
Dünya uzun zamandır garip bir dönemden geçiyor.
Devletler arası ilişkilerde hukuk çoğu zaman görmezden geliniyor.
Bu "hukuksuzluk çağının" yalnızca devletlerle sınırlı olduğunu düşünmek büyük bir yanılgı olur. Bugün hukukun sınandığı bir başka alan daha var: sosyal medya platformları.
Milyarlarca insanın kullandığı bu platformlar, devletlerin hukuk sistemlerinden kaçabilen dev şirketlere dönüşmüş durumda. Kullanıcılar için kurallar koyan bu şirketler, konu kendi sorumluluklarına gelince adeta görünmez oluyor.
Son dönemde üzerinde çalıştığımız bir dava, bu sorunun Türkiye'de nasıl işlediğini çok net gösteriyor. Sorunun çözümü aslında zor değil. Ama nedense bir türlü gerçek ve kalıcı adımlar atılamıyor.
DEVLET NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
Son günlerde Türkiye'de sosyal medya konusunda önemli tartışmalar yaşanıyor.
Adalet Bakanı Sayın Gürlek'in sahte (fake) hesaplara yönelik düzenleme çağrısı ve bu konuda hazırlanan öneriler dikkat çekici. Çünkü sosyal medyada anonim hesaplar üzerinden yürütülen manipülasyon artık ciddi bir problem. İtibar suikastı had safhada.
Benzer şekilde 15 yaş altına sosyal medya kısıtlaması tartışması da gündeme geldi. Aile Bakanımız tarafından. Birçok ülkede de benzer düzenlemeler konuşuluyor. Örneğin ABD'nin bazı eyaletlerinde çocukların sosyal medya kullanımına yönelik ciddi sınırlamalar getirilmeye çalışılıyor. Avrupa Birliği ise Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act) ile platformlara yeni sorumluluklar yükledi.
Yani aslında Türkiye'de konuşulan meseleler dünya gündeminden kopuk değil.
Bu nedenle bu tür düzenlemelerin yapılması gerektiğini düşünenlerdenim.
Ve kayıtsız şartsız destekçisiyim ama...
BİR AÇMAZA DİKKAT!
Burada kritik bir sorun ortaya çıkıyor.
Diyelim ki yeni yasalar çıktı. Peki sosyal medya şirketleri gerçekten bu kurallara uyacak mı?
Uygulamada gördüğümüz tablo çok farklı.
Büyük platformlar Türkiye'de şirket kuruyor, temsilcilik açıyor. Ama iş mahkemeye geldiğinde çoğu zaman "biz o şirket değiliz" diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar.
GÜR BİR KAYNAK DESKTEKÇİ!
Daha ilginç olanı ise bu süreçte ortaya çıkan çelişkiler.
Kamuoyunda kendisini "X platformunun temsilcisi" gibi gösteren, TBMM Dijital Mecralar Komisyonu toplantılarına bu sıfatla katılan, uzun uzun hukuk ve demokrasi üzerine konuşmalar yapan kişiler var. Fakat aynı kişiler mahkeme dosyasında bir anda "biz o şirketin avukatı değiliz" diyebiliyor.
Eskilerin bir sözü vardır: "Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar." Gelin görün ki hukukçular için de böyle olmuş. Ortaklıkta "X meselesi benden sorulur" raconu kesen zevat, mahkemede "X INC için ABD'ye yurtdışı tebligat yapın" diyebiliyor. Tutanağı isteyenlere gönderebilirim.
Eee kardeşim hangisi doğru?
Avukatı olmadığın şeyin cakasını satman mı?
Mahkeme de ben avukatı değilim demen mi?
Karar ver! Bugün benzer bir durumla karşı karşıyayız.
O zaman sormak gerekiyor: Gerçek hangisi?
Kamuoyundaki temsil mi doğru, mahkemedeki inkâr mı?
Kararın neden önemli biliyor musun?
Senin bu sözüm ona aralanan perdeyi kapatmana "hukuk ve özgürlük sosu" katıyorsun da ondan...
Konu İmamoğlu'nun sosyal medya hesabı olunca gösterdiğin o cevval tavrı bir masumun hakkı aranırken de göster!...
SORUN SADECE ŞİRKETLER Mİ?
Tabii mesele yalnızca şirketlerde veya -gerçekten avukatı olup olmadığı tartışma konusu olan- avukatlarında değil...
Sorunun bir başka boyutu da yargı sisteminin internet konuları karşısındaki hazırlıksızlığı.
Bugün internet hukuku, dijital platformlar ve sosyal medya ekosistemi çok hızlı değişiyor. Ancak bazı hakimlerde bu alanlara dair teknik bilgi oldukça sınırlı.
Örneğin sosyal medya şirketlerinin Türkiye'deki temsilcileri ticaret sicilinde açıkça yer aldığı halde, bazı kararların yanlış taraf tespiti gerekçesiyle bozulduğunu görüyoruz.
Ya da herkesin Türkiye temsilcisi olarak bildiği şirket hakkında "husumet yok" denilerek davanın reddedildiği örnekler var.
Bu tablo bize eski bir sözü hatırlatıyor:
"Kem aletle kemalat olmaz."
Yani doğru araçlar ve doğru uzmanlık olmadan sağlıklı sonuç üretmek mümkün değildir. Özellikle belirli yaş üzeri hakimlerin konuya dair bilgi eksikliği ciddi bir sorun!
ASIL SORU ŞU
Bugün ABD'de sosyal medya şirketlerine doğrudan dava açılabiliyor.
Avrupa'da platformlar milyarlarca euro ceza ödeyebiliyor.
Peki Türkiye'de neden aynı kararlılık görülmüyor?
Bu sorunun cevabını sadece mevzuat eksikliğiyle açıklamak mümkün değil.
Gerçek çözüm; dijital dünyayı anlayan hukukçuların, uzmanlaşmış mahkemelerin ve açık sorumluluk mekanizmalarının kurulmasından geçiyor.
Aksi halde sosyal medya şirketleri yargının gerçek muhatabı haline gelmeyecek.
Ve yargının muhatabı olmadıkları sürece;
- zararlı içerikler,
- uygulanmayan mahkeme kararları,
- çocuklara yönelik riskli paylaşımlar
ciddi bir denetimden geçmeyecek.
Bu konuya burada nokta koymuyorum.
Bir sonraki yazıda somut çözüm önerilerimi yazacağım.
İsterim ki herkes bu konuya dair katkı sunsun.