Adil Karaismailoğlu
Adil Karaismailoğlu
adil.karaismailoglu@star.com.tr
Tüm Yazıları

Tarihsel Farkındalık ne işe yarar?

Batı merkezli dünya görüşü, keşifler çağından bu yana, "öteki"ni bir kaynak, bir ham madde ve üzerinde tahakküm kurulacak bir sömürge olarak görmüştür.

Fransa'nın Afrika'daki kanlı ayak izleri, İngiltere'nin Hindistan'ı bir pazar haline getirme uğruna uyguladığı insanlık dışı politikaları ve İtalya'nın Libya'daki zulmü; batının sömürgeci karakterini açıkça gösteren bazı örneklerdir. Fetih yerine işgal, Sonrası; on yıllar boyu süregelen bir mülksüzleştirme ve kimliksizleştirme operasyonu.

Oysa Türk-İslam medeniyetinin, bilhassa Osmanlı'nın dünya görüşü bunun tam zıddı bir kutupta yer almıştır. "Osmanlı istismar için fethetmez, imar için fetheder." Bu cümle, iki farklı dünya görüşü arasındaki derin farkın özetidir.

Bu ihya politikasının en somut örneği Balkanlar ve özelinde Yunanistan'dır. Osmanlı, Yunanistan'ı tam 368 yıl bir vali ile idare etti. Bu süre zarfında devletin elindeki güç, dilleri yok etmeye, dinleri değiştirmeye veya kültürel bir soykırım uygulamaya muktedirdi. Ancak Osmanlı ne ana dillerine dokundu ne de kiliselerine kilit vurdu. Batı'nın gittiği her yerde bütün varlıkları sömürürken, "kültürel emperyalizm" götürüp dilleri ve dinleri tektipleştirdiği bir dünyada; Osmanlı, farklılıkları birer zenginlik olarak muhafaza eden bir düzen kurmuştur.

Öte yandan, Batı'nın "medeniyet götürme" iddiasıyla girdiği Afrika'nın hali ortadadır. Gidilen yerlerde dilleri Fransızcaya veya İngilizceye dönüştürülen, yeraltı kaynakları talan edilen ve insan onuru hiçe sayılan halklar, bugün hala o "istismar"ın enkazı altında yaşam mücadelesi vermektedir. Batı, işgal ettiği yerin ruhunu öldürmeye çalışmış; Osmanlı ise fethettiği yerin ruhunu yaşatmaya çalışmıştır.

Bizler bu büyük devlet anlayışının biricik varisleriyiz. Asırlar boyu dünyayı adaletle ve "insanı yaşat ki devlet yaşasın" ülküsüyle sevk ve idare eden şanlı tarihimize karşı, dünya üzerinde insanlık adına çok önemli sorumluluklarımız var. Kendi tarihimize yönelik bu derin farkındalık, toplumsal birliğimizin harcı vazifesini görerek bizi ortak bir kader anlayışında buluşturuyor.

Bugün yeryüzünün mazlum halkları, şanlı Türk bayrağını göndere çekip, aziz milletimizden yükselecek bir sesi gözlüyorsa, "Türk beklenendir" söylemi her geçen gün kendi gerçekliğini ispat ediyorsa, birtakım çevrelerin oturup düşünmesi gerek.

"Suriye'de ve Libya'da ne işimiz var?" diyen sığ, geri kalmış ve basit bir zihniyet, bu toprakların önemini idrak edememiş demektir.

Hatalardan arınmış, tecrübeyle sabitlenmiş bir gelecek tasavvuru, ancak güçlü bir tarihsel farkındalıkla mümkündür. Biz, köklerimizin derinliğini bildiğimiz ölçüde dallarımızı gökyüzüne daha güvenle uzatabiliyoruz. Tarihini bilen bir toplum, kimliğini muhafaza ederek modern dünyanın dayatmalarına karşı kendi omurgasını koruma ve tam bağımsızlık yolunda büyük bir kararlılıkla yürüme iradesine sahiptir.