Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

Türkeş’in Ermenistan teması ve Demirtaş’ın Moskova ziyareti

Resul Tosun tüm yazıları

Siyasi partiler iktidar olmasalar bile milli meselelerde aktif rol oynayabilirler. İktidara gelemeyen hatta meclise bile giremeyen siyasi partiler mensuplarının sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik taleplerini seslendirme hususunda sivil toplum örgütlerinden daha faydalı bir misyon ifa edebilirler. 

Bir siyasi parti olarak memleket meselelerinde gündeme getirecekleri konularla dolaylı da olsa hükümete ve devlete yardımcı da olabilirler.

Bu yüzden çok partili siyasi hayat pek çok görüşün tartışıldığı ve her görüşe mensup insanın kendisini ifade edebileceği bir özgürlük alanıdır.

***

Bu bağlamda MHP lideri merhum Alpaslan Türkeş’in 1993 yılında Ermenistan Devlet Başkanı Ter Petrosyan ile yaptığı görüşme önemlidir.

MHP o dönemde iktidarda değildir, 19 milletvekiline sahip bir muhalefet partisidir, grubu bile yoktur.

Ama merhum Alpaslan Türkeş Azeri-Ermeni savaşına son vermek için Paris’te Ermenistan Devlet Başkanı Ter Petrosyan ile görüşmüştür.

Paris’te Crillon Oteli’ndeki özel bir odada yaptığı görüşmede altı maddelik bir barış teklifi sunmuş Petrosyan da değerlendirmek için zaman istemiş ama kısa süre sonra görevden ayrıldığı için bir netice elde edilememişti.

Edilememişti ama merhum Türkeş bir muhalefet lideri olarak takdire şayan önemli bir görev ifa etmişti.

Tabii ki bu görevi ifa ederken devletinin bilgisi dahilinde hareket etmişti!

***

HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın Moskova’ya ziyaret haberini okuyunca aklıma hemen merhum Alpaslan Türkeş’in 1993 yılında Ermenistan Cumhurbaşkanı Ter Petrosyan ile yaptığı görüşme geldi.

Eğer HDP gerçekten bir Türkiye partisi portresi çizseydi Demirtaş’ın da ilişkilerin gerildiği bu ortamda müspet bir misyon üstlenebileceğini yazardım.

HDP ve bizzat Demirtaş maalesef bir Türkiye partisi ve siyasetçisi gibi değil terör yanlısı ve devlet karşıtı bir politika izlediği için onun bu ziyaretini hayra yoramıyorum.

Hâlâ silahlı terör eylemlerini savunan ve utanmadan devletin vatandaşına savaş açtığını söyleyen bir siyasetçiden olumlu bir misyon bekleyemiyorum.

***

Moskova’ya yapacağı ziyaretle ilgili açıklamada bile devletine sahip çıkmak yerine başka bir devletin siyasetçisiymiş gibi ifadeler kullanan Demirtaş maalesef konuştukça batıyor.

Daha konuşmasının başında kendi devletinin kriz nedeni olduğunu açıklayarak ve kendi devletini suçlayarak söze başlayan bir siyasetçiden hangi olumlu adımı bekleyebilirsiniz ki?!

Sadece uçak krizinde kendi devletini suçlamakla yetinmiyor hızını alamıyor devletin halkına savaş açtığını söylüyor ve terörü haklı bir direniş olarak tanımlıyor kendisi de onlarla beraber direneceğini söylüyor.

Dolayısıyla Moskova’da neler söyleyeceğini de açıklamış oluyor!

***

Siyasi partilerin yurt dışında temsilcilik açması yasal bir haktır. HDP de hâlâ hukuk nazarında meşru bir parti olduğu için kimsenin ona yurt dışında temsilcilik açamazsın deme hakkı yoktur.

Ama tam Rusya ile ilişkilerin gerildiği bir ortamda kendi devletini her ortamda şikayet eden bir siyasetçinin özel olarak Moskova’da temsilcilik açma teşebbüsü hukuken suç sayılmayabilir ama siyaseten intihar etmekten farksızdır.

Türkiye’ye diplomatik savaş açmış bir ülkede tam bu savaşın ortasında temsilcilik açma teşebbüsü o ülkeyle birlikte olmak şeklinde yorumlanır, siyaseten ihanet olarak görülür ve değerlendirilir.

***

Unutulmamalıdır ki Rusya geçmişte PKK terör örgütü liderini de ağırlamaktan çekinmemiştir. PKK’nın siyasi temsilcisi konumundaki bir partiye kucak açmasını yadırgamayız ama Türkiye partisi olma iddiasındaki partinin bu teşebbüsünü siyaseten Türkiye düşmanlığı olarak değerlendiririz.

Demirtaş Rus dışişleri bakanıyla da görüşecekmiş!

Neler görüşeceğini ve söyleyeceğini tahmin ediyoruz.

Moskova’dan sonra Şam’da temsilcilik açma teşebbüsünde bulunursa da hiç şaşırmayız.

Şaşırdığımız tek şey teröre açık destek veren ve devletine düşmanca saldıranlarla birlikte olan bir siyasete hukuk sistemimizin izin veriyor olmasıdır!