Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Twitter iftira paylaşım sitesi

İnternet hayat damarlarımızdan biri haline geldi. Bu aslında oldukça yeni bir durum, çünkü internet dediğimiz iletişim ağının hayatımızda merkezi bir yere oturması son 10-15 yıl içinde oldu. Öncesinde internet kullanıcıları basın camiasıyla sınırlıydı; bilemedin başka bir kaç iş kolluyla...

İyi hatırlıyorum, mesleğe başladığımızda ne dijital fotoğraf makinaları vardı, ne de haber toplamak için internet bu denli aktif kullanılıyordu.

Demokratik ülkeler sınıfına dahil olmak isteyen bir ülkede internetin yaygınlaşmasından daha doğal bir şey de olamazdı.

AK Parti’nin devri iktidarında dedelerimiz bile internet kullanır oldu. Amcalar, teyzeler akıllı telefonla konum bildiriyorlar, caps alıp torunlarına hava atıyorlar, o kadar yani! Uzatmayayım, şu bir gerçek ki internet üzerinde kısıtlamaya gitmek ‘medeni ülkeler’in yapmayacakları bir şey. Yapan alenen ayıplanıyor, ayıplanmakla kalmıyor, bunun mutlaka siyasi bir bedeli oluyor.

Türkiye de artık bu tartışmaların göbeğinde. İnternetle ilgili her düzenleme, neymiş bunun esası bakıp anlayalım, denmeden yasak kategorisine sokulmaya çalışılıyor. Böylece “yasakçı hükümet” algısı oluşturulup bu algı imaja çevrilmek suretiyle ‘medeni ülkelere’ servis ediliyor. Bir mızmızlık, beceriksizlik ve çifte standart birliği olma yolunda hızla ilerleyen AB’nin de canına minnet, ilk fırsatta bir yetkilisi ağzıyla Türkiye’yi tokatlıyor.

Hatırlayacaksınız, internetin sınırsız kullanımı yanında aileler için alternatif filitreli paketler de sunan düzenleme, “internet yasaklanıyor” diye lanse edilmişti. Göz göre göre yalan ve çarpıtma üzerine kurulu bir algı mühendisliğiydi bu.

140 karakterlik yalanlar

Geçen ay Cumhurbaşkanı’nın bir şerh koyarak onayladığı internet yasasında da aynı şey oldu. Yoktan yere haftalarca internete yasak getiriliyor yaygarası kopartıldı. Yapılmaya çalışılan tasarının eksiklerini, sakıncalarını dile getirip daha gelişmiş bir düzenlemenin Meclis’e gelmesini sağlamak değildi. “Yasakçı hükümet” algısı oluşturmak ve bu imajı dolaşıma sokmak. Oysa yeni yasanın özü, interneti kişi mahremiyetinin kolayca ihlal edildiği bir yer olmaktan çıkarmak, hakaret ve ifade özgürlüğünün çerçevesini belirginleştirmek ve twitter, facebook gibi paylaşım sitelerinin Türkiye’ye gelmelerine zemin hazırlamak...

Bu çok önemliydi. Neden önemli olduğunu twitter’a erişimin engellenmesiyle daha iyi anladık. Twitter, Türkiye’den giden hukuki kararların gereğini yapmıyor. Twitter’ın tümden erişime kapatılmasının elbet de savunulabilecek yanı yok, ama twitter yöneticilerinin bu kayıtsızlığı karşısında Türkiye’nin de vatandaşlarının hakkını gözetecek bir yol bulması şart. Bu yol ne olmalı? Twitter’a erişimi tümden engellemek yerine şikayet konusu olan adreslerin kapatılması mesela. Meclis’ten geçen son yasa işte bunu öngörüyor.

Twitter yasağını konuşurken yasağa yol açan sebebi es geçiyoruz. Aslında sorunun kaynağı, sosyal paylaşım sitelerinin artık bir iletişim değil de iftira ağı olarak kullanılıyor olması.

Gezi eylemleri sırasında insanlar twitter üzerinden 140 karakterlik yalanlarla galeyana getirildi. Olmayan ölü ve yaralı haberleri verildi. Twiter’daki ölü-yaralı haberleri kitlesel bir katliam izlenimi verecek denli abartılıydı.

Tıpkı Gezi’de olduğu gibi 17 Aralık’tan sonra da twitter bir kara çalma, yalan haber yayma ve iftira atma mekanı olarak iş görüyor. Manipülasyonu mevzu bile etmiyorum ama açıktan karakter suikastı yapılıyor. Özellikle kadınlara yönelik bir iftira kampanyası yürütülüyor. İnsanların aile bütünlüklerini hedef alan, namuslarına kasteden iftiralar atılıyor. Bu iftiralar neticesinde ailelerinin dağılabileceği, çocukların eşlerin bu iftiralardan nasıl etkilenecekleri hiç hesaba katılmıyor.

Twitter’ın böylesi alçaklıklar için kullanıldığı bir ortamda yasak insanların bir kısmında “oh be, dünya varmış” tepkisine yol açıyor.

Twitter’ı ifade ve iletişim hürriyeti adına savunabilmek için gerçek hayatta suç olan her şeyin orada da suç olduğunu kabul etmeliyiz. Sosyal medyanın bir operasyon üssü olarak kullanılmasına göz yummamalıyız. Kişi mahremiyeti gibi çok önemli bir hususun güvenceye alınmadığı bir iletişim şeklinin savunulabilir yanı yoktur.