Yazarlar

Yiğit BULUT

Yiğit BULUT

yigitbulut@stargazete.com

Ya ne olmak

Geçmişte yazdıklarıma bakarken bir not buldum, ilginç detayları kaleme almışım. Aklımda kalan bir görüntüyü anlatıyorum ve aslında bugün bile hayal edince oldukça ilginç detaylara haiz...

Notu birlikte okuyalım ve devam edelim yazıyı kurgulamaya;

“...Sokaklarda zorlanan CUMHURİYET Bayramı toplanmalarından aklımda kalan bir kare: Sokaktaki vatandaşı “kendinden” görmeyen hatta ‘oy verme hakkı benimle aynı nasıl olur’ diyen bir avuç insan, “gün arası” veya “gezme molasında”, ellerinde bayraklar toplanmışlar, Nişantaşı, Şişli, Bağdat Caddesi, Bebek’te yürüyorlar... Arada şu tip cümleler dışarı kadar taşıyor: Bu ülke İran olmayacak! Cumhuriyet kavramından anladıklarına bakın; ‘İran olmamak, X olmamak, Z olmamak’! Ya ‘ne olmak’... Yoksa esas amaç hiçbir şey OLMAMAMIZ MI!”

Sevgili dostlar, yukarıdaki mantığı ve manzarayı uzun yıllar yaşadık, GEZİ olaylarında “zirvesini” gördük, uzantılarını ve uzatmalarını da hâlâ yaşıyoruz... Cumhuriyet’i “İran olmamak, X olmamak, Z’yi asla kabul etmemek” olarak algılayanlar veya kısacası yıllarca bu “motto” ile ortaya çıkan-tezahür eden “o zihniyet”, yıllarca bu ülkeyi “baskı” altında tuttu ve “bir şey olmamak uğrunda” ne “olabileceğimizin de” önünü kesti! Kendi ortaya koyduğu “sanal korku dağları” ile “Olmama yolunda” kendi vatandaşını “bölücü-gerici-mürteci” ilan eden de hep aynı kafaydı!

Türkiye İran olmayacaktı, X olmayacaktı, Z’ye dönüşmeyecekti...

Bu “sanal korku dağları” üzerinden türetilen tezleri savunanlar “olmamaktan-bölünmemekten” başka bir şey görmedikleri ve sorgulamadıkları için örneğin şu soruyu asla sormadılar: Türkiye neden IMF, Dünya Bankası ve içerideki-dışarıdaki 5000 kişiye yılda 70 milyar doların üstünde faiz ödüyor? Veya Türk ekonomisinin kaymağını kimler yiyor, kimler içiyor? Bu sorular hiç sorulmadı, tek dert vardı; İRAN OLMAMAK! X olmamak, Z’yi kabul etmemek! YA NE OLMAK! YOKSA ESAS AMAÇ Türkiye’yi korkutarak “KENDİ YOLUNU” bulmasını mı engellemekti!

Sevgili dostlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin “Cumhuriyet-Ulus Devlet-Üniter yapı” gibi vurgularını sadece “olmamaktan” ibaret görenler, ürettikleri SANAL tehdit algılamaları ve içeride bu düzenin devamını isteyen “iç-dış yerleşik düzene” bilerek veya bilmeyerek alet olmaları sonucu bu ülkede “Cumhuriyetimizin” kimsesizlerin kimsesi-hepimizin her şeyi olmasına, DEVLETİN vatandaşına refah üretmesine asla izin vermediler! Bu ülkeyi 1946’dan 2006’ya kadar “seçkinler çekti-çekiştirdi”, ülke “iç-dış yerleşiklerin” elinde oyuncak oldu! Sonuç olarak karşımıza; vatandaşına 2500 doları geçmeyen bir gelir üretirken, 5000 kişiye 60 yıla yakın bir sürede 2.5 trilyon dolarını kaptıran bir ülke ortaya çıktı! Dedikleri oldu; OLMADIK, OLAMADIK!

Sonuç: Devletini korumak isteyen her Türk vatandaşına seslenerek bitiriyorum: Senin, benim, bizim en büyük düşmanımız “ne irtica, ne bölünme”, ne de YERLEŞİK BASIN yoluyla türetilen diğer masallardır. En büyük düşmanımız, “kanımızı, canımızı, varlığımızı” emen yerleşik yapıdır ve sökülmeye başlayan bu “düzen” tam olarak yerinden edilmeden bu ülkede DEVLET ve “CUMHURİYET tam olarak asla kimsesizlerin kimsesi” OLAMAZ!

Son söz: Türkiye Cumhuriyeti 2003 yılından sonra özellikle 2008 dönemeci ile DEVLET, Halkın seçtiklerinin yönettiği bir yapı olma yoluna girdi! Bu mantığı ve gerçeği her Türk vatandaşı sorgulamalı ve detaylarıyla özünü idrak etmeli!

Önemli not: En fazla pompalandığı dönemlerde bile Türkiye için “irtica-bölünme” gibi kavramlar asla gerçek bir “tehdit” olmadı. Böyle algılamamız, buna inanmamız ve gerçekleri sorgulayamamamız istendi! Türkiye artık uyanık ve “BÜYÜK TÜRKİYE” yolunda dev adımlarla ilerliyoruz...