Yazarlar

Ahmet KEKEÇ

Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com

Siz haklısınız

Hep çatık kaşlı yazılar mı yazacaksın? Hep birileriyle “çekişme” halinde mi olacaksın? Bayramın havasını kokusunu yansıtan üç-beş satır karalamayacak mısın?

Denedim, olmuyor.

Müflis tüccarlar gibi, “eski defterleri” karıştırmaktan başka çare bulamadım.

Kendimden araklama yolunu seçtim.

İşte, vakti zamanında karaladığım naçiz satırlar:

Kafka’nın Prag’ında, ya da yüzlerinde yorgunluk, bezginlik, soğukluk okunan insanların yekûn tuttuğu Hamsun’un Oslo’sunda değil, adlı adınca İstanbul’dasın...

Nicedir bir kuzey ülkesi soğukluğu, kasveti, ruhsuzluğu.

Kemal Tahir olsaydı, “Ne oluyoruz arkadaş?” derdi.

Bir “yabancılaştırma efekti” gibi sarıyor kent insanı.

Daha gündüzden kararıyor ortalık, sokak lambaları gündüzden yanıyor, kepenkler erkenden, aynı anda ve gürültülerle iniyor. Yazın bitmesine daha çok var oysa...

Uygarlığın bize göre olmadığını (“Uygarlık bize göre değil” demişti Oğuz Atay) böyle böyle daha mı iyi anlıyor insan?

Batı, Cemil Meriç’in de altını çizdiği gibi, “sıkıntı”dan ve bireysel bencillikten zarar gördüğü için kurumsallaştırmış bunu.

Şatafatlı adlar takmış sonra.

Aile demiş, parti demiş, sınıf demiş. Yıldönümleri, yaşdönümleri, bayramlar, günler, geceler, kutlamalar ihdas etmiş... Ardından bu kurumların gölgesinde her cinayeti işlemiş.

İstanbul’a bakıyorum:

Kapkara gökyüzü.

Kapkara bloklar.

Mutsuz çehreler.

Üstüne üstlük bir de yağmurun soğuk, gri, kasvetli karanlığı.

Sokaklarda, kaldırımlarda, bulvarlarda şaşkın, saralı, idrak yoksunu solucanlar gibi dolaşan insanlar.

Nedir aradıkları?

Oradan, “Başka bir şey” diye atılıyor Fatma İnayet. (Adalet Hanım’ın kulakları çınlasın.)

Başka bir şey...

Dünyayı tanıma, anlamlandırma isteğinin, yalnızca bir “istek” olmadığını tanıtlayan bir şey mi?

Bugün bayramın son günü üstelik...

Bayram biter, (varsa) tatilciler döner, okullar açılır, hayat normale döner diye bekliyorsanız, nafile!

Bu kez Noel telaşesi başlayacaktır ki, telaşenin de ötesinde bir çılgınlık, bir maskaralık, düpedüz bir yüzsüzlük yarışı.

Vitrinler ışıklı çam ağaçlarıyla donatılacak, alışveriş merkezlerinin kapısına “Noel Baba” kılıklı elemanlar dikilecek, büyük mağazaların girişinde “hindi tevzi” stantları açılacak ve birbirinden nefret eden, birbirinin ayağını kaydırmayı varoluşunun gereği sayan, muasır medeniyetler seviyesine yaklaştıkça sapıtıp başkalaşan ve kuzey insanı bencilliğini kuşanan insanlar yeni yılın “tasa ve kıvancını” paylaşacak.

Gülünç.

Bir o kadar da acıklı tabii.

Bu yazı, “Nerede o eski bayramlar” edebiyatından gına geldiğini anlatmak, güya meseleyi “ti”ye almak amacıyla kurgulanmıştı.

Muharrir bu niyetle oturmuştu masaya.

Umumi manzarayı görünce vazgeçti.

Eski bayramların kokusu, tadı, rengi, sesi (eski bayramların “sesi”, evet) kalmamış.

Siz haklısınız.