Levent Ersin Orallı
Levent Ersin Orallı
ersinlevent@yahoo.com
Tüm Yazıları

Suriye'de paralel yapının sonu

Suriye'de yıllarca devam eden istikrarsızlığın müsebbibi, sahada farklı isimler altında örgütlenmiş silahlı yapıların devlet otoritesini aşındırmasıdır. Bu yapıların en dikkat çekicilerinden biri olan ve dış destekle varlık kazanan Suriye Demokratik Güçleri (SDG), kendisini yerel bir aktör olarak pazarlamaya çalışsa da fiiliyatta Suriye'nin egemenliğini hedef alan, merkezi devlete alternatif oluşturmaya çalışan silahlı bir terör yapılanması olarak işlev görmüştür. Şam hükümeti ile SDG arasında varılan son anlaşma, bu açıdan bakıldığında, bir uzlaşmadan çok devletin sabrının ve stratejik aklının bir sonucudur.

Bu anlaşma, Suriye devletinin askeri, idari ve hukuki üstünlüğünü sahada tescilleyen bir belge niteliğindedir. Ateşkesin sağlanması, çatışmaların durdurulması ve entegrasyon sürecinin aşamalı olarak hayata geçirilmesi, SDG'nin silahlı bir aktör olarak sürdürülebilirliğinin sona erdiğini göstermektedir. Zira devletle yapılan bu tür anlaşmalar, silahlı yapıların meşruiyet kazanması değil, bilakis tasfiye edilmesinin aracıdır.

SİLAHLI PARÇALANMA DÖNEMİ SONA ERİYOR

Askeri birliklerin temas hatlarından çekilmesi ve Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerine girmesi, devletin egemenlik alanını yeniden tesis ettiğinin en açık göstergesidir. Güvenliğin, anayasal kurumlar yerine silahlı gruplar eliyle sağlandığı her yapı geçicidir ve sürdürülemez. Şam yönetimi, bu anlaşma ile güvenliği yeniden devlet tekelinde toplamış, silahlı karmaşaya son verme iradesini net biçimde ortaya koymuştur.

SDG unsurlarının üç tugaydan oluşan bir tümen şeklinde yapılandırılması ve Ayn El-Arab güçlerinin Halep'e bağlı bir tugay olarak düzenlenmesi ise çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. Bu düzenleme, SDG'nin kurumsallaşması değil; aksine, bağımsız silahlı varlığının sona erdirilerek Suriye Arap Ordusu'nun hiyerarşik yapısı içinde eritilmesidir. Terör yapılanmalarının kaderi budur: Ya silah bırakırlar ya da devletin kararlılığı karşısında yok olurlar.

TERÖRLE PAZARLIK DEĞİL, TASFİYE

Burada özellikle vurgulanması gereken bir diğer husus, SDG'nin Kürt halkını temsil ettiği yönündeki söylemin tamamen gerçek dışı olduğudur. Kürtler, Suriye'nin ayrılmaz bir parçasıdır ve hakları silahlı örgütlerin değil, devletin ve anayasanın güvencesi altındadır. Anlaşmada Kürt toplumunun medeni ve eğitim alanındaki haklarının düzenlenmesine yer verilmesi, bu hakların terör yapılanmaları üzerinden değil, merkezi devlet eliyle güvence altına alınacağının açık ilanıdır.

Özerk Yönetim olarak adlandırılan yapıların Suriye devlet kurumlarıyla entegrasyonu ve sivil personelin görevlerinin korunması da aynı mantığın ürünüdür. Bu adım, paralel devletçik hayallerinin sona erdiğini ve tüm idari mekanizmaların Şam merkezli tek bir devlet yapısı altında toplanacağını göstermektedir. Yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünün sağlanması ise, silahlı yapıların yarattığı demografik tahribatın onarılmasına yönelik geç kalmış ama hayati bir adımdır.

Bu anlaşma, Suriye'nin üniter yapısının yeniden tahkim edilmesi yolunda atılmış son derece önemli bir eşiktir. Şam hükümeti, sabırla ve stratejik bir kararlılıkla, terör yapılanmalarını sahadan silerken aynı zamanda hukuku, egemenliği ve anayasal düzeni yeniden inşa etmektedir.

Bu sürecin nihai hedefi açıktır: Silahsız, bölünmez, egemen ve güçlü bir Suriye devleti. Bu hedefe giden yolda atılan her adım, yalnızca bugünün değil, ülkenin geleceğinin de teminatıdır.