara faydası daha hızlı icraat olacaktır.

Bana sorarsınız Türkiye başkanlık sistemine asıl Erdoğan’dan ve AK Parti’den sonraki dönemde muhtaçtır!