Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Sizin delikanlılığınız süngü görünce biter!

Birileri, vaktiyle, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’e kilim hediye etmişti, hatırlayacaksınız... Afyon Valisi diye aklımda kalmış... 

Hediyedir bu...

Kabul etmemek, çoğu zaman “nezaketsizlik” sayılır.

Eh, Necdet Özel de herhalde, “kilim de, kilim” diye ölmüyordu.

Hatırımda kaldığı kadarıyla, Afyon Valisi’nin bu hediyesini kabul etti. Bir de hatıra fotoğrafı çektirdi... Fotoğraf, “takdim edilirken görülüyor” gibi bayıltıcı ifadelerle gazetelerde yer aldı.

Fakat o da ne?

Matbuattan bir yiğit çıktı, “Al o kilimi de...” diye başlayan ve hediyeyi kabul gafletinde bulunmuş Özel’i sıvayan bir yazı yazdı.

Bu yiğit Altaylardan geliyordu, ismi Fatih Altaylı’ydı ve “Noktalı yerleri siz doldurun” diyerek yaptığı terbiyesizliğin üzerine bir de tüy dikiyordu.

Ben de o sıralarda şöyle bir şeyler yazmıştım: “Neden celadetinizi, öfkenizi, küfürlerinizi siyasetin emrine girmiş generallere yöneltiyorsunuz? Doğan Güreş’e etek giydirmiştiniz mesela... Bir de ‘Tak Şak Paşa’ diye aşağılamıştınız. Darbeye kalkışmayan Yaşar Büyükanıt ve Hilmi Özkök’ü neredeyse maskaraya çevirmiştiniz. Rüştü Erdelhun’u asacaktınız da, asamadınız. Alttan gelecek tazyikten korktunuz. Kilim alan generale karşı bu kadar celilsiniz de, rüşvet alan ve sırasında hepinizi hizaya sokup ‘Al o kalemi...’ diyen darbeci generallerin karşısında neden süt dökmüş kedi gibisiniz?” 

Fatih Altaylı bu yazıma cevap verdi. Kimseye “Tak Şak Paşa” demediğini; tam aksine, askerlerin yürütmenin ve hatta yasamanın emrine uymak zorunda olduklarını düşündüğünü yazdı, filan. 

Fark etmiyordu.

Bir genelemeye kurban gitmiş olması Fatih Altaylı’yı kurtarmıyordu

Meslektaşlarımız, darbe yapmayan generallere karşı kıyıcı bir dil kullanmayı alışkanlık haline getirmişlerdi... “Al o kilimi de...” deyip, noktalı yerleri bizim doldurmamızı isteyen (üstelik noktalı yerlere hangi sözcüklerin geleceğini çok iyi bilen) Altaylı da o dili temellük etmişti. Genellemeden payına düşeni alacaktı... Nitekim aldı.

Bir şey daha:

Fatih Altaylı, “Tam aksine, askerlerin yürütmenin ve hatta yasamanın emrine uymak zorunda olduklarını düşündüm hep” diyordu ama ne zaman böyle düşündüğünü hatırlayamadık... Ben hatırlayamadım mesela. 28 Şubat sürecinde tamamen farklı şeyler düşünüyordu; yasama ve yürütmeyi askerin emrine sokmak için var gücüyle çalışıyordu.

Bu uzun girizgâhın nedeni, sözü, Sözcü’nün ağzı bozuk yazarı Bekir Coşkun’a getirmek içindi.

Bekir Coşkun’umuz dün bir yazı yazdı ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’i göreve çağırdı.

Hayır, darbe yapmaya çağırmadı elbette...

Necdet Özel’in bu tür çağrılara kapalı olduğunu bildiği için, şöyle bir şerh düştü: “Darbe yap diyen yok...”

Bekir Coşkun’un, Necdet Özel’den ne istediği ve hangi alanda göreve çağırdığının bir önemi yok. Bildiğimiz kadarıyla, Özel görevinin başında ve bunu layıkıyla yerine getiriyor.

Bekir Coşkun’un kullandığı “dil”den söz etmek istiyorum.

Hemen yazısının başlığını hatırlatayım: “Paşa mısın, maşa mısın?”

Bu senli-benli laubali girişten sonra alıyor sazı eline“Çocuğun eline tornavida verseniz ‘Bununla ne yapacağım?’ diye sorar... Buna verilmiş 1.5 milyon tüfek... 600 bin asker... 20 bin top... 4 bin tank... Önce biz karşı çıkarız, darbe yap diyen yok... Ama Türkiye bölünürken ‘Bunlarla ne yapacağım’ diye sormuyor...”

Nezaheti kendinden menkul Kemalist yazarın “bu” diye işaret zamiriyle seslendiği kişi, bu ülkenin Genelkurmay Başkanı.

Saygı duymak zorunda değilsiniz.

Sıfatlar takarsınız.

İşaret zamiriyle konuşursunuz.

Siyasetin “maşası” olmakla suçlarsınız.

Bu tamamen sizi keyfinize ve sütünüze kalmış bir durum.

Konu şu:

Darbeci paşalara da aynı işaret zamiriyle seslenebiliyor musunuz? Seslenebildiniz mi?

Meclis’in üzerinde alçak uçuş yapan generaller için, “Al o jetlerini de...” diye saygısız ifadeler kullanabildiniz mi? Noktalı yerleri bizim doldurmamızı istediniz mi?

Kenan Evren onlarca insan astı... “Sen kimin maşasısın?” diyebildiniz mi?

İlker Başbuğ, basın toplantılarında, parmağınızı gözünüze sokarak tehdit cümleleri kurardı... Araya bir-iki “Habermas” filan sıkıştırırdı... “Bunun elinde de şu kadar tüfek, bu kadar tank var, bu kadar asker var... Hâlâ gazetecileri tehdit ediyor” diye yazabildiniz mi?

Demek ki sizin delikanlılığınız darbe yapmayan, siyasetin emrinde olduğunu söyleyen generallere söküyor.

Ne tabansız (ve .....) adamlarsınız siz!

Hadi buradaki noktaları da siz doldurun...