Yazarlar

Halime KÖKÇE

Halime KÖKÇE

hkokce@stargazete.com

Yenikapı: Gerçek bir Cumhuriyet Mitingi

Halime KÖKÇE tüm yazıları

15 Temmuz’dan sonraki ilk Cumhuriyet Bayramı. Hain darbeciler o gece Türkiye’yi arzu ettikleri karanlığa gömebilselerdi belki onlar da bugün bir Cumhuriyet Bayramı mesajı yayımlayacaktı. Sözde “Yurtta Sulh Konseyi”nin kaleminden çıkmış “15 Temmuz’da Cumhuriyet’e sahip çıktık” mesajı... 

Atatürkçü postu giymiş FETÖ’cüler, 15 Temmuz hain darbe girişimini, Atatürk ilke ve inkılaplarına vurgu yaptıkları yeni bir anayasa ile taçlandıracaklarını da haber vermişti o gece. Cumhuriyetin halktan kaçıran, halka rağmen “Cumhuriyet değerleri” icat eden, halkın şalvarından, yaşmağından utanan sözde Cumhuriyetçilerin aklını çelmek, ağzına bir parmak bal çalmak için Atatürkçülüğü de ihmal etmemişlerdi. Zaten bizde darbe dediğimiz şey Atatürk kullanılmadan yapılmadı hiç. 

***

Türkiye Cumhuriyeti ilan edildiği tarihten bu yana, yönetici elitler eliyle devlet ve millet arasındaki sahih bağ mütemadiyen erozyona uğratıldı. Birinci Dünya Savaşı’nda, devamı olan Kurtuluş Savaşı’nda bu toprakları yeniden vatan kılan halk, kültür devrimlerinin baskıcı uygulamaları dolayısıyla şehirlere sokulmadı, dinini yaşayamaz, dilini konuşamaz hale getirildi. Halk devlete küstürüldü. Dolayısıyla Türkiye’nin iç barışını sağlayıp milli bir dinamizm yakalamasının da önüne geçilmiş oldu.  

Devlet ve millet arasındaki bu itiş kakışma nihayet sona erdi.

Cumhuriyet, tüm farklılıklarıyla her ferde eşit olarak yönetime katılma ve yönetecekleri seçme hakkı tanır. Devletin sağladığı güven ve özgürlük karşılığında millet, kamu otoritesi olan devlete karşı ödevlerini yerine getirir.

Cumhuriyet aynı zamanda millet olma vasfımızı da güçlendirmek durumundadır. Bizi millet yapan şey ise kuru bir anayasal vatandaşlık olmadı hiçbir zaman. Bu toprakları vatan yapma bilinci bizi de millet yaptı.

İşte o bilinç, 15 Temmuz gecesi bir kez daha bütün cesametiyle ve cesaretiyle açığa çıkmıştır. 15 Temmuz’da bu millet, Türkiye’yi bir kez daha vatan kılmıştır. Minarelerden okunan salaların, salalara karışan tekbirlerin devletin de, vatanın da, bayrağın da, Cumhuriyetin de teminatı olduğunu göstermiştir.

***

On yıllardır “sessiz çoğunluk” dediğimiz, oy kullanmaktan başka siyasi bir aktivitesi olmadığını düşündüğümüz ama her darbeden sonra demokrasiyi yeniden rayına oturtma iradesi gösteren bu halk, artık sessizliğini bozdu ve 15 Temmuz’da Türkiye’nin en büyük toplumsal hareketine dönüştü. Bütün vakarıyla ve sessizliğiyle en büyük devrimci güç olduğunu sözde devrimcilere ve tüm dünyaya gösterdi. 

“Sessiz çoğunluk”, Yenikapı’daki o muhteşem buluşmada sesini bir kez daha yükseltti ve birliğimizi, dirliğimizi bozabilmeniz için önce bileğimizi bükebilmeniz lazım dedi. Ajanslarda planlanmamıştı o direniş. Provası yapılmamıştı o gecenin. Ama halk ihaneti tüm çıplaklığıyla görmüştü. “Beni yalnız milletim anladı” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da çağrısıyla bu millet o gece tarih yazdı.

Türkiye’nin bundan sonraki kaderini de yazdı.

“Laiklik elden gidiyor, irtica hortluyor” korkusu pompalayarak yapılmış, e-muhtıra ile coşturulmuş, Cumhuriyet mitingleri gibi değildi yani.

Başkasının özgürlüğünü sınırlandırarak Cumhuriyeti koruyacağını sananların, “Cumhuriyet değerleri” diyerek bir takım yasakları kamusal alana çit yapanların, bu vatanı özel mülkü belleyen imtiyazlıların değil, hepimizin Cumhuriyeti... 

Çobanların Cumhuriyeti, “göbeğini kaşıyan” diye aşağıladıklarınızın Cumhuriyeti. Bir vakitler okullara sokmadığınız, kamu kurumlarına almadığınız kadınların Cumhuriyeti. 15 Temmuz şehitlerinin ve gazilerinin Cumhuriyeti. Eskiden olsa cenazesine bile katılmayacağınız vatan nöbetinde can verenlerin Cumhuriyeti. Annelerini ordu evlerine almadığınız Mehmetçiklerin Cumhuriyeti...

Bu milletin elinden ne demokrasisini, ne ezanını, ne salasını, ne tekbirini, ne özgürlüğünü ne de Cumhuriyetini alabilirsiniz.