Yazarlar

Ahmet KEKEÇ

Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com

TDK İyi Parti’ye kapatma davası açacak!

İyi sıhhatte olsun, “ablanızın” partisi “İyi Parti” nihayet kuruluşunu tamamladı ve tabela partileri kervanına katıldı.

Meral Akşener hedef olarak “seçim barajını yüzde 5’e indireceklerini” söylemeseydi bu yorumu yapmayacaktım. Demek ki ablanızı şimdiden bir endişe sardı...

Hayır yani, “bangır bangır iktidara geleceğini” söyleyen bir lider, partisi için tali bir mesele sayılan seçim barajını niçin kafaya taksın?

İyi Parti’nin, iktidara geldiğinde bize ne gibi iyiliklerde bulunacağını bilmiyoruz; “başı dik, onurlu bir ülke” vaat ediyorlar, burasını harfiyen anladık da, “kötü” olduğunu öne sürdükleri ekonomiyi nasıl ayağa kaldıracaklarını, işsizliği nasıl önleyeceklerini, birikmiş iç ve dış meselelerimizi nasıl çözeceklerini bizden gizliyorlar...

Hanımefendi, bir tarihte, memleketi “yurtta sulh, cihanda sulh” esasına göre yöneteceklerini söylemişti...

O tarihi hatırlatalım: Mayıs 2016...

Bir de iddiada bulunmuştu: “Bu böyle gitmeyecek... 15 Temmuz’dan sonra işler değişecek... Göreceksiniz, değişecek...”

Gördük...

Gerçekten de 15 Temmuz’da işler “değişir gibi” oldu. Bir terörist grup darbeye kalkıştı.

Darbe başarılı olsaydı, işler “tamamen” değişecekti.

Seçimle gelmiş meşru hükümet gidecek, Fetullah’ın işaret ettiği maklubeci bir hükümet kurulacaktı.

Başına da, maklube sofralarında diz kırmış bir “mutemet” oturtulacaktı.

İyi de, bu “olacaklar”ın Meral Akşener’le alakası nedir?

Ortada seçim yok, referandum yok, kongre yok, genel başkan değişikliği yok...

Meral Akşener bize ne anlatmaya çalışıyordu? Ne olacaktı 15 Temmuz’dan sonra? Darbeyi haber vermiyorsa, işler nasıl ve hangi enstrümanlarla değişecekti? Ayrıca “iş” neydi?

Bu soruların cevabını alamadık.

Bir “dişi bozkurt” ve “Asena” olarak Meral Akşener, bir dönem, FETÖ’yle iltisaklı yayın organlarının kadrolu konuğuydu. Sürekli “cemaat aklı”nı haklı gösteren (o dönemki ismiyle cemaat) açıklamalar yapıyordu, iktidara geldiklerinde mağdur polisleri (pis işlere bulaşmış komplocu, kasetçi, darbeci polislerden söz ediyor) serbest bırakacaklarını söylüyordu ve gözümüzün içine baka baka altın vuruşu yapıyordu: “Cemaatçi değilim ama olsam bunu gururla söylerim.”

Hâlâ böyle mi düşünüyor? Bilmek isteriz!

İktidara geldiklerinde, gerçekten de, pis işlere bulaşmış polisleri serbest mi bırakacaklar?

Cemaatçi değil... Anladık...

Olsa, gerçekten de bunu gururla mı söyler?

Bilmek isteriz!

Özel olarak benim de bilmek istediklerim var:

Memleketi “yurtta sulh” esasına göre yönetecek Akşener, ne zaman Türkçe öğrenecek?

Hatırlayacaksınız, bazı refiklerimiz, geçen hafta “İYİ Parti”nin bazı yazışmalarını dillerine doladılar. Haklıydılar. Bu parti ve müntesipleri Türkçe bilmiyordu; ayrı yazılması gereken “de”leri bitiştiriyordu.

Meral Akşener hanımefendi, önceki gün, partisini resmen kurup kendisini genel başkan seçtirdikten sonra Anıtkabir’e gitti, özel deftere “duygu ve düşüncelerini” yazdı. “Çok çalışacakları” konusunda aziz Ata’ya söz verdi. Ama ayrı yazılması gereken “ki”yi bitiştirdi. (Bkz. “Zaman göstermektedirki...”)

Bu parti, sadece “de”leri değil, “ki”leri de ayıramıyormuş.

Özensizlik...

Hem bu kadar basit bir şeyi yapamayacaksın, hem de Türkiye’nin meselelerine çözüm üretmeye kalkacaksın...

Öyle bir özensizlik ki, Türk Dil Kurumu “kapatma davası” açsa yeridir.

İstihbar ediyoruz ki, Meral Hanım, partinin kurucular kurulu listesine bir denizaltı komandosunu almış... Hayırlı olsun.

Ben olsam “komando” değil, önce bir “Türkçe hocası” tutardım!