
Ülkeni sevmekle başlayacak her şey...

Ama her şartta seveceksin.
Zorluklarına rağmen, sınamalarına rağmen seveceksin.
Yanlışı görünce küsmeyecek, zoru görünce kaçmayacaksın.
İşte ondan sonrası kolay...
Çin ziyaretinde kung fu yapan robotları gören Almanya Şansölyesi Merz bak ne diyor;
"Artık yeterince üretken değiliz. Her birey 'Ben zaten oldukça fazla çalışıyorum.' diyebilir. Ve bu doğru olabilir. Ancak Çin'den döndüğünüzde, hanımefendiler ve beyefendiler, bazı şeyleri daha net görüyorsunuz. İş-yaşam dengesi ve dört günlük çalışma haftasıyla, ülkemizde uzun vadeli refah sürdürülemez."
Zira artık şartlar değişti...
Bunu da biz değil, elin İngiliz'i söylüyor.
Hani CHP Genel Başkanı Özel'in "Bizi yalnız bıraktınız. Terk edilmiş hissettik" diye yalvarır gibi konuştuğu İngiliz...
Refah toplumları sancılı günler yaşıyor.
İngiltere'de bir yılda evsiz kalanların oranı yüzde 8 arttı mesela...
Bakın İngiliz Belediye Başkan Hannah Spencer, seçmenlerine ne söylüyor!
"Eskiden çok çalışmak size bir şeyler kazandırırdı."
Sana bir ev, güzel bir hayat, tatiller sağladı. Seni bir yere getirdi. Peki ya şimdi? Çok çalışmak? Bunun karşılığında ne elde edersin? Çok çalışan ama sofraya yemek koyamayan, çocuklarının okul üniformasını alamayan, ısınma masraflarını karşılayamayan, biriktirdikleri emekli maaşıyla geçinemeyen, bir gün bile tatile çıkmayı hayal edemeyen insanlar var. Çünkü hayat değişti..."
Tüm bunları da haline şükret diye akıl verir gibi yazmıyorum ha...
Ama yaşadığın coğrafyanın gerçeklerini bileceksin...
Kosova, Bosna, Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan, İran, Irak, Suriye'nin yaşadıklarına bir bakacaksın mesela...
Gerektiğinde vatan için çile çekecek, gerektiğinde öleceksin. Üstelik de bunu birileri takdir etsin, adını yüceltsin diye değil vatan sevdan için yapacaksın.
Gün gelecek Ömer Halisdemir olacaksın...
Ve moral de bozmayacaksın...
"Sen vatanını sev gerisi hallolur" diye anlatacaksın etrafına, çocuklarını böyle büyüteceksin.
İnan sonrası kolay. Ne diyordu Selçuk Bayraktar "Bize imkan verilirse 5 yıl içinde İHA'da dünya birincisi oluruz"
Ne diyordu Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Öyle 9-5 çalışan devlet adamı olmaz. Ben gece ikide uyurum. Uykum beş bilemedin altı saat"
Bu yüzden bizi çok çalışmak ve bir de vatanını çok sevmek kurtaracak...
İhtiyacımız olan ruh Kaan uçağı piste teker koyduğunda arkasından koşan mühendisin kalbindekidir...
İnanmazsan Amsterdam limanında gözyaşıyla, gururla TCG Anadolu'yu görmeye gelenlere, Almanya'da boy veren Mehmetçik'e selam duran gurbetçiye sor... Zira memleketin verdiği mücadeleyi de geldiği noktayı da en iyi onlar biliyor... Takdir milletin elbette...

BİR SINAVDAN BİR SINAVA
Hani yaşadığımız coğrafyada başımıza gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi desek yeridir...
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Orta Vadeli Program'da adımlarını sağlam basıyor. Ekonomik toparlanma, dezenflasyon sürecindeki iyileşme gözle görülür hale geldi diye düşünüyorken bu kez de ABD-İsrail'in, İran'a savaş açmasıyla sarsıldık... Orta Doğu Savaşı dengeleri sarsabilir. Özellikle de çok uzarsa...
Dünya enerjisinin yüzde 20'sini omuzlayan Hürmüz Boğazı'ndaki sancılı durum enerji maliyetlerinde ister istemez bir dalgalanmaya sebep oldu bile. Türkiye olarak bu etkileri en aza indirmek için mücadele ediyoruz. Örneğin pompaya gelecek 7 liralık zam geri çekildi. Hükümet zararı sineye çekti...
Ancak burada mesele şu...
Durumu fırsat bilip yine zam zinciri peşine mi düşülecek yoksa biraz daha sakin kalıp, süreci izleyip hakkaniyet ölçüsünde mi adımlar atılacak? Zira zam için bahane peşinde koşan bir kitle oluştu ne yazık ki? Enflasyonun bir sebebinin de haksız kazanç peşinde koşan ahlaksızlar olduğu gerçeğini artık herkes kabul ediyor... Ama bu zam zinciriyle birlikte aslında herkesin kaybettiğini de görmek gerekiyor... Bu yüzden ekonomi kurmaylarına güvenip, biraz sakin olmakta fayda var...
Hele de ekonomik toparlanma meyvelerini vermeye başlayacakken...

İSRAFSIZ SOFRA
Kutsal kitabımızda "Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz." diye emrediyor. Bu yüzden özellikle de iftar sofralarındaki ölçülü olmak şiarımız olmalı...
Sıfır Atık Vakfı tam da bu anlayışla bir çalışma yürütüyor...
Bizimle paylaşılan bilgi notunda şöyle yazıyordu...
"İsrafsız Ramazan Sofraları" projesi; Ramazan ayının paylaşma, kardeşlik ve ölçü ruhunu köy ölçeğinde yaşatmayı, kadın emeğini desteklemeyi ve gıda israfına yönelik toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.
Proje, köy kültürünü, yerel üretimi ve bilinçli tüketim anlayışını aynı sofrada buluşturmayı hedeflemektedir.
Bu anlayışla projenin ilk uygulaması, Bursa ili Kestel ilçesine bağlı Saitabat Köyü'nde gerçekleştirildi. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayesinde yol yürüyen Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş "Anadolu kültüründe, köylerimizde zaten israf yok. Bunu hatırlamalıyız." mesajı verdi. İsrafın yüzde 20 azaltılmasının insanlığın açlık sorununun çözümü olduğunu anlattı. Mikro plastiklerin bünyemizde oluşturduğu hasarlara dikkati çekti...

Beni proje kadar etkileyen bir başka meseleyse Saitabat Köyü kadınlarının imece usulüyle kurdukları büyük ortaklık oldu... İftar yaptığımız mekandaki tüm ürünler köyün kadınları tarafından hazırlanıyordu... Aralarında 82 yaşında hala iş başında cıvıl cıvıl insanlar dahi vardı...
Minimal porsiyonlar hem doyurucu hem de çok lezzetliydi...
Beyaz yemenileriyle bizi bağrına basan Saitabat Köyü Kadınları Dayanışma Derneği Başkanı Sermin Cakalıoğlu başta olmak üzere emek veren herkese teşekkür ediyorum.
Bize "başka bir dünya mümkün"ü gösterdiler zira...