Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Tunus Mısır olur mu?

Arap İsyanları ile Tunus’ta, Libya’da, Mısır’da diktatörler devrildi. İsyanı alkışlayanlar devrimden sonra kurulan sandık demokrasisinden İslami eğilimli siyasi partiler çıkınca bozum oldular. Onlar başka türlü düşünmüştü, “devrimi biz yaptık, ilk isyan eden bizleriz, sayıca çok olmanız, sandıktan sizin çıkmanız sizin dediğiniz olacak anlamına gelmez” demeye başladı. Mısır’da Temerrüd Hareketi devrimi çalmakla suçladı İhvan’ı. İhvan olacağına Mübarek olsa daha iyi demeye başladı Mısır’ın sosyalist-liberal laikleri. Oysa asıl rol çalan Mübarek’i artık bir yük olarak gören orduydu. Mursi’ye razı oldu, kurulu düzeni devam ettireceği zannıyla.

Mursi bir şey yapmadı aslında, kendisine ait yetkileri kullanmaya kalktı sadece, Tunus’ta Nahda’nın lideri Gannuşi’nin tavsiyesine uyup alttan almadı, istifa etmedi mesela...

Sisi de bir şey yapmadı, Tahrir’de alkışlarla askeri göreve çağıran “devrim pişmanlarının” hatırını kırmadı, o kadar. Yönetime el koydu, başta Mısır’ın tek ve ilk seçilmiş başkanı olan Mursi’yi ve İhvan Hareketi’nin siyasilerini tutukladı. Meydanları dolduran halkın üzerine ateş açtı, böylece kendisini alkışlayan rejim kalıntısı güçleri ve liberal-sol laikleri de ahlaken mahkum etmiş oldu.

Tunus’un 4’lü çetesi

Mısır’daki darbe Tunus’taki anti-Nahdacı koalisyonu da heveslendirdi. Nahda karşıtlığı üzerinden bir operasyon yürütülmeye başlandı.

Cumhurbaşkanı Marzuki’nin ordudaki “sahil lobisini” kıran atamaları sayesinde ordunun darbe yapma kabiliyetini yitirdiği söyleniyor. Ama emniyet teşkilatının derin devletin yuvalandığı asıl yer olduğu ve tehlike arzettiği de konuşuluyor.

Üç gündür Tunus’un başkenti Tunus’tayız. Aralarında Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE), Stratejik Araştırma Merkezi (SAM) Kamu Diplomasi Kurumu (KDK) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’ından temsilcilerin ve akademisyenlerin yer aldığı bir grup, Tunus’tan partner düşünce kuruluşu temsilcileriyle birlikte bir çalıştay gerçekleştirdi. Bu vesileyle medya ve STK temsilcileri ve hükümet yetkilileriyle görüşme imkanı bulduk.

Özellikle son dönemlerdeki iki siyasi cinayet Tunus’ta hükümeti zor duruma soktu. Devrimden sonra kurulan geçici hükümete başkanlık eden ve bu süre içinde Bin Ali’nin günahlarını temizleyen Sipsi, Nahda karşıtı cephenin en güçlü ismi. Tunus’un Sesi Partisi sendikaları da arkasına almış durumda. Sendikalar son 20 yılda yapmadıkları grevi geçtiğimiz üç ayda yapmışlar. 28 Şubat’ın 5’li çetesinin sendika ayağı gibi hareket ediyorlar.

Hükümet ve muhalefet arasındaki krizi aşmak için kurulan meslek odaları, insan hakları örgütü gibi güya bağımsız kurumların yer aldığı “4’lü çetenin” talepleri sureti haktan bile değil. Sandıkta yenemeyecekleri kesin olan Nahda’nın siyaseten elini kolunu bağlayacak bir anlaşmaya razı etmeye çalışıyorlar. Körfez Ülkeleri ve Fransa da operasyonun görünmeyen sahipleri.

İhvan’a Körfez darbesi

Gannuşi’nin Nahda’yı sistem içinde tutma gayreti olmasa, hesaplarını uzun vadeli değil de kısa vadeli yapsa muhalefet şimdiye kadar masayı devirmeyi başarabilirdi. Ama Gannuşi demokrasi ilkesinden hiç ayrılmadan, Selefileri küstürmek pahasına partisine operasyon yürüten ülkelerle bile görüşmekten çekinmiyor. Muhalefetin hamlelerini boşa çıkartacak bir siyaset satrancı oynayarak partisine karşı oynanan oyununu her seferinde bozuyor.

Bürokrasiye iş yaptıramıyor, devlet televizyonunu bile aleyhine çalışıyor. Katar ve Türkiye’den başka güvenebileceği ülke de yok.

Mursi’ye yapılan hiçbir eleştiri Gannuşi ve partisine yapılamıyor ama buna rağmen “Nahda da İhvan” denilerek çökertilmek isteniyor.

Suud’un başrolde olduğu bir “İhvan’ın belini kırma operasyonu” söz konusu. Türkiye’de bu operasyondan nasibini alsın isteniyor. İhvan’ı oyun dışına itmek için kurulan bu yeni düzen en çok da Esad’ın işine yarıyor.