Yazarlar

Selim ATALAY

Selim ATALAY

http://www.selimatalay.com

Yarım porsiyon çarelerin çıkmazı

Selim ATALAY tüm yazıları

Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırları boyunca güvenli bölge, tampon bölge ya da uçuşa kapalı bölge istediği konuşuluyor. Kavramlar birbirine karışmış durumda. Son olarak ‘Güvenli Cep’ bu kavramlara eklendi. ABD açısından bütün bu kavramların askeri ve siyasi olarak farklı anlamları var.

Genel olarak ABD, Suriye’de yalnızca IŞİD’i hedef alıp, Şam’a bulaşmamak istiyor... Şam’a bulaşınca rejim değişikliği ve yeni Suriye’nin inşası gündeme geleceğinden, ABD bu süreçlere hazır değil. Ayrıca Şam’a bulaşınca Rus malı hava savunma sistemini ve hava kuvvetlerini saf dışı bırakmak gerekiyor. Suriye üzerinde vekaletle bir ABD-Rusya savaşı da mümkün...

Öte yanda IŞİD dahil her sorunun kesin çözümünün Şam’da ve Bağdat’ta bittiği herkesin malumu. Türkiye de haklı olarak belirsizlik ve istikrarsızlıkla komşu kalmak istemiyor. Irak ve Suriye’deki çözülmeyi kim başlattıysa, çözümü de onun bulması gerekiyor.

 

IŞİD derken, Şam’ın da gözönüne alınması gereği Washington’dan da görülmekte. Beyaz Saray ve Demokrat yönetim siyaseten Şam sorununa uzak kalmaya ya da ötelemeye çalışırken, muhalefetteki Cumhuriyetçiler Şam’ın da denkleme dahil edilmesini istiyor. Washington’daki son durumu birisi -Cumhuriyetçiler Suriye konusunda Obama’dan çok, Tayyip Erdoğan’a yakınlar- diye özetlemekte. Cumhuriyetçiler, ki buna aynı çizgideki analist, uzman, profesör, emekli asker ve sair düşünce kuruluşu da dahil, Başkan Obama’nın yarım porsiyon savaş kararlarından rahatsızlar. İki taraf için de namlunun ucunda 2016 başkanlık seçimi var.

Demokrat partide önemli bir isim, Senatör Carl Lewin önceki gün parti çizgisinden ayrıldı ve Türkiye’nin güney sınırları boyunca bir tampon bölge kurulması ve de uçuşa kapalı bölge ilan edilmesini istedi. Lewin Senato’nun Silahlı Kuvvetler Komitesi’nin başkanı. Önerisi, Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca eni boyu belli bir tampon bölge ilan edilecek, bölgede siviller toplanacak, korumayı Türk askeri yapacak. Ve bölge ABD ve koalisyon uçaklarınca havadan uçuşa kapatılacak.

Senatör, bölgenin belirlenmesi ve havadan korunması şartı olmazsa, Türkiye’nin Suriye’ye asker sokmayacağını da söyledi. Zaten uçuşa kapalı bölgenin korunması, İncirlik’ten mümkün. Senatöre ek hatırlatma yapalım: Türkiye’nin temel şartı, taşın altına herkesin elini koyması. 

ABD Genelkurmayının sözlüklerinde iki terim var: Uçuşa Kapalı Bölge ve Tampon Bölge.

Senatör Levin geçen yıl da ABD Genelkurmayından Suriye harekat seçenekleri sormuş, Genelkurmay Başkanı Dempsey, Uçuşa Kapalı Bölge ve Tampon Bölgenin terchlerini şöyle anlatmıştı:

Uçuşa Kapalı Bölge: Şam uçak kaldıramaz hale gelene dek, bütün uçakları havada ya da tercihan yerdeyken vurulur. Üsler, pistler, destek tesisleri, Şam’ın bu bölgeyi tehdit edecek füzeleri bombalanır. Bu bombardıman için yüzlerce uçak lazım. Maliyeti başta ayda 500 milyon dolardır, sonra ayda 1 milyara yükselir. Riski: Bombardımanda ABD uçakları da vurulabilir.

Tampon Bölgeler: Türkiye ya da Ürdün sınırından Suriye’ye uzanan belirli coğrafi alanlar ilan edilir ve buralar silahla korunur. Bölgelerde muhalif askerler eğitilir, göçmenler toplanır, buralardan yardım dağıtılır. Bu bölgelere Şam’ın saldırmasına karşı sınırlı bir uçuşa yasak bölge ilan edilir. Bölgelerin sınırının askerle korunması gerekir. Bunun da aylık maliyeti 1 milyar dolardır. Riskler yukarıdaki -Uçuşa Kapalı Bölge- ile aynıdır, ayrıca Şam buralara füze atıp dar alanda çok kayıp verdirebilir. Ayrıca General, bu bölgelerde radikal grupların da üs kurabileceğini öngörmüş...

ABD Genelkurmay Başkanı bu seçenekleri Senatör Levin’e yazdığında IŞİD ortada yoktu. O zamandan beri ABD Genelkurmayının bu bölgelere bakışının değiştiğini sanmıyoruz. Yani ABD’den bakınca Uçuşa Kapalı Bölge, savaş demek. Zaten Şam ve de Moskova bu kavramlara karşı olduklarını ilan ettiler. Ayrıca Uçuşa Kapalı Bölge ilan edince, altındaki arazide ne yapılacağını belirlemek gerekiyor.

Sonuçta, askeri planları yapıp uygulamak için önce siyasi karar almak gerekiyor. Türkiye de müttefiklerinden önce siyasi kararlılık ve bütünlüğü olan planlar bekliyor. Siz hele bir başlayın, sonra biz geliriz- çare olmuyor. Yarım porsiyonla çözüm bulunmuyor.