
Yaşlı insanlarda en sık görülen hastalıklardan biri demans. Karar alma, mantık yürütme, sorun çözme özetle muhakeme etme yeteneğinin kaybolması diye özetleyebiliriz. Ama "bunama" diyerek halkımız en güzelini söylemiş zaten.
"Yeni dünya" Amerika'ya göre daha "eski" ve haliyle "yaşlı" olan Avrupa'da uzunca bir zamandır belirtileri görülen ama artık tartışmasız biçimde basiretsizlik, siyasetsizlik, lider yoksunluğu sebebiyle teşhis konulabilecek durumun tam adı demans olsa gerek.
Buna somut durumu da ekleyin. Avrupa dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip kıtası halihazırda. Düşük doğum oranları, uzun yaşam süreleri ve yaşlanan toplum nedeniyle Avrupa "yaşlı kıta".
Nitekim Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen geçtiğimiz gün Almanya'da yaptığı bir konuşmada temsil ettiği kurumun ve arkasındaki çoklu siyasi öznenin nasıl bir bunama/demans ile boğuştuğunu dünya aleme ispat ediverdi.
Güya AB'nin genişlemesi gerektiğini anlatmaya çalışan Leyen "Avrupa kıtasını tamamlamayı başarmalıyız ki Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin. Daha büyük ve jeopolitik düşünmeliyiz" deyiverdi.
Bunamanın boyutuna bakar mısınız?
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in sorunlu yaklaşımının ilk yanlışı, Türkiye'nin 1950'den beri Avrupa Birliği Komisyonuna üye olduğu gerçeğini unutması.
Diğeri Türkiye'nin 1999'dan beri Avrupa Birliği adayı olduğunu, 2005'ten beri de üyelik müzakeresi yürüttüğünü hatırlamaması. Üyelik sürecinin bu kadar uzun sürmesi Avrupa'nın neden bu kadar düşkün hale geldiğinin bir diğer kanıtı.
Öte yandan Leyen'in diğer hatası Türkiye'nin güçlü ordusu ve savunma sanayisiyle, genç nüfusu ve üretken toplumuyla her alanda yaşlı ve köhne Avrupa için "kurtarıcı" pozisyonda olduğunu idrakten yoksun olması. Yahut bunu geçiştirilebilir zannetmesi.
Ama elbette kendileri açısından en riskli değerlendirme noktası, Türkiye'yi "düşman" kategorisinde gördükleri Çin ve Rusya ile aynı torbaya koymuş olması.
Nitekim bu değerlendirmenin yanlışlar dolu, sıkıntılı ve hatta ölümcül bir hata olduğunu anlar anlamaz peş peşe yapılan kurumsal açıklamalarla durumu toparlamaya çalıştılar.
AB Komisyonu Sözcülüğü, Komisyon Başkanını düzelterek "Türkiye önemli bir NATO müttefiki ve AB aday ülkesi" dedi. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor da Ursula von der Leyen'in Türkiye yorumunu "hatalı bir analiz" diyerek eleştirdi.
Avrupa Birliği Konseyi'nin eski Başkanı Charles Michel de eleştirdi Leyen'i. Sosyal medya hesabından yazan Michel, "Türkiye NATO'nun temel bir müttefiki, kilit bir göç ortağı, bir enerji koridoru, Avrupa'nın sınırında önemli bir savunma aktörü ve ciddi bir bölgesel güçtür" diyerek rasyonel ve hakkaniyetli bir değerlendirmede bulundu.
Leyen'in sözlerine dair başka düzeltmeler ve eleştiriler de geldi.
Lakin gerçek değişmiyor. "Beyin ölümü gerçekleşti" tespitiyle otopsi raporuna hazırlanılan yaşlı kıtada hala canlı hücreler olduğunu görmek beyin sisini gidermeye yetmiyor. AB'nin kendi ilkeleriyle, kendi hukukuyla ve tarihiyle bu kadar çelişmesi AB'nin görünmeyen temellerinden gelen çifte standart kokusunu gidermiyor.
Üstelik NATO içindeki çatlağın büyüdüğü, Trump'ın Avrupa liderlerini birer birer itinayla azarladığı ve artık Avrupa'ya bedava güvenlik hizmeti vermeyeceğini ilan ettiği, tehdit ettiği ve hatta Rusya'nın önüne hırsla attığı bir zaman diliminde Avrupa'daki siyasetten, jeo-stratejik akıldan ve vizyondan yoksunluk akıl alır gibi değil.