Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Trump'ın yalanları

Trump söz konusu olduğunda tartışma, "yalan söyledi mi?" sorusunun çoktan ötesine geçti. Çünkü ortada istisnai anlar yok; süreklilik var. Trump'ın dili, gerçeği esneten bir araç değil, bilakis gerçeğin yerine geçen bir üretim hattı.

Sadece İran savaşında söylediklerine bakmak bile yeter...

Soğukkanlı bir mekanizmadan bahsediyoruz.

Ben hafızasız cümlelerinden sık sık söz ederim; fakat onun yalan konusundaki istikrarını da gözden kaçırmamak gerekiyor.

Bunun sebebi ne ola ki diye düşünürken, geçenlerde "Liderler Neden Yalan Söyler: Uluslararası Politikada Yalan Söylemek Hakkındaki Gerçek" kitabının yazarı siyaset bilimci John Mearsheimer'ın bir röportajında Trump ve yalanları üzerine söyledikleri dikkatimi çekti.

Sizin için madde madde tasnif ettim konuyu:

* Trump birçok durumda yalan söylemez; çünkü söylediğine gerçekten inanır.

* Gerçeklikle zayıf bağ kuran ifadeler, onun zihninde doğru kabul edilir.

* Zihnine yerleşmiş yanlış inanışlar vardır ve bunları sorgulamaz.

* Aynı zamanda çok sık yalan söyler; bu tekrar yalanın etkisini ortadan kaldırır.

* Sürekli yalan söylemesi, sözlerinin ciddiye alınmamasına yol açar.

* O an ne düşünüyorsa onu söyler; söyleminde süreklilik ve denge aranmaz.

Bu profil, psikolojide "grandiyöz çerçeve" ile açıklanır. Kişi gerçeği eğip bükmez; yerine kendi versiyonunu koyar ve ona inanır. Dış dünyadan gelen düzeltmeler etkisiz kalır. Zihin, kendi kurduğu gerçekliği büyüterek tekrar eder.

Asıl kırılma tam da burası.

Böyle bir zihnin elinde güç varsa, mesele artık kararların hangi gerçekliğe dayanarak alındığıdır.

Dünya kaç zamandır hop oturup hop kalkıyor. Bir de Epstein kılıcıyla esir alınmışsa bu lider...

Sadece İran savaşının başından itibaren söylediklerine bir bakın:

"Minab'daki ilkokula yapılan saldırı İran tarafından gerçekleştirildi."

"İran bazı Tomahawk'lara sahip olsun ya da olmasın... daha fazlasını ister."

"İran, yakında ABD'ye ulaşacak füzeler üzerinde çalışıyor."

Suçlama, abartı ve tehdit aynı hat üzerinde duruyor.

Her sıkıştığında yeni bir suçlama ortaya atıyor.

Her sıkıştığında askeri kapasiteyi büyütüyor.

Her sıkıştığında tehdidin dozunu artırıyor.

Her sıkıştığında zihninde kurduğu tabloyu gerçek gibi sunuyor.

Bu yüzden bir noktada "İran'a saldırılar ertelendi" diyor, hemen ardından "Hürmüz açılmazsa İran tamamen yok edilir" çizgisine geçiyor.

Aynı dosya içinde hem geri çekilme hem mutlak tehdit var. Bu bir denge üretmiyor; yönsüz bir savrulma ortaya çıkarıyor.

En son halka da "İran'la müzakere ediyoruz." sözü...

İran'dan gelen cevap kısa ve net: "Müzakere yok."

Ha... karşısındaki Acem! Trump haklı da olabilir. Ama işte yalancı çoban hikayesini hepimiz biliyoruz. Kimse inanmıyor Trump'a.

Yine de Trump'ın sözü tek başına bir sapma değil. Baştan itibaren anlattığım bütün yapının doğal sonucu.

Olması gerekeni, olmuş gibi anlatma refleksi.

Mearsheimer'ın çerçevesi burada tam karşılığını buluyor:

Kendi söylediğine inanan bir lider, yalanı araç olarak kullanmaz; onun içinde hareket eder.

Ve dünya bugün, kendi kurduğu gerçekliğe inanarak karar alan bir zihnin elindeki güçle karşı karşıya.

Ne kadar korkunç değil mi?