Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

Yeni Dünya, Yeni Türkiye

Başbakanımızın daveti üzerine, Almanya/Duisburg Kitap Fuarı’ndaki konferans ve okur buluşmalarımızı derhal yarıda keserek yurda döndük.

Dünya artık iyice küçülürken, hız bu kadar artmışken, ülkemiz kadar politikaya odaklanmış bir başka ülke daha var mıdır diye soruyor insan... Belki politika ve katılım noktasında bizimkisi kadar hevesli olmasalar da Avrupa’da da ekonomi üzerinden yaşanan dalgalanma ve kriz, Almanya’yı da başka bir şekilde politik tutuyor mesela. Demir ve kömüre yaslanmış eski endüstriyel kimliğinin ne kadar zorlandığını işçilerden, işsizlik sigortası ile geçinen, yarım zamanlı işleri kovalayan gurbetçilerin hikayelerinden çözmek mümkün... Elektronik levhalarda sürekli değişen dolar ve euro fiyatları, tüm dünya üzerinden ekonomi ve politikayı her seferinde yeniden kuruyor... Evsizlerin sayısı son iki yılda tam üç kat artmış Almanya’da bile... Artık sadece göçmenlerle uğraşan değil, yoksullukla mücadeleyi düşünen bir Avrupa ile karşı karşıyayız... İnsanların okumaya ve kitap dünyasına bu ağır koşullarda rağbet etmesi önemli buna rağmen... Sağolsun yine kitap dostları bizleri yalnız bırakmadılar ama hepsinin de memlekete dair merakları, kaygıları, en az okumaya verdikleri değer kadar barizdi... Çevre eyaletlerden gelerek etrafımızı saran kadın erkek, genç yaşlı herkes yaşadığımız son olayları soruyordu... İnsanlar üzgün, insanlar merakta ve kaygı yüklü... Hele gurbette olunca... İş daha da katmerleniyor, eskinin bölük pörçük ve küçük grupçuklara kapanmış günlerini, Türkiye’nin dünya çapında hız kazanmış etkinliğiyle son 10 yıldır geride bırakmış gurbetçilerimizin, en belirgin sorusu; “yine eski günlere mi döneceğiz?”di...

Eski günler...

***

Gazetecilerin Dolmabahçe’deki toplantısında da eski Türkiye/yeni Türkiye ikilemi oluşturuyordu aslında konuşma omurgasını... Başbakan Erdoğan; “Meydanların diline inanırım” derken, tecrübeli bir siyasetçi olarak, gelecek seçimlerin sonuçlarını açık ara alacaklarının umudu ve rahatlığıyla konuşuyordu... Son olaylar, içinden çıkılması çok zor bir problematiği taşısa da onu çok yüksek moralli bulduğumu söylemeliyim. Etyen Mahçupyan; seçim sonuçları tek başına yeterli olmayabilir derken, bunun sadece bir iç meseleden ibaret olmadığına dikkat çekti, Ortadoğu’daki siyasetin yeniden gözden geçirilmesi ve Avrupa’dan uzaklaşılıp uzaklaşılmadığını sordu... Önemli sorular. Lakin biz değişirken Avrupa da durduğu yerde saymıyor, ekonomik kriz gibi gözüken sarmalın ciddi politik güvensizlikleri ve yeni uluslar arası ilişkileri zorunlu kıldığı bir başka gerçek...

Başbakan Libya’ya dikkat çekti. Ülke genelinde resmi makamların tespit ettiği 22 milyon silah, kişi başına 4 adet rakamına tekabül ediyormuş, evlerde havan topuna kadar  bulundurulan mühimmatla Libya, bir ateş topuna dönüşmüş durumda.. Bunun bizimle veya Avrupa ile ne ilgisi var demeyin, Mısır’la, Ortadoğu’yla olduğu kadar Avrupa’yla ilişkilere kadar geniş bir gardırop demek bu hızlı silahlanma... Bizi zorlu bir kış bekliyor anlayacağınız...

Başbakanın son yaşanan tartışmaları değerlendirirken kullandığı “küresel suikast” atfı da hiçbir denklemin artık eskisi gibi kurulmayacağının işaretlerinden. Artık her iç mesele, aynı zamanda bir dış mesele hadisesi... “Ülkemin geleceği ve bekasıdır sözkonusu olan” dedi Erdoğan.

Ali Bulaç, benim geçen yazımda da bahsettiğim toplumsal çözülmelerden örnek verdi, son tartışmalar bağlamında birbirinden kopan, küsen aile fertlerinin dramatik hallerinden söz açtı. Başbakan yaşananların zorlu olduğunu elbette kabul ediyor, “fakat” dedi, “yaşananların zor ama hayırlı bir yönü de var, her şey milletin gözleri önünde cereyan ediyor, herkes neyin nasıl olduğunu görüyor...”Ben onu dinlerken, tüm güçlüklerine rağmen siyaseti ve gücünü halkından alan bir lideri gördüm yeniden...

Hukuka aykırı işleyen gidişattan da şikayetçi. “2 Dakika süren var, Gelsin de Efendileriniz... Sizi kurtarsın da görelim” diyen savcılarla, yargı ve hukuk güvenliğinin nasıl sağlanacağını sordu bizlere...

Sorularda geçen “cemaat” vurgusundan hoşnutsuzluğunu da dile getirdi, ülkemizde sosyolojik mahiyetiyle pek çok cemaatin, grubun olduğunu söyledi...

“Bir cemaati, bir topluluğu tasfiye sözkonusu değil... Suçları sabit olmuş kişilerle çalışmak, sisteme zafiyet ülkeye ihanetgetirir” dedi...