Sibel ERASLAN
Sibel ERASLAN
sibeleraslan@star.com.tr
Tüm Yazıları

Tasavvuf ile manga kesişiminde bir yolcu: Naoki Yamamoto…

Naoki Yamamoto'yu sosyal medyadan takip etmeye başladığımda yayınladığı görseli ilkin bir hat yazısı zannetmiştim, lakin dikkatle bakınca Japon alfabesinden bazı harfler, kelimelerin ve desenlerin de bu levhalara eşlik ettiğini fark etmiştim... Çok etkileyiciydi. Bunun Japon harflerinin sihirli görünüşüyle mi yoksa hat sanatını anımsatmasıyla mı ilgili olduğunu bilmiyordum, hala da öyle. Bizim geleneksel yazım sanatımız olan hat ile Japon geleneksel yazım sanatının buluşması gibi çok çarpıcı bir şeydi bu...

Biraz da resim gibi geliyordu yayınladığı görseller bana. Bu açıdan baktığımda şaşırtıcı derecede modern duruyorlardı, evet görsel bağlamları modern, fakat yaslandığı ruhsal orijinler, geleneksele daha uygundu ve tuhaf bir şekilde bu durum; bir kırılma, parçalanma veya uyumsuzluk değil de mana oluşturan bir ambiyansa dönüşüyordu çizimlerinde...

İçimde biraz daha seyahat edip bu havanın nereden tanıdık geldiğini aradığımda, 13 yıl evvel New York'ta oğlumla buluşmak üzere saat doldururken girdiğim o kitapçı gelmişti aklıma... Camekanda "Murakami" kitapları diziliydi, henüz Türkçe'ye çevrilmemiş eserleri de olduğu için benim için cazipti, biraz onlara bakarım vakit dolar diye düşünüyordum. Ama Murakami dışında her köşede, bizim çizgi-roman dediğimiz ve tüm çocukluğumuzu kaplayan o çılgınlık duruyordu. Bunun kitapçının bir tercihi olduğunu düşünerek ikinci kata, sonra üçüncü ve nihayet son kata çıkmış ve her katta farklı yaştan insanların tutkuyla bu çizgi romanları karıştırıp alışveriş sepetine doldurduklarını görmüştüm. Son katta yaşları 70-80 civarında ihtiyarlar vardı, çok şaşırmıştım çünkü bizde çizgi roman genelde çocukların ve gençlerin işidir. O zaman bunun çizgi roman değil, "manga' olduğunu fark etmiştim... Hatta bir yaşam tarzı olduğunu da zamanla anlayacaktım. Doğu'ya ait bir şeydi bu, size açık olduğunda bile tam olarak açık değildi ve bu durum sizin sezgilerinizle ve içinizde bulacağınız anlamla büyüyen bir şeydi...

Naoki Yamamoto uzunca geçirdiği bir hastalık döneminin ardından hayatın anlamını sorgulamaya girmiş ve bu arada okuduğu bir kitap onun kalbine işlemişti. Müslüman bir kadının kaleme almış olduğu bir kitaptı bu, Habibe Kaari Nakata'ya aitti, Allah rahmet eylesin. Naoki Sama onunla tanışmak istemiş lakin eşiyle buluşmuş ve yazarın vefatını da üzülerek öğrenmişti. Ama Hasan Nakata Sama ile tanışması onun için çok değerli bir iç yolculuğun başlangıcıydı. Bir tür rehber, kılavuz, yüksek usta manasında "Sensei" idi artık Nakata... Onunla yolculuklar yaptılar. Mısır'da El-Ezher'de İslami ilimleri tam olarak okudu ve nihayet 2009'da henüz 32 yaşındayken Müslüman oldu Naoki Sama, Kayyım ismini de kuşanmıştı artık...

Hikayesi Ian Dallas'ın "Gariplerin Kitabı' adlı eserini anımsattı size de öyle değil mi? Ne güzel bir yolculuk! Böylesi bir yolculuk için sanırım iyi yürekli olmak kadar cesur olmak da gerekiyor... Ardından Prof. Recep Şentürk'ün, Japonya'da verdiği bir konferansı dinliyor ve konuşuyorlar, Recep Bey hocamız dost canlısıdır, kendisini Türkiye'ye davet ediyor. (Naoki Yamamoto, 2018 yılında Kyoto Üniversitesi Asya ve Afrika Araştırmaları Enstitüsü'nde doktorasını tamamladı. Osmanlı tasavvufu ve geleneksel Japon kültürü konusunda uzmanlaşmıştır. Yayınları arasında Sülemî'nin Kitâbü'l-Fütüvve'sinin Japonca çevirisi ve Tasavvuf'a Giriş: Shonen Manga ile Bir Karşılaştırma bulunmaktadır.)

Naoki Sama Marmara Üniversitesi'nde, İbni Haldun Üniversitesinde akademik hayatını sürdürüyor. Ve şöyle anlatıyor kendisini:

"Müslüman olduğumda çok büyük mutluluk yaşadım. Şimdi bir proje yürütüyorum, İslam'a giren Japonları Türkiye'ye getirerek, İslam ve kültür eğitimi veriyorum. Ayrıca Türkçe, Arapça ve Farsça öğreniyorlar. Müslüman entelektüeller yetiştiriyoruz, onlara eğitim fırsatı veriyoruz. Şu anda 5 yeni Müslüman öğrencim var. Özel mekanlarda ve bir vakfın etüt salonunda düzenli olarak bir araya geliyoruz. Ayrıca online eğitim programıyla da dersler yapıyoruz. Bu öğrenciler ileride Japonya'ya döndüğünde bu eğitim faaliyetlerini yürütecekler...'

Manga ve animeler; bildiğiniz üzere, Japonya'nın tüm dünyada kurduğu kültürel endüstrisinin bacaları hükmündedir. Yüz binlerce hatta milyonlarca takipçisi olan bu çizgi romanlar, uzun metrajlı çizgi filmler (anime), acaba İslam kültürüyle, İslam sanatıyla buluşturulabilir mi?

İşte bu soruyu Naoki Kayyım Kardeşimiz "evet" diye cevaplamış... Bendenizin sosyal medyada görüp de iştiyakla ilgilendiğim yazı ve desenler de bu çabanın ürünüymüş... Hayatı teğetler, kesişimler, buluşmalar ve yolculuklarla dolu bir akademisyen ve sanatçıyı bugün sizlerle tanıştırmak istedim. Rahman olan Allah, karanlıkları her zaman aydınlatır, aydınlanmaya niyet edene yol gösterir...