
Amerikan İmparatorluğu'nun başında , kendisini, krallığa heveslenmekle suçlayanlara karşı, 'Evet, ben kralım.. Babanızım..' diye takdim etmekten de çekinmeyen bir problemli kişi var.. O sözleri latife şeklinde söylediği kabul edilse bile, icraatı sıradan bir krallıkla , hele de İngiliz kraliyet sistemiyle kıyaslanamayacak derece, her emri kanun hükmünde sayılan ve Amerikan iç hukuk sistemi açısından ABD Kongresi'nde, hattâ kendi partisi olan Cumhuriyetçiler arasından bir çok temsilcinin bile, gelişmeleri şaşkınlıkla izlediklerini ifade edenler görülüyor..
Amerikan Başkanı Trump, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store'e geçen hafta gönderdiği bir mesajda, -defalarca çürütülmüş olan- '8 savaşı sona erdirdiği' iddiasını tekrarlayarak, buna rağmen Nobel Barış Ödülü'nün kendisine verilmemesinin 'suçlu'su olarak Norveç'i gösterip, hattâ Danimarka toprağı olan Grönland'ı ele geçirme teşebbüsünün de bu yüzden başarıyla sonlanamadığını ifade etmiş.. Anlaşılıyor ki, 'Nobel Ödülü'nün kendisine verilememesi Trump'ı çok etkilemiş.. Norveç Başbakanı ise, 'Nobel Ödülü'nün kendileriyle ilgisinin olmadığını, bağımsız bir Nobel Komitesi'nin bir tercihi olduğunu' söylüyor..
Buna mukabil, Trump ise, "Eğer birileri Nobel Ödülü'nün Norveç'in kontrolünde olmadığını düşünüyorsa, sadece şaka yapıyor demektir. Bir takım kurulları var, ama Norveç tarafından kontrol ediliyor.' diyor.. Sonra da 'Norveç'in ne dediği umûrumda değil!" diyor; ama, ne derse desin, Trump'ın içine işlemiş bu konu..
Bu 'umûrunda olmayış'ı, kendisine 'Nobel Barış Ödülü'yle ilişkilendirerek, "Artık, barışı düşünme yükümlülüğünü hissetmediğini" yazıyor Norveç Başbakanı'na.. Onun bu madalya düşkünlüğünü görmüş olmalı ki, Venezuela muhalefet lideri María Machado kendisine verilen 'Nobel Barış Ödülü'nü Trump'a verdi, o da bunu memnuniyetle kabul etti ve " çok değerli bir kadın benim bunu hak ettiğimi düşündü ve gerçekten Nobel Ödülü'nü almamı istedi, bunun için minnettarım" diyerek, Nobel Komitesi'ne de bir taş atmış oldu..
Trump, Norveç Başbakanı'na şöyle yazmış: "Sevgili Jonas: Ülkenizin, 8 savaşı durdurduğum halde, bana Nobel Barış Ödülü vermemeye karar verdiğini göz önünde bulundurarak, artık barışı düşünme yükümlülüğüm olmadığını hissediyorum, her ne kadar barış, her zaman baskın olsa da, artık Amerika Birleşik Devletleri için neyin iyi ve doğru olduğunu düşünebilirim."
Ama, şimdilerde Trump'ın zihnini asıl meşgul eden 2 konudan birincisi, Grönland ise; ikincisi, aslen Somalili olup, 20 yıl öncelerde Amerikan vatandaşı ve sonra Amerikan Temsilciler Meclisi'ne seçilip parlamenter de olan İlhan Ömer isimli Müslüman hanımın sadece Amerikan Kongresi'nden değil ve hattâ Amerika'dan da atılması yolunda, son 2 aydır devamlı çağrılar yapması..
Trump'ın esasen İslam ve Müslümanlar konusunda bir alerjisinin olduğu görülüyor.. İki ay önce, halkının büyük ekseriyetini Müslümanların teşkil ettiği Batı Afrika ülkesi Nijerya'da -kendi ifadesiyle- 'sevgili Hristiyanlarım ve değerlerimiz öldürülüyor... bunun karşılığı verilecektir' deyip, Hristiyanların öldürüldüğüne dair hiçbir ciddî delil ve belge göstermeden, birkaç gün sonra Nijerya'nın kuzey bölgelerini bombardıman ettirerek yüzlerce Müslümanı katletti..
Şimdilerde de, İran'ı bir daha vurmak için Amerikan Donanması'ndan bir çok savaş gemilerini Hint Okyanusu'na gönderiyor..
Grönland konusunda ise geçen hafta ortaya attığı yeni görüş, daha da ilginç.. Ve bu konuda, ilginç bir iddia ortaya atarak, 'Grönland'a ait olduğuna dair destekleyen hiçbir yazılı belge yok. Danimarka o toprakları Rusya veya Çin'den koruyamaz ve zaten nereden 'mülkiyet hakkına' sahipler ki? Yazılı bir belge yok, sadece yüzlerce yıl öncelerde bir geminin oraya yanaştığı söyleniyor, ama bizim de oraya yanaşan gemilerimiz vardı.." diyor..
Tarihçiler ise, 'İskandinav gemilerinin Grönland'a Amerika Birleşik Devletleri kurulmadan yüzyıllar önce gelmeye başladığını; Danimarka'nın, Norveç'i İsveç'e devredip; ancak Grönland'ı elinde tuttuğu 1814 tarihli bir antlaşma'ya atıfta bulunuyorlar. Dahası, Grönland, ABD bağımsızlığından 70 yıl öncelerde, 1700'lerin başlarında Danimarkalı-Norveçli misyonerler tarafından Danimarka egemenliğine verildiği ve bu konuda çok sayıda tarihî belgeler olduğu bildiriliyor.. Ama, o belgeler ABD elinde olmadığından ve de Trump görmediğinden, yok sayabiliyor..
'Bundan bize ne denilemez..' Çünkü, 1923-Lozan Antlaşması müzakerelerine imzacı olarak değil, sadece 'gözlemci devlet' olarak katılan ABD, aradan 100 yıl geçtiği halde, Lozan Antlaşması, Amerikan Kongresi tarafından da henüz de teyit olunmadı.. Yani yarınlarda, baş ağrısı yapmak istediklerinde, 'Bizde bu yönde geçerli bir belge yoktur. Asıl olan, bizim belgemizdir..' demek noktasına bile gelebilirler. Çünkü, Trump'ın sık sık vurguladığı üzere, kuralları güçlüler koyar..
Bu gün de Grönland konusu , Avrupa Devletleri Birliği olan 'AB' ile Amerikan emperyalizminin karşı karşıya gelmesine yol açacak gibi gözüküyor ve AB, kendi üyesi olan Danimarka'nın toprağı olan Grönland'a ABD'nin el atmasına seyirci kalınamayacağını açıkça ifade ediyor.
Daha da ilginç olan, Rusya'nın da Trump'ın Grönland yaklaşımına 'yeşil ışık' yakması..
Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov'un, 20 Ocak 2026 günü Moskova'da yaptığı açıklamada, 'Grönland'ın Norveç ve Danimarka'nın "doğal bir parçası ve uzantısı " olmayıp, bir sömürge toprağı olduğunu " söylemesi..
Bu çılgın kişi, geçen seneki seçim meydanlarında, 'Amerika'yı daha da büyük yapalım..' sloganıyla kitleleri heyecanlandırıyordu..
'Bundan bize ne denilemez..' Çünkü, konu, Avrupa Devletleri Birliği olan 'AB' ile Amerikan emperyalizminin karşı karşıya gelmesine yol açacak gibi gözüküyor ve AB, kendi üyesi olan Danimarka'nın toprağı olan Grönland'a ABD'nin el atmasına seyirci kalınamayacağını açıkça ifade ediyor..
NOT: Malezya'nın ünlü devlet adamı Mehatir Muhammed'in dün 97 yaşında vefat ettiği haberi ulaştı. Mehatir, 20 seneyi aşkın bir süre boyunca kesintisiz başbakanlık yapmış ve 75 yaşını geçince, üstelik partisi de iktidarda iken, kenara çekilmişti. Ancak, kendi döneminin ve partisinin parlak isimlerinden (şimdiki Malezya Başbakanı) Enver İbrahim'le hoş olmayan bir siyasî ihtilafa düşüp, onu, yersiz olduğu anlaşılan suçlamalarla 4-5 yıl hapsettirmesi ona yakışmamıştı..
Mehatir'den sonraki hiç bir hükûmet başarılı olamamış ve Malezya'nın parlaklığı solmaya başlamıştı.. Mehatir 88 yaşındayken, halk kitleleri, kendisini 'Halkına bir babalık daha yap..' diye siyasete dönmeye çağırdıklarında, 'Kendi eski partime karşı nasıl mücadele verebilirim..' diyerek o davetlere sıcak bakmamış ve bunun üzerine,'Mehatir'i yeniden başbakan yapmak' sloganı etrafında bir araya gelip seçime giren kitleler, bütün partileri kenara itmişler ve Mehatir, 89-90 yaşındayken, yeniden başbakan olmuş ve 'Enver İbrahim hapisten çıktıktan sonra, siyasete girip yeniden seçilirse onun yolunun açılması için gerekli düzenlemeleri yapacağını' da belirtmiş ve dediğini de yapmıştı. Mehatir'in tekrar iktidara gelişiyle birlikte -onun yokluğunda- Malezya yönetimine ârız olan gevşeklik veya boşvermişlik zail olup, Malezya kendisini kısa zamanda yeniden toplamıştı.
Ama, Mehatir, 92 yaşındayken, süresini tamamlamadan, 'Benim gücüm bu kadar..' diyerek, son bir kez daha kenara çekilmişti..
Mehatir'in ve Malezya'nın geçtiği bu merhalelerden alınacak dersler var.. Mehatir Muhammed'e rahmetler diliyor ve Malezya'nın Müslüman halkına başsağlığı dileyip, bugün başlarında Enver İbrahim gibi bir seçkin liderleri olmasının bir teselli hükmünde sayılabileceğini belirtmek istiyorum.