Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Yıkım Güllesi

Artık koro hâlinde söyleniyor. Dün "abartı" denilen analizler bugün Batı zirvelerinin resmi dili hâline geldi. Batı basını gerçekliğin çölüne yeni uyanmış gibi davranıyor ama bizim komprador akıl hâlâ ithal başlıkların peşinde. Hafızasız çağın perspektifsizliği dediğim şey tam da bu: Dün ideolojik diye yaftalanan cümleler, bugün Davos'ta, Münih'te nakarata dönüşmüş durumda.

Davos'da Kanada Başbakanı Mark Carney'nin "Açık konuşayım: Bir geçiş döneminde değil, bir kopuşun ortasındayız." sözleri ve "Sistemin gücü doğruluğundan değil, herkesin sanki doğruymuş gibi davranma istekliliğinden geliyor. Bir kişi bile rol yapmayı bıraktığında illüzyon çatlamaya başlar." cümlesi, 1945 sonrası düzenin aslında bir rıza tiyatrosu olduğunu itiraf ediyordu. Münih Güvenlik Konferansı'nda Almanya Şansölyesi Fredirih Merz'in "Bildiğimiz dünya düzeni artık yok... nostaljiyi bir kenara bırakmalıyız." çıkışı ise o tiyatronun sahnesinin çöktüğünü ilan etti.

Münih'te tartışmalar tek bir başlıkta toplandı: Yıkım güllesi siyaseti. Atlantik düzeni yıllarca kusursuz işleyen bir saat gibi anlatıldı; şimdi o saatin dişlileri dağılıyor, geriye sadece sürtünmenin sert sesi kalıyor. The Guardian'ın özetlediği tablo basitti: Avrupa, ABD'nin değişen karakteri karşısında artık askeri ve stratejik olarak kendi ayakları üzerinde durmak zorunda olduğunu kabulleniyor. Chatham House ise zirveyi "Batı'ya karşı Batı" olarak tarif ederek, alkışların ardında derin bir güvensizlik ve kırılma olduğunu vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun konuşması, Batı medyasına göre geleneksel diplomasi dili altında saklanan yeni bir ideolojik ayrışmaydı. The Guardian, Rubio'nun "Hıristiyan Batı" söylemiyle Avrupa'yı sahte bir sükûnete çektiğini yazarken, New York Times analizleri bu yaklaşımı müttefikleri eşit ortak değil, ABD çıkarlarının hissedarları gibi gören işlevsel bir bakış açısı olarak yorumladı. Atlantik artık bir değerler ittifakı değil; soğuk bir stratejik sözleşmeye dönüşüyor.

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz'in çıkışı Avrupa basınında bir devrin kapanışı gibi yankılandı. Der Spiegel, Merz'in ABD'ye karşı daha bağımsız ve sert bir Avrupa savunusu önerdiğini yazarken, Le Monde Merz ile Macron'un nükleer caydırıcılık görüşmelerini Amerikan şemsiyesine duyulan güvenin zayıfladığının açık işareti olarak değerlendirdi. Bir zamanlar çelikten bir köprü gibi görülen Atlantik güvenlik mimarisi şimdi paslanan bir iskelet gibi sallanıyor.

Bütün bu tabloyu bir araya getirdiğinizde ortaya çıkan şey bir reform tartışması değil, bir zihniyet değişimi. Zirvede kullanılan kavramlar risk yönetimini değil, düzenin nasıl söküleceğini anlatıyordu. Kurumlar hâlâ ayakta görünüyor ama içlerindeki bağlayıcı irade çözülmüş durumda; sanki herkes aynı gemide ama kimse aynı rotaya inanmıyor.

Günün sonunda Münih'te duyulan sesler bir tartışmanın değil, bir çağın kapanış zilinin yankısıydı. Yıkım güllesi sadece kurumları değil, anlatıları da parçalıyor. Batı'nın kendi içinden yükselen bu itiraflar, yıllardır dışarıdan dile getirilen sözlerin gecikmiş teyidi gibi duruyor.

Şimdi asıl mesele şu: Atlantik dünyası gerçekten çöküşün eşiğinde mi, yoksa eski düzeni bilinçli biçimde yıkarak daha sert, daha çıplak ve daha işlevsel bir güç mimarisi mi kuruyor?