
Dijital çağ ile birlikte dünyada her şey birbirini son hız tetikliyor.
Savaşlar, barışlar, afetler ve yaşanan her ne ise ülkeler arasında mesafe gözetmeksizin güçlü bir etki oluşturuyor. Örnek; Gazze soykırımı!
Gazze'de yaşanan soykırım adeta canlı yayında gerçekleştirildi. Hastaneler vurulduğunda, çocuklar açlıktan ve soğuktan can verdiğinde, aileler yok olduğunda ve koca bir şehir enkaz çukuruna çevrildiğinde, iki senedir, her gün güncel görüntülerle birlikte adeta ölüp ölüp diriliyoruz.
Sadece biz değil tüm dünya vicdanı ayakta!
Son bir haftada haber akışıma düşen tepkilere bakınız...
İtalya'da Milano-Cortina Kış Olimpiyatları meşalesinin geçişi sırasında İsrail protesto edildi. Üzerinde "İsrail'e kırmızı kart" yazan dövizler tutan göstericiler, İsrail'in olimpiyat oyunlarına katılmasına büyük tepki gösterdi. Polisin müdahalesine direnen binlerce kişi saatlerce sokakta tepki ortaya koydu.
Belçika'da bir trenin üzerinde "İsrail ordusuna (IDF) ölüm" yazısı görüldü. Sosyal medyada Belçikalıların haberi doğruladığı not düşüldü.
Epstein dosyaları kapsamında milyonlarca belge ABD makamlarınca siyasilerin incelemesine sunuldu. Epstein davası kapsamında yüz binlerce bebek ve çocuğun kaçırılması, tecavüze uğraması, bebeklerin ayinlerde öldürülmesi, kanının içilmesi ve hatta etinin yenmesi, örgütlü biçimde fuhuş ağı kurulması, nüfuz sahibi kişilerin bu kapsamda tuzağa düşürülmesi, şantaj ve tuzakla siyonist politikalar bağlamında kullanılmaları gündem oldu. Her gün yeni bir başlıkla bu iğrenç olaylar, gündemimizden hiç düşmüyor. Ve bu lağım çukurunun ana öznesi bir Yahudi.
Atlanta Havaalanında bir kişi, uçuşlarını bekleyenlere şöyle bağırdı: "Epstein'ın dosyaları yayınlandı ve hepiniz normal davranıyorsunuz. Bebek yiyorlar!"
Epstein olayı sonrası iki sene önce ortaya çıkan New York'taki Yahudi tünelleri yeniden gündem oldu. Tünellerde kanlı yataklar ve bebek arabaları objektiflere yansımıştı.
Ne oldu peki? Bu olayın da üstü örtüldü.
Peki vicdanlar da aynı ölçüde susturulabiliyor mu?
Üç yıldır sayısız tepki, protesto ve boykot faaliyeti dünyada ardı sıra bir fenomen haline geldi.
Artık boykotsuz bir gün, sıra dışı ve eksik addediliyor.
Gazze soykırımı ve Epstein dosyaları siyonistlere dönük bir tepki ortaya çıkarmakta. Bu olgu o kadar güçlü ki, müthiş bir anti-siyonist dalga oluşturdu ve İsrail'i kuran "büyük anlatı"yı çöp haline getirdi.
Bu bir realite!
Elbette İsrail'in soykırım politikası nedeniyle tüm Yahudiler suçlanamaz. Ve fakat "Soykırımı durdurmak için ne yaptın?" diye sorulur.
SOYKIRIMI DURDURMAK İÇİN NE YAPTIN?
Geçtiğimiz gün sosyal medyada karşıma, "iğneli fıçı" hikayesi çıktı. Yahudilerin çocukların kanlarını dini ayinlerde ve bayramlarda kullandıkları yönündeki anlatı, Batı literatüründe "kan iftirası" olarak geçiyor.
Anlatı, gündemle birlikte düşündüğümde bana da çarpıcı gelmişti ve "alıntı" olarak paylaşmıştım.
Üzerine Türk Yahudi Toplumu Başkanı Erol Kohen, beni telefonla aradı. Paylaşımdaki anlatıyı reddettiklerini ve doğru olmadığını söyledi. Bu kapsamda bir bilgi notunu da tarafıma gönderdi. Bendeniz de konu içeriğinin tarihin derinlikleriyle ilgili olduğunu, tarihçi olmadığımı, bu kapsamda araştırma için bir yolculuk yapmak adına zamanımın da olmadığını söyleyerek ve konuyu tarihçilere havale ederek "alıntı" olan paylaşımımı kaldırdım.
Ve fakat kendilerine telefonda ifade ettiğim hususları buradan da okuyucularıma aktarmak isterim.
Osmanlı'dayken azınlık olarak yaşayan ve korunan Yahudiler, bugünün iktidar sahipleridir.
Konuya dünya ölçeğinden bakalım; medya, siyaset ve sermaye alanlarında ciddi anlamda güç sahibiler. Hatta İngilizlerin desteğiyle bir din devleti bile kurdular.
İsrail denen olgu, günümüzün en büyük zalimi ve soykırımcısıdır!
Ve ülkemizin vatandaşı olarak Türkiye Yahudileri, Gazze soykırımı karşısında ne yaptı? Araştırdığımda, el-Ehli Baptist Hastanesine düzenlenen saldırı sonrası bir kınama bildirisi yayınladıklarını gördüm. Çok yetersiz ve çok etkisiz bir paylaşım!
Türk Yahudi toplumunun, bu topraklara borcu var.
Neden İsrail soykırımını protesto eden gösterilere katılmıyorlar?
Neden dünya çapında ses getirici örgütsel çalışmalar yapmayıp sivil alanda sessiz kalıyorlar?
Madem Yahudiler, tarihte çocuk kanı içmedi, o halde bugün katledilen 20 bin çocuk için, organı çalınan ve tecavüze uğrayan Gazzeli yavrular için ses versinler!
ABD'de ortaya çıkan lağım çukuruna tepki ortaya koysunlar. "Hayır, biz böyle değiliz" desinler. Biz de haberini yapalım ve paylaşalım.
DEAŞ SONRASI HEPİMİZİ TERÖRİST İLAN ETMİŞLERDİ
Hatırlayalım...
Yıl 2015.
DEAŞ terör örgütü, Paris'te, 17 kişinin ölümüne yol açan bir saldırı gerçekleştirmişti.
Bunun üzerine ne oldu?
Toplam 50'ye yakın ülkeden devlet adamlarının katıldığı bir yürüyüşle DEAŞ, protesto edildi. Türkiye'den de dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu yürüyüşe katıldı.
DEAŞ üzerinden İslam; terör dini ve tüm Müslümanlar da terörist ilan edildiğinde biz ne yaptık? Hiçbir şekilde bunu kabul etmedik ve aksiyon alarak sahada DEAŞ ile mücadele ederek bunu gösterdik.
İşte Türkiye Yahudilerinden de bir vatandaş ve bir gazeteci olarak bunu bekliyorum.
İsrail karşıtı güçlü duruş ve aksiyon almak, samimi Yahudiler için zor olmasa gerek.