Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

Terör yandaşı akademisyenler!

Güneydoğu’da PKK kanlı eylemlerini sürdürürken DAİŞ de İstanbul’da ortaya çıktı ve Sultanahmet meydanını kana buladı. 

Güvenlik güçleri tabii olarak operasyonlar düzenledi. DAİŞ mensuplarını yakalamak için şüpheli mekanlarda aramalar yapmaya başladı. Bazı tutuklamalar yaptı.

***

Şimdi 1100 gazeteci kalkıp ‘devlet bu aramaları durdurmalıdır, kimseyi tutuklamamalıdır, vatandaşa uyguladığı şiddete son vermelidir, devletin DAİŞ’i bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz’ diye bir bildiri yayınlasa toplumun tepkisi nice olur?

Toplum devlete mi hak verir yoksa gazetecileri mi destekler?

***

Bazı akademisyenler aynen bunu hatta daha ötesini yapmışlardır.

Devletin Sur, Silvan, Nusaybin, Cizre ve Silopi’yi teröristlerden temizlemek için yürüttüğü operasyona karşı bir bildiri yayınlayan 1100 akademisyen resmen devleti terör örgütü gibi teröristleri de meşru müdafaa yapan kuvvetler olarak göstermişlerdir.

***

Tam terör örgütünün ağzıyla yazmışlar.

Diyorlar ki, “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını (...) talep ediyoruz.”

***

Tam terör örgütünün sözcülüğünü yapmışlar.

Diyorlar ki, “Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz.”

***

Daha neler neler.

Müzakerelerde gözlemci olmak istiyorlarmış, iktidarın muhalefeti susturmaya yönelik baskılarına karşı çıkıyorlarmış, devletin vatandaşına uyguladığı şiddete son vermesini talep ediyorlarmış ve konunun ulusal ve uluslar arası platformlarda takipçisi olacaklarmış.

***

Bu bildirinin altına PKK veya Kandil veya HDP yazmış olsalardı kimse yadırgamazdı ama ‘bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları’ yazınca işin vahameti ortaya çıkıyor.

Evet akademisyenlerin düşünce özgürlüğü vardır ve olmalıdır. Ama akademisyen aynı zamanda objektif olmak zorundadır.

Âdil olmak zorundadır.

***

Eğer hakikaten güvenlik güçlerinin hataları varsa -ki olabilir onlar da insan- bunu objektif bir şekilde belirtirsin herkes de saygı duyar.

Ama sen eli kanlı ve silahlı teröristlerin hendek kazıp, barikat kurarak ilçelerde bağımsızlık ilan ettiklerinden, giriş çıkışları yasakladıklarından, halkın bu baskılardan kaçtığından, hatta cenazesini almak isteyenlere ateş açarak engel olduklarından bahsetmeden doğrudan devleti suçlarsan sana kimse inanmaz!

***

Sen terör örgütünün işlediği cinayetleri görmeden, devleti terör uygulayan teröristi de savunma yapan taraflar olarak tavsif edersen, terör örgütüne hiçbir çağrı yapmadan devleti suçlayarak operasyonlara son vermesini istersen, sen düşünce özgürlüğü sınırlarını aşmış teröristle birlikte hareket eden bir güruha dönüşmüş olursun.

Bunun adı düşünce özgürlüğü değil terör işbirlikçiliğidir.

Yargı haklı olarak senin hakkında teröre destekten soruşturma açmak zorundadır.

***

Bu tür bildirileri bazıları hazırlar sonra eşi dostu arayarak adının konmasını ister. Arayan şahıs hatırına onay verilir.

Hükümete karşı olduğu için de içerde ve dışarıdaki ulusalcısı, Kemalist’i, paraleli ve yabancısı gözü kapalı imzalamışlar.

***

Metinden  belli ki bildiriyi terör örgütü yandaşı birileri hazırlamış.

Bildiriyi okuyan aklı başında hiç kimse bunun akademisyenlerin kaleminden çıktığını söyleyemez.

Bu bildirinin öfke, kin, husumet, ve önyargı saikıyla yazıldığını ve doğrudan terörü meşrulaştırma çabası olduğunu anlar.

***

Terör yandaşı olmanın ve teröre destek çıkmanın hukuki müeyyidesi neyse imza atanlar buna katlanacaklar.

Ama asıl müeyyide toplumun kanaatidir.

Bu bildiriye imza atanlar terör yandaşı damgası yemişlerdir ki hukuki müeyyide bunun yanında bir hiçtir.

Terör yandaşı akademisyenler!