
İtilaf devletlerinin I. Dünya Savaşı'ndaki nihaî hedefi, İttihatçıların elinde sekerat-ı mevt durumuna düşen Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşmaktı. Zaten İttihatçıların, "Sizin yanınızda yer alalım" teklifine de bu yüzden bıyık altından gülmüşlerdi. Öyle ya, müttefiklerini nasıl paylaşacaklardı!
Dolayısıyla savaşın gidişatı, bu hedefe olan mesafeye göre değerlendiriliyordu. Tabi bu arada İtilaf devletleri de, Osmanlı'dan aslan payını kapma derdindeydi. Bu yüzden İngilizler yeni keşfettikleri hazine olan petrol kaynaklarının etrafına çöreklenmeye çalışıyor, Rusya bitmeyen sevdası boğazlara sahip olabilmek için Cemal Paşa gibi bir muhterisle bile işbirliği yapıyor, Fransa'nın gönlünde ise Suriye; Irak ve Güney Anadolu yatıyordu.
Hedefleri çakışan İngiltere ve Fransa, müttefik olsalar da sürekli birbirini kolluyordu. Sonunda, aynı yeri soymaya çalışan hırsızların "ortaklık" yapması gibi kendi aralarında gizlice anlaşarak karşılıklı tedirginlikten kurtulmaya karar vermişlerdi. Ama sinsi İngiltere, Vehhabiliği devletleştirmek için uzun yıllardır destekledikleri Suudîlerle de gizli anlaşmalar yapmış, isyan etmeleri karşılığında Osmanlı topraklarından bol vaatlerde bulunmuştu. Aslında Osmanlı topraklarını Araplara karşı "havuç" olarak kullanıyorlardı. Bu İngiliz entrikalarına en büyük katkıyı da, Araplara düşmanca davranarak İngilizlerin ekmeğine yağ süren İttihatçılar ve özellikle de Cemal Paşa sağlamıştı.
İngiltere, Fransa ile yapacakları bu stratejik paylaşım için İngiltere dış politikasını belirleyen "derin" isimlerden olan ve bu coğrafyayı çok iyi bilen Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Sir Mark Sykes'i görevlendirmişti. Fransa'yı ise Beyrut eski konsolosu François Georges Picot temsil edecekti.
Uzun ve ince pazarlıklardan sonra 21 Aralık 1915 günü, Osmanlı vilayetlerini nasıl paylaşacakları konusunda anlaşmışlardı. Hem İngiltere hem de Fransa, nüfuz etmek istedikleri bölgelere el koymanın yanında, ilerleyen yıllarda etnik ve inanç bakımından sürekli gerginlikler yaşanmasını sağlayarak bölgeyi huzur ve istikrara hasret bırakacak bir parselasyon yapmışlardı. Kısaca, adeta sınır değil "mayın" döşemişlerdi.
Mark Sykes ve Francois Picot, 11 Mart 1916 tarihinde de Petrograd'a giderek bu anlaşma taslağını Rusya'ya da sunup onay istemişlerdi. Rus yetkililer Trabzon, Erzurum, Bitlis, Muş ve Siirt bölgesinin kendilerine verilmesi karşılığında kabul edeceklerini söylemiş, onlar da "Verdik gitti" demişlerdi. Ceplerinden çıkmıyordu ya! Nasıl olsa Osmanlı toprağını dağıtıyorlardı!
Aradan asır geçmesine rağmen, bugün o bölgede (Irak, Suriye) hâlâ savaşların devam etmesinin ana sebebi olan bu antlaşma 16 Mayıs 1916 günü imzalanmıştı.
İki sömürgeci devlet, "Orta Doğu" adını verdikleri bölgenin tamamını bölüşerek hem petrol kaynaklarına el koymuş hem de sömürgelerine giden yolların güvenliğini garantiye almışlardı.
Sürekli diri tutulan bu fitne, günümüzde bütün bölgeyi içine alan bir yangın haline gelmiştir. Bütün bu çabaların asıl amacı, Haçlı-Siyonist ittifakın hâkim ortağı olan Yahudilerin "Büyük İsrail" hayalini gerçekleştirmekti. Yani İngiltere, Araplara söz verdiği bütün toprakları Fransa ile bölüştüğü gibi ayrıca Arap coğrafyasının ortasına, "İsrail" isminde bir zehirli hançer saplamak için uygun zemin hazırlıyordu.