Yazarlar

Yiğit BULUT

Yiğit BULUT

yigitbulut@stargazete.com

Yabancılar ve Türkiye’deki ‘manipülasyonları’

Yiğit BULUT tüm yazıları

Sahiplerinin kim olduğunu artık çok iyi bildiğimiz birçok yabancı yayın kuruluşunda her hafta Türkiye ile ilgili “siyasi-ekonomik-sosyolojik” içerikli haber ve analizler çıkıyor. Bunları tararken 2008 yılında çıkan birkaç satır gözüme çarptı... Bakın dünya genelinde ekonomik kriz olduğu günlerde Ekonomi gazetesi Financial Times, başta siyasi ve ekonomik gelişmeler olmak üzere çeşitli yönleri ile değerlendirildiği “Türkiye 2008” ekinde neler buyurmuş; “...Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanan Türkiye, dünyayı şekillendiren fikirler ve rüzgarlardan şaşılacak kadar uzak ve yalnız”...

Sevgili dostlar, yıl 2012... Amerika’da başlayan kriz Avrupa’yı sarmış, gün geçtikçe durum daha da kötüye gidiyor ve “yalnız ve dünya genelinden uzak” denen Türkiye, ekonomik dalgalara kapılmadan en hızlı büyüyen ikinci ekonomi olarak yoluna devam ediyor... Şimdi bu satırları hatırlatarak soruyorum Financial Times yönetimine; bu analizi yazıp, bu eki hazırlayan kadro hala orada mı?

Evrim-Rastlantısal başlangıç, KAOS ve karıştırılanlar

Sorulan sorular “evrimi kabul ediyor musun” diye başlayınca gerisi de hatalı geliyor...

Doğrusu “rastlantısal ortaya çıkışımız ve sonrasında rastlantısal bugüne gelişi kabul ediyor musun” olmalı! Aklı olan bir insanın kabul etmeyeceği gibi “rastlantısal” ile başlayan ve “varoluş” ile biten cümleleri kabul etmiyorum. Referansım” 4Y” ile yani “Yüce Yaratıcının Yoktan Yaratması” ile başlıyor. Evrim farklı bir detay! İyiye, mükemmele gidiş yolunda değişim kast ediliyorsa, konuyu bu noktada açmak gerekli.  

Sevgili dostlar, bütün sistemlerde evrim “süreklidir”, her yerdedir ve “Yaratıcının, yaradılışı başlattığı” süreç içinde “iyiye ve güzele doğru” evrim veya “tekamül” maddi-manevi anlamda devam eder. Bir sistemi kurarsınız, bileşenlerini “tasarlarsınız” sonrasında sistemin işleyişi sırasında karşılıklı etkileşim ile “yeni sonuçlar” ortaya çıkabilir. Bu da “evrimdir” ama Yaratan’ın hükmü dahilinde gerçekleşen bu “dinamik etkileşim”, inkar etmeyi gerektirmez! Bazı yıllar doğa daha fazla ürün verir, kendini yeniler ama bu değişim, iyiye yolculuk; “o mükemmel yapıyı Kuran ve Var Eden” dışında oluşmaz!

Aynı mantık sosyal sistemlerde de geçerlidir. Sistem “evolution-evrim” geçirmek ve bileşenlerin “ihtiyaçlarına” uymak zorundadır. Toplumun “evrimi” çerçevesinde onu “kapsayamayan” sistemler kırılır, çatlar! Daha açık yazayım; canlı-cansız bütün sistemler “sürekli evrim” halindedir! Evren “dışa doğru genişlemeye” yani evrimine devam eder! Bu inkar edilemez! Ama bu evrim “ilk yaratılış sırasında” konan “kuralların içinde kalır!” Ve biz tahmin edilebilen veya algıladığımız kadarıyla “öngörebildiğimiz” bu yapıya “düzen”, sıçramalara da “düzensizlik” deriz! Burada çok önemli bir not düşelim; kuantum teorisi “lineer olmayan” yani bizim “idrak kapasitemize göre” olmaması gereken ama “her seferinde şaşmadan” olan olayları açıklamada önemli bir adım atmış ve aslında “kaos” dediğimiz her şeyin bir üst algılamaya göre “kosmos” olduğunu ispat etme yoluna girmiştir. Bütün ihtimaller aynı anda gerçektir ama her seferinde sadece “olması gereken seçenek” hayata geçer; elektron her zaman yolunu bulur!

Sonuç: Evren, maddenin yapısı, hücre, organizma ve “bizim içinde bulunduğumuz” algılama ile “logaritmasını yazamadığımız” her olay, “üst algılama seviyeleri” için rahatlıkla görülebilecek mükemmel “matematik”, “sebep-sonuç” denklemlerine göre işler. Algılayamadığımız “bölümler” için herkes kendine göre “mekanizmalar” kurar! Kimi “kuantum” der kimi “Bundan sonrasına sadece inanılır sorgulanmaz” der! Algılama düzeyimiz arttıkça göreceğiz ve bileceğiz ki; evrenin özündeki “matematik gerçeklere dayanan sebep-sonuç” yasaları kesindir ve “elle tutulabilir, kağıda dökülebilir” hale gelebilir. Bir mühendis “statik hesabı” kağıda döker, bir çocuk oraya sadece “duvar” diye bakar!

Son söz: İçinde bulunduğumuz bilinç-fizik-manevi yapıyı yoktan Yaratan’ın izin verdiği ölçüde sistem değişir, esner, kırılır, yeniden başlar... Bu ana gerçeği anlayamayanlar da “rastlantısal başlangıç” diye ortada dolaşır durur!