
Ve bu sofrada adınız menüye yazılırsa işiniz gerçekten çok zor...

Masa kuran güçler şimdi menüye İran'ı yazmaya çalışıyor. Ancak İran da öyle kolay lokma değil...
12 gün savaşlarında İran her ne kadar güçten düşmüş, takatsiz bir kurt gibi görünse de dişlerini gösterdi.
Ancak 12 gün savaşları belli ki İsrail için yeterli olmamış. Şimdi ABD'yi bir kez daha İran'ın üstüne salmaya çalışıyor...
Avrupa Birliği yangına körükle gitme peşinde, İran'ın çelik çekirdeği olarak görülen Devrim Muhafızları'nı terör örgütü listesine aldı... Bir anlamda Trump'ın işini kolaylaştırdı. Zira Trump'ın İran'a savaş açmak için Senato'dan onay alması gerekiyor. Ama mesele terörle mücadele kapsamına alındığında tıpkı Narko-Terör bahanesiyle Venezuela'da yapıldığı gibi bir operasyon için kapı aralanmış gibi görünüyor... Peki böylesi bir operasyon İran'da neyi değiştirir, molla rejimini sarsmak hatta yıkmak mümkün müdür?
Şimdilik bu sorulara kesin cevaplar vermek zor.
Ancak ekonomik buhran, siyasi baskı, güvenlik kaygıları ve yıllardır süren kuşatma sebebiyle İranlıların da canı burnunda gibi görünüyor. Bu yüzden Tahran yönetiminin kurtlar sofrasında meze olmaktan kurtulmasının tek yolu halkının sesine kulak vermek, daha demokratik bir İran modeli inşa etmekten geçiyor.
Bu süreçte Türkiye her türlü desteği vermeye hazır...
Elbette 90'larda İran'ın bize yaptığı gibi bizim İran'a rejim ihraç etmek gibi bir amacımız yok. Ancak bu rejimin de ayakta kalamayacağı gün gibi ortada...
Savaş tamtamları bu kez gerçekten güçlü çalıyor.
Bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ile yaptığı görüşme kritik önemdeydi... Aynı şekilde İran Dışişleri Bakanı Arakçi'nin İstanbul'a gelip hem Dışişleri Bakanı Fidan ile görüşmesi hem de Erdoğan tarafından kabul edilmesi bizim komşumuzun iyiliği için bir kez daha irade ortaya koyduğumuzu gösteriyor.
Umarız Tahran yönetimi geçmişten ders çıkarmıştır. Zira Nükleer Müzakereler sırasında da Türkiye yanında durmuş, ambargo ve kuşatmalara karşı İran'a destek vermişti. Ancak biz bugüne kadar özellikle terörle mücadele konusunda İran'dan beklediğimiz desteği hiçbir zaman göremedik. Bu yüzden Tahran'ın mezhepçilik fitnesini terk edip bölgedeki halkların kardeşliği, iyiliği üstüne politikalar geliştirmeye başlamasının tam zamanı... Zira kendi politikalarının işlemediği gün gibi aşikar... Trump en son Irak'ta Şii kökenli Maliki'nin Başbakan olmasının önüne set koydu. Durum öylesine kritik ki, bu yüzden Irak Cumhurbaşkanlığı seçimini ertelemek zorunda kaldı. Maliki hükümeti kurma görevini alamadı...
Yani İran'daki istikrarsızlık, "Şii Hilali" projesinin yan etkileri bölgemizde hala hissediliyor...

NE OLDU YPG RAKS EDİYORDUN...
Kimse kusura bakmasın politik nezaket gösterecek durumda değilim. Zira her ne kadar bizdeki muhalefet kabul etmese de Suriye'de terör örgütü YPG kaybetti. Suriyeliler kazandı... Şam yönetimi tam anlamıyla devlet aklıyla hareket etti... Stratejik hamleler yaptı. Fırat'ın doğusunu psikolojik harp üstünden kazandı... Teröristlerin ciddi bir direnişi olmadan terör bataklığını kurutmak için önemli adımlar atıldı. Hızlı mesafe alındı.
Gelen son haber terör örgütü YPG ile Şam yönetiminin yeni bir mutabakat konusunda anlaştığı yönünde oldu.
Suriye halkının huzur ve refahı için atılan bu adımlar umut vericidir. Tüm taraflara düşen, mutabakatın samimiyetle ve hızla uygulanmasıdır. Son mutabakata bakarak net olarak şunu söyleyebiliriz.
Terör örgütü YPG sahada yenilmiştir. Masada ayak sürüdüğü için de 10 Mart Mutabakatından dahi geriye düşmüştür.
Ancak YPG'nin kaybetmesi Suriyelilerin kazanması anlamına geldiği için de ben kendi adıma çok sevinçliyim...
Hatta içimden "Ne oldu YPG raks ediyordun" diye geçiriyorum.
Biliyorum bu cümleyi Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Karabağ Zaferi sonrası Ermenistan Başbakanı Paşinyan için söylemişti.
Ama olsun ne de olsa can kardeş Azerbaycan ile sevincimiz bir o yüzden cümleyi alıp bu şekilde kullanmakta da bir sakınca görmüyorum.
Bu arada Ermenistan demişken hiç aklıma gelmezdi ama Ermenistan Başbakanı Paşinyan'ı, halkını düşünen cesur mesaj ve adımları için de kutlamak lazım. Zira "Karayolundan sonra Azerbaycan ve Türkiye ile enerji koridorlarıyla da birbirimize bağlanmalıyız" ifadesi... Ermenistan Parlamentosu'nda verdiği "Türk nefreti ile bir yere varamayız" mesajı kıymetlidir. Ermenilerle tarihte yaşanan karşılıklı acıları düşününce bu cesur çıkışların çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Tabii bugünleri görmek kolay olmadı. Şehitlerimizin kanıyla, canıyla, bileğimizin hakkıyla bugünlere geldik. Ve muzaffer tarafta olmamıza rağmen de her daim elimizi uzattık, uzatmaya da devam ettik...
Net olarak şunu söylemek isterim; elimizi tutan, tokalaşan kazanır. Elimizi iten yumruğumuzla tanışır...
İnanmayan uzak ya da yakın tarihimize bakabilir...
Bitirmeden bir konunun daha altını çizmek istiyorum. Atina yönetimi Ege'yi kendi gölü haline getirmek için bir Deniz Parkı projesi ilan etti... Türkiye çok net bir cevap verdi... MSB'nin "Ege'de ilan ettiğimiz Navtex'in tarihi yok" mesajı önemliydi. Yunan medyası meseleyi, "Türkler bize açıkça 'Kıta sahanlığı benim ve benim iznim olmadan üzerinde hiçbir şey yapamazsınız' diyor" yorumuyla paylaştı. Bence mesaj yerine ulaşmış sizce?

ÖZEL NEREYE KOŞUYOR?
CHP Genel Başkanı Özgür Özel acaba kasıtlı mı yapıyor insan gerçekten anlamakta zorlanıyor. Her açıklaması yeni bir tartışmanın fitilini ateşliyor. Her söylemiyle içine girdiği kaos sarmalında daha derinlere doğru savruluyor. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu hakkında sallıyor. Yolsuzluk iddiasında bulunuyor. "Elimde belgeler var" diye kendince meydan okuyor. Belli ki çevresinde aklı başında, "Götür savcıya ver, neden şantaj yapar gibi konuşuyorsun, suçu bilip de saklamak da suç" diye uyaracak biri yok.
Sonra çıkıyor... İmamoğlu'nun 3 yıl önce Kılıçdaroğlu ile birlikte temelini attığı 590 dairelik kentsel dönüşüm projesinin anahtar teslim töreninde şov yapıyor. Aynı sürede 455 bin konut teslim etmiş Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum'u yerden yere vurmaya çalışıyor. Neymiş "Bir yılda bitiririz demişler de üç yıl sürmüş" iyi de milletin terazisi meseleyi tartmıyor mu? Burada Özel'in kendisine sorması gereken soru, "Genel Başkan Vekilliğini yaptığım Kılıçdaroğlu "altı ayda teslim üstelik de bedava veririm" dediği halde millet neden Erdoğan'ı seçti olması gerekmiyor mu?
Zira millet CHP'nin gerçek yüzünü biliyor.
Bakın İzmir'de CHP'ye güvenip malını mülkünü satıp daire sahibi olacağım diye projeye ortak olanlar ortalıkta kaldı.
Daha bir tane teslim edilen daire olmadığı gibi paranın nerede olduğunu bilen de yok...
CHP'ye dair verecek o kadar çok örnek var ki...
Ama konuyu uzatıp canınızı sıkmayayım...
Görünen o ki Özel'in suyu bu saçma söylemleriyle yavaş yavaş ısınıyor.
Zira artık CHP'ye açık destek veren gazeteciler bile ekranlardan, sosyal medya hesaplarından Özel'i yerden yere vuruyor... Özetle CHP Genel Başkanı Özel sürekli erken seçim istiyor ama seçimi kazanma ihtimali güneş görmüş kar gibi eriyor...
Ne diyelim CHP'liler en iyisini bilir ne de olsa parti de onların lider de...