
Donald Trump, Çin'e karşı yürüttüğü ekonomik savaşta giderek yalnızlaşıyor. Daha doğrusu, ABD karşıtı bir kamp inşa ediyor.
Trump'ın amacı, Çin'in büyümesini engellemek ve Amerika'yı yeniden en büyük yapmak. Aslına bakılırsa Amerika hâlâ en büyük güç. Evet, Çin peşi sıra ve koşturarak geliyor; fakat Trump'ın hem geleneksel müttefiklerini vergilerle tehdit etmesi ve cezalandırması hem de Grönland ve Kanada örneğinde olduğu gibi Atlantik İttifakı içindeki ülkelerin egemenliklerini hiçe sayan tavırları, on yıllardır uyuşukluk içindeki bu refah ülkelerini Çin'e yaklaştırıyor.
Son günlerde Kanada, AB ve İngiltere'den Çin ve Hindistan'a yapılan peş peşe diplomatik ziyaretler, söz konusu ülkelerin durumu gayet ciddiye aldıklarını ve başlarının çaresine bakmaya karar verdiklerini gösteriyor.
AVRUPA'NIN CANI TATLI, KANADA NE YAPACAĞINI BİLEMİYOR
Trump, Venezuela Devlet Başkanı'nı yataktan alıp ABD'ye kaçırdığında bunu yerinde bir davranış olarak gören AB ülkeleri, Grönland'ı almak istemesine aynı ölçüde anlayışlı yaklaşmadı. Bu arada Trump, Kanada'ya da fena takmış durumda. Çin'le kim alışveriş yapıyorsa oklarını ona doğrultuyor. Kimde petrol, gaz veya kıymetli mineraller varsa, o ülkelere çökmeyi planlıyor. Grönland'ı neden istiyorsa, Kanada'nın Alberta bölgesini de aynı gerekçeyle istiyor.
Kanada'nın en zengin enerji kaynaklarına ve turizm gelirine sahip bölgesi olan Alberta'da bağımsızlık için imza toplanıyor. Trump, tabii ki imzacıları destekliyor. ABD'ye karşı Kanada, Britanya ve Avrupa kadar bile kaslı değil. İlk kez böyle bir meydan okumayla karşı karşıya ve ne yapacağını bilemiyor.
ABD-Çin rekabeti; yeni stratejik ortaklıklar, yeni iş birlikleri ve yeni jeopolitik denge arayışları açığa çıkardı. Bu durum özellikle Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve Kanada örneklerinde açıkça kendini belli etti.
TRUMP KENDİ ALEYHİNE Mİ ÇALIŞIYOR?
Geçen hafta Avrupa Birliği ile Hindistan arasında "tüm anlaşmaların anası" dedikleri bugüne kadarki en kapsamlı serbest ticaret anlaşması üzerinde uzlaşmaya varıldı.
AB, ABD'nin yanında hizalanmak yerine Çin ile ilişkilerini daha da güçlendirme yolunu seçti. İngiltere ve Kanada başbakanları peş peşe Şi Cinping'le el sıkıştı. Trump'ın şerrinden kaçanlar, Çin ile safları sıklaştırma yolunu seçti.
Bugüne kadar ABD; AB ülkeleri, Britanya ve Kanada gibi geleneksel müttefiklerine karşı ulusal onuru rencide edecek bir söylem içinde hiç olmadı. Üçün beşin lafının edilmediği bir ilişki vardı aralarında. NATO'nun güvenlik şemsiyesi altında hazır yiyicilikle suçlanmıyorlardı. Onlar da ABD aktivizmine hemen her zaman onay veriyordu.
Trump, bu ilişkiyi ilk döneminde ciddi anlamda sorguladı. İkinci döneminde ise yerle bir edecek adımlar atmaya başladı.
Trump için doğru olanın ABD için doğru olmadığını düşünenler az değil. Yanı sıra, Trump'ın agresif politikasının amaçlananın tam tersi sonuçlar verdiğini düşünenleri haklı çıkaracak gelişmeler de yaşanıyor.
Trump "Make America Great Again" derken, Çin'in ekmeğine yağ sürüyor olabilir.