
Çarşamba günü, meselenin güncel durumunun çerçevesini çizmeye çalışmıştım. Bugün de bu konuya devam etmek istiyorum.
YARGIDAN BAĞIŞIKLIK
Sosyal medya şirketleri -hemen her ülkede- bir biçimde yargıdan kaçma eğiliminde.
Bunun en büyük göstergesi "sosyal medya" özelinde yasa yapma yönündeki adımlar.
Biz de bu yönde özel bir yasa çıkardık. 5651 sayılı İnternet Yasası* bu konudaki en temel düzenlemedir. Ancak bu yasa "belirli durumlar" için düzenlenmiş bir kanundur.
Dolaysı ile internet alanına ki buna sosyal medya da dahil belirli alanlarda müdahale edilmesi rejimini düzenler.
Ama ortada daha yaygın bir mücadele alanı ve hakları ihlal edilenler var.
Bu kimselerin yargılamanın ilk adımına bile başlaması, konuyu izah etmesi mahkemelere çok zor.
Bu zorluğu çözecek adımlar esas meselemiz olmalı...
İÇERİK KALDIRMAMA DURUMU
Şimdi en büyük sorun sahte hesaplar. Sahte hesaplarla ilgili iki temel nokta var:
Birincisi, sosyal medya şirketleri bu hesapların bulunması konusunda iş birliğine yanaşmıyor.
İkincisi, kişilik haklarına zarar veren içerikler ilgili etkin bir önleme mekanizması yok.
Çünkü aynı dili konuşmuyoruz. Paylaşım içeriklerini kendi hukukuna göre değerlendiriyorlar.
Bildiğiniz üzere birçoğu ABD menşeli bu şirketlerin. Otomatikman bizim hukukumuza göre "kişilik hakkına" zarar verebilecek bir ifade, ABD hukuku açısından değerlendirilip reddediliyor.
Yani Türkiye'de oturup ABD hukukuna tabi oluyoruz.
KANAL KAPATMALAR
Eşcinselliğin bir hastalık olabileceğini ele alan ve tamamen bilim insanlarının konuştuğu bir belgesel nedeniyle Yenişafak'ın YouTube kanalı kapanmıştı mesela. Sayın Ersin Çelik ile bu konuyu konuştuk. Dava yoluna karar verdik. Kendisi tüm dokümanları titizlikle hazırladı. Dilekçeyi yazdık. Davayı açtık...
İnsan kendisi bir meseleyi dert edinince herkes aynı düzeyde hissediyor diye düşünüyor ama öyle olmuyor!
Bu konuda muhatap bulana ve konuyu mahkemeye anlatırken zorluk yaşadık...
Sonunda ne oldu? Mahkeme konuya "ticari uyuşmazlık" dedi. Ticaret mahkemesine gönderdi dosyayı. O sırada ceza bitti. Oysa ortadaki sorun daha derindi. Şayet mahkemeler önüne gelen sosyal medya konulu uyuşmazlıkları "o eski sınıflandırma" üzerinden ele almaya devam ederse, halimiz harap.
Bu manada bence mahkemelerin yol gösterici bir rehber niteliğine haiz bir düzenlemeye ihtiyacı var.
CANLI YAYIN YASAKLARI
Bir başka durum ise Merve Suna Özel Özcan hocamızın başında şimdi. Kendisi uluslararası ilişkiler konularını yorumlayan önemli bir akademisyen. Yorumlarında "İsrail aleyhine" olduğundan sebep sanırız, "şiddeti övdüğü" için kendisine 150 gün boyunca Instagram'da canlı yayın açma yasağı getirilmiş. Hocanın konuşmalarında şiddetin "ş"si yok. Gerçeği anlatıyor. Gerçeği anlatması kısmen engelleniyor. İtiraz merci neresi? Yine Instagram. Peki sonuç ne? Red! Ne güzel iş. Bunun neresinde adalet veya biz adaleti "süratli biçimde" nerede arayacağız?
KONUYU HSK'YA DA GÖTÜRDÜK
Bir başka davada Instagram'a karşı dava açtık. Karşımızdaki engeli sosyal medya şirketi olarak düşündük ama yanıldık. Ankara'daki dosyada tüm ticaret sicil ilanlarını ve Instagram'ın Türkiye temsilcisi olduğunu ilan eden şirket bilgilerini sunmamıza rağmen hakim whois olarak bilinen sitelerden birindeki bilgiyi esas kabul edip davayı husumet yönünden reddetti. İstinaf ettik. Böyle bir durumun yanlı karar olduğunu düşünerek HSK'ya şikayet ettik. Dosya hala istinafta ama HSK ise talebi reddetti. Pek tabi bunlar hukuki süreçler. Ortada bilgisizlik olabilir ama dikkatsizlik olmasa bari...
ALGORİTMİK AYRIMCILIK KARARI TİHEK'TEN
Bu olumsuz örneklerin yanında bu tezlerimizi destekleyen bir güzel gelişme de olmadı değil. Bir grup Kudüs meselesi üzerine düşünen genç hukukçu, Filistin konulu videolarının YouTube tarafından kaldırılması üzerine TİHEK'e başvurmuşlar. Kurul, başvuranın içeriklerinin engellenmesini eşit muamele ilkesine aykırı bulmuş. Bu uygulamanın ifade ve basın özgürlüğüne haksız bir müdahale olduğu değerlendirilmiş ve bu güzel kararda Kurul, siyasi ve felsefi görüş temelinde ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine hükmederek, muhatap Google şirketine 204.285 TL idari para cezası vermiştir**. Ceza tutarı sembolik kalsa da bu yorumun yapılıp muhataba ulaşması bence çok doğru bir örnek..
PEKİ ÇARE...
Şimdi bu kadar anlattın da çare nedir diyorsunuz eminim?
Hemen önerilerimi yazayım:
-Sosyal medya şirketlerinden Türkiye'de belirli bir çapa ulaşmış olanlara doğrudan tebligat yapılmasının önünü açmak ve bunu tebligat mevzuatında düzenlemek ilk aklıma gelen. Burada Türkçe ve şirketin e-posta adresinde göndermenin yeterli olacağı kabul edilirse sorun kökten çözülür.
-Bir başka öneri ise sosyal medya şirketlerinin "kanal kapatma", "içeriği kaldırma" ve "yasak getirme" vb cezalarına karşı yasada bir inceleme mercii, mahkeme belirlemek ve onun vereceği kararların derhal uygulanması gerektiğini düzenlemek.
-Tüm bunlara ek olarak mahkemelerin bu konuda eğitilmesi ve en azından her adliyeye veya ile bir tane bu konuda uzman "anahtar hakim" atanmasıdır. Bu dosyalarda karar verme şeklini anahtar hakime danışma gibi planlamak da mümkün olabilir. Hatta interneti, internette yargılamak en pratik çözüm bence. Ankara'da bu alanda bir mahkeme kurup alanında uzman hukukçuları ve saha uzmanlarını buraya toparlamak SEGBİS imkanından yararlanarak online yargılamanın yolunu açmak şart bence... Sanalı, gerçek ortamda yargılamanın maliyetinden de sıkıntılarından da kurtulabiliriz böylece... Bu konuda sizler ne düşünüyorsunuz?
(*) İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun: https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=5651&MevzuatTur=1&MevzuatTertip=5
(**) TİHEK Karar Numarası. 2025/894