Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Sizi ahlaka davet ediyorum Ali Bey!

Muhterem Ali Bulaç, hakkındaki yazıma cevap vermiş... “İktidara toz kondurmayan yazarların” her eleştiriyi “yıkıcı saldırı” saydıklarını ve eleştiri sahiplerine karşı “Sen de geçmişte böyle yapmıştın” diyerek defans geliştirdiklerini söylüyor. 

Hemen cevabımı yapıştırıyorum:

Entelektüel kavrayışı yüksek Ali Bulaç okuduğunu anlamıyor... Ya da işine geldiği gibi anlıyor... Bulaç’ın iktidara yönelik eleştirileri, öncelikle iktidarın alınganlık çıkarması gereken bir konudur. Bana ne!

Hükümet cenahından bu eleştirileri ciddiye alan varsa, cevabını verir. Ben iktidar yetkilisi olsaydım, ciddiye almazdım. Nedenini birazdan açıklayacağım.

Ben, Bulaç’ın, “İslamcı entelektüeller devletleştirildi” iddiasını teşrih masasına yatırdığımı hatırlıyorum. Yanlış mı hatırlıyorum? 

Bir kez daha tekrarlayayım o halde:

Devletleştirilmiş bir İslamcı aydın bilmiyorum ama belediyeler eliyle kamusallaştırmış (belediyeler tarafından ihaleye boğulmuş) İslamcı sosyolog tanıyorum. Ali Bey vaktiyle belediyelerle girdiği teşrik-i mesaiyi anlatsın bize...

Şunu demek istiyorum:

Bir konuda söz söyleyebilme (eleştiri yöneltme) hakkını elde edebilmeniz için, o konuda steril bir geçmişe ve müktesebata sahip olmanız gerekiyor. Bulaç bu konularda konuşacak en son kişidir.

İkincisi...

Küresel bir vizyon atfettiğiniz oluşumun lideri hakkında, dün, “ağlayan hoca” türünden saygı sınırlarını zorlayan ifadeler kullanıyordunuz. İnsan hiç değilse özeleştiri yapar, “Dün bunları yazmıştım, çok ayıp etmiştim, hatalıyım” filan der.

Her konuda hakkaniyetten ve adaletten yana olan Ali Bulaç’ın, bir dini oluşumla irtibatlandırılan “kirlilikler” konusunda niçin tek kelime etmediği ayrıca tartışma konusudur. 

Soralım o halde:

Siz sadece özel sohbetlerde ve “duvar dibi” konuşmalarında mı zikredersiniz bu “kirlilikleri” Ali Bey? Madem köşenize taşımaya değer görmüyorsunuz, neden duygularınızı açık etmek için “güvenli dost vahaları” arıyorsunuz? Burada bir ikiyüzlülük sezmiyor musunuz?

Üçüncüsü...

Bulaç değerli bir aydın, kıymetli bir düşünürdür... İktidarla kol kola girmesi, belediyelerde ihale kovalaması, cemaatle ilişki tesis etmesi, Erdoğan nefretine dayalı bir politika izlemesi bu niteliklerinden eksiltmez. Dolayısıyla, hiçbir zaman Ali Bey’in aidiyetlerini ve ticari ilişkilerini sorgulamadım. Sorgulanmasını da ayıp sayarım. Çok şükür bugüne kadar bir ihale, bir organizasyon, bir “kültürel etkinlik prodüksiyonu” içinde yer almadığım, danışmanlık yapmadığım, belediyeler tarafından maaşa bağlanmadığım, bedava bilet almadığım, Kültür İşleri Dairesi’nin telifine tamah etmediğim için Ali Bulaç gibi kişilere karşı müddei de olabilirim. Bunu kullanmayı da zül addederim.

Fakat bu değerli aydın, gün geçtikçe kendi değerinden eksiltiyor.

Mesela, Bugün gazetesine verdiği röportajda şöyle diyordu: “2011’de İttihatçı bir ekip Türk dış politikasını ele geçirdi. Bunlar, görünürde Ergenekonculara karşı olan Ergenekoncular! Sistemli bir biçimde AK Parti’ye sızdılar. Partinin dış politikasını ele geçirdiler. Tıpkı Enver Paşa gibi, yeni bir Osmanlı İmparatorluğu kurmanın şehvetine kapıldılar! 2012 yılının başında Kayseri’de, Ahmet Davutoğlu, ‘1911 öncesi sınırlara döneceğiz. Kaybettiğimiz bütün toprakları alacağız. Biz olmadan bölgede yaprak kımıldayamaz’ dedi. Türkiye’deki İslamcı ve ulusalcı zihinler hasta!” (Ali Bulaç, “sızdılar” dediği kişilerle daha düne kadar ortak dergiler çıkarıyordu, ortak kitaplar neşrediyordu. Birçoğuyla da yakın arkadaşlar.) 

Biraz yukarıda, “Ben iktidar yetkilisi olsaydım, ciddiye almazdım” demiştim... Nedeni bu!

Çünkü Ali Bulaç uçuyor.

Hiçbir mesnedi, hiçbir dayanağı, hiçbir karşılığı olmayan sözler söylüyor. Hayko Bağdat ve Hasan Cemal gibiler de bu lafların üzerine atlayıp, “Bak gördünüz mü? İttihatçı oldunuz işte” diye parmak sallıyor.

Entelektüel kavrayışı yüksek Ali Bulaç, sadece uçmuyor.

Bir de yalan söylüyor...

Uydurduğu “yalan” üzerine, dış politika analizleri yapıyor. Utanmıyor da...

Doğrudur, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 2012 yılının başında Kayseri’de bir konuşma yaptı ama hiçbir zaman Ali Bulaç’ın iddia ettiği sözleri söylemedi. 

Söylediği şu: “1911 öncesi sınırlarımızda insani olarak var olmak istiyoruz.”

Normal ve ahlaklı bir insan (normal ve ahlaklıysa gerçekte), önce sözlerinin mesnedini açıklar, iddiasını kanıtlar... Ali Bulaç, hiçbir ahlaki kaygı gözetmiyor, yalan söylemekten çekinmiyor, “Yalanım yüzüme vururlar, rezil olurum” demiyor. Dahası, vicdani bir yükümlülük altına gireceğini ve kul hakkından hesaba çekileceğini düşünmüyor.

Bulaç, cevabi yazısında, “Allah ıslah etsin” buyurmuş...

Buna “âmin” demekten başka bir şey gelmez elimden. Hakikaten Allah ıslah etsin.

İlaveten şunu ekleyebilirim:

Parmakla gösterilir bir aydınsınız, mühim bir düşünürsünüz, Entelektüel kavrayışınız pek yüksek ama ahlak da önemlidir... Dolayısıyla, sizi ahlaka davet ediyorum Ali Bey.

Seni de Hasan Cemal... Seni de ahlaka davet ediyorum.

Hayko Bağdat adlı (hangi “temsil”den geldiği belirsiz) birinin, Ali Bulaç’ın yalanlarına dayalı analizlerini okurlarınla paylaştığın ve çek etme gereği duymadığın için, seni de ahlaka davet ediyorum!