Yazarlar

Nasuhi GÜNGÖR

Nasuhi GÜNGÖR

ngungor@stargazete.com

Suriye’ye müdahaleyi kim istiyor?

Nasuhi GÜNGÖR tüm yazıları

Suriye’de adım adım bir operasyona doğru yol alınıyor. Kuşkusuz yakın tarihin tüm örnekleri, bu tür hamlelerin işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirdiğinin örnekleriyle dolu. Irak ve Afganistan iki önemli örnek. Gelişen olaylar, dinamikler farklı gibi görünse de sonuç itibarıyla bu tür uluslararası müdahaleler barış getirmiyor.

Burada uluslararası müdahale konuşulurken, Suriye konusunda sürekli hedef tahtasına oturtulan Türkiye’nin duruşunu tekrar gözden geçirmekte yarar var.

Ankara, öncelikle Suriye’nin kendi dinamikleriyle değişmesini, özellikle de toplumun geniş kesimlerini dışlayan yönetim modelinin yeniden gözden geçirilmesini uzun süre bekledi.

Sıkça yanı başındaki komşusunu tanımamakla veya onun içini karıştırmakla suçlanan Ankara, belki de tek örnek olarak Şam yönetimine samimi uyarılarda bulundu. Bu uyarıların önemli bir bölümü tarihsel tecrübenin ve ortaklıkların yanı sıra, özellikle son yıllarda ortaya çıkan demokratik sürecin de yansımasıydı bir bakıma.

***

Hafız Esad sonrası çok daha ılımlı sinyaller veren oğul Esad, gerek bölgeye, gerekse Türkiye’ye verdiği sözleri tutmak bir yana, geçtiğimi yüzyıldan artakalan rejimi sağlamlaştırmak adına pek çok yanlışa imza attı.

Bugün Türkiye’yi eleştirenler, o dönemde gerek Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, gerekse Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bu yöndeki çabalarını tuhaf bir ‘cicim ayları’ mantığı ile değerlendiriyor. Oysa öncelikle bu uyarılar samimiydi, ciddi analizlere dayanıyordu. Dahası tekrar vurgulamakta yarar var, uzun bir tarihsel tecrübenin ürünüydü. 

Dışişleri Bakanı’nın dünkü şu sözleri bu durumu özetliyor aslında:

‘Başından beri en aktif diplomasiyi biz yürüttük. Kimse Beşar Esad’la kimse görüşmezken biz görüştük. Kimyasal silahlar konusunda hiçbir çatışmanın tarafı olmamak için çaba sarf ettik . Ama şunun görülmesi lazım. Suriye’de kimyasal silah kullanıldı. Bunun fark edilmesi lazım 100 bin insan öldü. Suriye rejimi bundan sorumlu. İnsanlık dışı bu barbar saldırılar durana kadar ne yapılması gerekiyorsa kan nasıl durdurulur nasıl kimyasal silah kullanımı en etkili şekilde cezalandırılır.’

Bugün konuşanların önemli bir bölümü, o günleri adeta yok sayıyor. Şimdi olup biten üç aşağı beş yukarı bu yönde ilerliyor. Kendi sorunlarını çözemeyen, aksine daha da derinleştiren rejimler, neredeyse birbirini tekrarlarcasına uluslararası müdahaleyi davet ediyorlar. Bunun ne denli kötü bir durum olduğunu yazının girişinde ifade etmeye çalışmıştım. Bir kere bu noktaya gelindikten sonra müdahalenin ya da kimin haklı olduğunun tartışması zaten anlamsız hale geliyor.

***

Bölgesel pek çok sorunun çözümünü Türkiye’den bekleyen, ama bunun yanı sıra Türkiye’yi sürekli hedef tahtasına oturtan zihniyeti dikkate almaya bile gerek yok. Ancak, etrafımızdaki her uluslararası müdahalenin, Irak örneğinde olduğu gibi bizi öngörülemeyen yeni durumlara götürebileceğini de dikkatle ve soğukkanlılıkla değerlendirmenin tam zamanıdır. 

Türkiye’nin dünyaya yaptığı çağrıları, müdahale çılgınlığı olarak okumak yerine, olup bitenin vahameti karşısında kimlerin suçlu olduğunun ilanı olarak görmek daha doğru olur.

Fatura kesmenin kolay olduğu bir adres olarak Ankara’yı görenler, yaşanan vahşet karşısında önce sorumlulara söylemeleri gerekeni söylesinler. Ardından Ankara’nın tezinin ne kadar doğru olup olmadığını oturup konuşabiliriz.