Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

‘Yaşam tarzı’ muhafazakarlığı

Halime Kökçe tüm yazıları

Doğu Karadeniz’in en yüksek yaylasında bulutlara nazır bir yayla evinin varisiyim. Dünyada devlet buna derler, henüz yeni halini görmek nasip olmadı ama düzenlenen turlar sayesinde son iki yıldır memleket havaları hep bizim yayla evinden açılıyor. Hikayelerin biri birinden keyifli, hepsi de fırka niyetine dinlenesi... Alkollü içki düzenlemesiyle ilgili tartışma vesilesiyle aklıma geldi; bizim dayı beyler güneşli bir gün dağlara doğru bakıp “yukarlarda hava eyi” deyip ala geyik sevdalısı gibi vurmuşlar yaylanın yoluna. Varınca görmüşler ki dört beş kişi evin önündeki namaz taşına sofra açmış demleniyor. Dayımın ağzından çıkmış olduğunu bildiğim sözleri burada yazmam mümkün değil, şu kadarını söyleyeyim, kim idiyse o gün o şuursuzluğu yapanlar, yemin etmişlerdir Karadeniz yaylalarına ayak basmamaya... Neyse ki alttan almışlar, “bilseydik bu düz taşın namaz taşı olduğunu hiç içki içer miydik abi, kusura bakma” demişler. Olay tatlıya bağlanmış. Kapanış cümlesini de bizim dayı bey etmiş; “tamam, biz da içeyiruk bu meredi ama nemaz taşina değil...”

‘İçkime dokunma!’

Bizde içki içenlerin ekseriyeti böyledir, içkisini içer ama cami duvarına pislendiğini görmesin, çılgına döner. Kimisi zaten müpteladır, kimisi de delikanlılığın ayarsızlığıyla içip içip taşkınlık yapar, sokağın, mahallenin huzurunu bozar. Bir de ‘medeni’ içiciler vardır! Bu kesim için içki kırmızı çizgidir. İzmir dolaylarında daha yoğun görülen bir ‘yaşam tarzı’nın alameti farikasıdır içmek. Muhafazakarlığın Türkiye’deki yaygın görüntülerinden pek hazzetmemekle birlikte kendi yaşam tarzları söz konusu olduğunda adam akıllı muhafazakardırlar.

Alkollü içki düzenlemesiyle ilgili en çok sesi çıkan bu kesim. Bunda gariplik yok. Türkiye’de bazı fiiller mahiyetlerini aşan anlam dünyalarına sahip. İçki içmek de bu fiillerden. Bu yüzden “içkime dokunma” hassasiyeti anlaşılır. Ancak anlaşılmaz olan husus, yeni düzenlemenin yasak olarak ele alınması. Düzenleme içkiye ulaşmada saat ve mekan kısıtlamaları getiriyor. Ve bu kısıtlar da yaşam tarzı içicilerinin değil, gençlerin içkiye ulaşmasını zorlaştırmayı hedefliyor.

Düzenleme mi, yasak mı?

Fakat yeni düzenlemeye karşı çıkanlar ne alkol müptelaları, ne bizim dayı beyler, ne içki içip sağa sola rahatsızlık veren gençler. Öyle olsa Kadıköy’deki yasaktan sonra rıhtımda içki eylemi yaparlardı. Ama Kadıköy Belediyesi’nce uygulamaya konulan akşam 10’dan sonra içki satma yasağını ne yasak başladığında eleştiren oldu ne de içki düzenlemesine asabı bozulan köşe yazarlarından birinin akınla geldi Kadıköy örneği. “CHP’li belediye yapınca neden sesiniz çıkmadı” sorusuna da cevap gelmedi. Demek ki mesele içkinin yasaklanması değil, bir bardak rakıda kıyamet kopar mı ihtimalini yoklamak.

Konuyu aklı başında ele alacaklarını umduklarımızın da argümanları ilginç. Bireyin özgürlüklerini merkeze alan ve paternalist devlet anlayışını eleştirenler de devletin, kamu yararını gözetme ilkesi gereği içki satışı ve reklamıyla ilgili bazı regülasyonlar yapabileceğini kabul ediyor. Peki, ortada bir yasak olmadığı halde, Türkiye’deki düzenleme neden yasakmış gibi lanse edilmeye çalışılıyor?

Rusya, Norveç gibi ülkelerde uygulanan daha katı sınırlamalar, onların alkol tüketimiyle ilgili başları dertte denilerek kabul edilebilir bulunurken neden bizdeki “alıştıra alıştıra yasaklamak” olarak ele alınıyor? Türkiye nasılsa bir Rusya bir Norveç olmaz denilerek alkol tüketimiyle ilgili düzenlemenin yersiz olduğu savunulamaz. Nasıl ki nüfusun yaşlanmasına karşı tedbir alınabiliyorsa alkol tüketiminin yol açacağı toplumsal sorunlar da o gün gelmeden önlem almayı gerektirir.