Levent Ersin Orallı
Levent Ersin Orallı
ersinlevent@yahoo.com
Tüm Yazıları

Yeşil yüzyılın diplomatik dönüm noktası

Türkiye'nin 2026 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) en üst karar organı olan Taraflar Konferansı'na ev sahipliği yapacak olması, yalnızca diplomatik bir organizasyon başarısı değil; aynı zamanda küresel iklim yönetişimi tarihinde yeni bir sayfa açan stratejik bir eşiktir. 197 ülkenin taraf olduğu bu mekanizma, 1992 yılında Birleşmiş Milletler çatısı altında kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile kurumsallaşmış; 1997'de Kyoto Protokolü ve 2015'te Paris Anlaşması ile bağlayıcı ve kapsayıcı bir küresel iklim rejimine dönüşmüştür.

Bugün sera gazı azaltımı, uyum politikaları, iklim finansmanı, kayıp ve zarar mekanizmaları ile karbon piyasaları gibi başlıklar, COP zirvelerinde şekillenmektedir.

YEŞİL KALKINMA VİZYONUNUN ZİRVE NOKTASI: COP31

Bu tarihsel ve teorik çerçeve, iklim değişikliğinin yalnızca çevresel değil; ekonomik, sosyal ve jeopolitik bir mesele olduğunu ortaya koymuştur. "Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar" ilkesi doğrultusunda ülkeler, kalkınma haklarını korurken küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefi etrafında buluşmaktadır. Türkiye'nin 2026 yılında COP31'e ev sahipliği yapacak olması, bu çok katmanlı diplomatik mimaride aktif ve yön verici bir aktör haline geldiğinin göstergesidir.

COP31 Liderler Zirvesi'nin İstanbul'da, genel programın ise 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya'da düzenlenecek olması, Türkiye'yi iki hafta boyunca küresel iklim diplomasisinin merkez üssü haline getirecektir. Bu ev sahipliği, Türkiye'nin son yıllarda iklim politikalarında attığı adımların ve uluslararası platformlardaki yapıcı diplomasisinin doğal bir sonucudur. Türkiye, bir yandan Paris Anlaşması'nı onaylayarak net sıfır emisyon hedefini 2053 yılı için ilan etmiş; diğer yandan yeşil kalkınma vizyonunu sanayi, enerji ve şehircilik politikalarına entegre etmiştir.

SIFIR ATIK FELSEFESİYLE KÜRESEL İKLİM SAHNESİNDE

Bu vizyonun en güçlü sembollerinden biri, Sıfır Atık Vakfı çatısı altında kurumsallaşan ve küresel ölçekte takdir gören Sıfır Atık Projesi'dir.

Sayın Emine Erdoğan'ın himayelerinde başlatılan bu hareket, yalnızca atık yönetimi reformu değil; tüketim alışkanlıklarını dönüştüren, kaynak verimliliğini önceleyen ve çevresel farkındalığı toplumsal bir bilinç haline getiren kapsamlı bir sürdürülebilirlik modelidir.

Proje, Birleşmiş Milletler nezdinde de karşılık bulmuş; Emine Erdoğan'ın çevre alanındaki liderliği uluslararası ödüller ve iyi niyet elçiliği görevleriyle tescillenmiştir. Sıfır Atık yaklaşımı, döngüsel ekonomi perspektifiyle COP gündemindeki karbon azaltımı ve sürdürülebilir üretim-tüketim başlıklarına somut katkı sunmaktadır.

Bu çerçevede, Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş'ın COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu ilan edilmesi, Türkiye'nin iklim diplomasisindeki yükselen rolünü daha da pekiştirmiştir. İklim Şampiyonluğu mekanizması, devlet dışı aktörleri, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplumu, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu biçimde harekete geçirmeyi amaçlayan kritik bir görevdir. Ağırbaş'ın bu göreve getirilmesi, Türkiye'nin yalnızca ev sahibi değil; aynı zamanda küresel iklim eyleminin koordinasyonunda söz sahibi bir ülke olduğunun göstergesidir.

TÜRKİYE'NİN İKLİM HAMLESİ

Ağırbaş'ın Birleşmiş Milletler sistemi içindeki deneyimi ve çok taraflı müzakere süreçlerine hâkimiyeti, COP31 sürecinde Türkiye'ye önemli bir avantaj sağlayacaktır. Diplomatik birikimi, sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu politika geliştirme kapasitesi ve sivil toplum-özel sektör iş birliklerini güçlendiren yaklaşımı, Türkiye'nin kapsayıcı bir COP süreci yürütmesine katkı sunacaktır.

COP31, Türkiye için yalnızca iki haftalık bir zirve değil; uzun vadeli bir dönüşümün vitrini olacaktır. İstanbul ve Antalya'da atılacak her adım, Türkiye'nin iklim adaleti, yeşil finansman ve sürdürülebilir kalkınma konularındaki kararlılığını dünyaya gösterecektir.

Tarihsel olarak sanayi devriminden bu yana şekillenen karbon yoğun kalkınma modelinin dönüştüğü bir çağda, Türkiye; diplomasi, çevre politikaları ve toplumsal seferberlik gücüyle yeni iklim çağının kurucu aktörlerinden biri olma iddiasını COP31 ile somutlaştıracaktır.