Mustafa SABRİ BEŞER
Mustafa SABRİ BEŞER
mustafa.beser@star.com.tr
Tüm Yazıları

Yuvayı dişi kültür yapar…

Aile Bakanı'nın, Aile ve Gençlik Fonu'nun yüz bininci çiftine nikâh şahidi olduğunu okuyunca sevindim. Devletin gencin elinden tutması, yuva kurarken önüne çıkan maddi yükü hafifletmesi kıymetli bir iştir. Geçim darlığı, yüksek kiralar elbette gençlerin kararını zorlaştırıyor.

Lakin o nikâh masası zihnime paradan daha ağır bir soru bıraktı.

Yuvayı kim yapar?

Hayatı tek başına göğüsleme çabasını insanlık Âdem ile yaşadı. Âdem ilk insan, ilk yalnızlıktı. Eşyanın adını öğrendi, varlığın sesini dinledi.

Kendi sesini hangi gönülde işitecekti?

Kendini tanımak için kendinden başka olana, kendi sesini işitmek için ona cevap verecek bir nefese muhtaçtı. Âdem'in Âdem olması için Havva gerekliydi.

Havva, Âdem'in karşısında duran ikinci bir varlık olmaktan öte, onun kendisini okuyacağı ilâhî bir satırdı.

"Yuvayı dişi kuş yapar" sözü de buradan doğar.

Buradaki dişi sözü yalnız cinsiyeti anlatmaz. Dişi münbittir. Tohumu filiz yapar, filizi ağaca çevirir. Çocuğu dünyaya getirmenin ötesinde nesli ayakta tutar. Dili öğretir, edebi taşır, hayâyı korur, inancı büyütür.

Medeniyet, doğurgan bir kültürün rahminde taşınır.

Bugün genç kıza anneliği yük, genç erkeğe babalığı korku, evliliği hürriyetin cenazesi gibi gösteren bir değirmen dönüyor.

Her gün aynı sözler fısıldanıyor. Anı yaşa. Kendini yaşa. Önce sen. Yalnız sen. Özgür ol.

Bu emirlerle yetişen bir kuşağa nikâh kredisi vermek, çatısı sökülmüş eve perde almaya benzer.

Böylece "şahsiyet" ile "bireycilik" birbirine karışır.

Ebeveyn nasihati baskı olur.

Baba kaygısı müdahale olur.

Sadakat bağımlılık, nikâh ise hürriyete kurulmuş bir pusu sayılır.

Böyle bir iklimde yuva kurma ehliyeti üretilemez.

Çünkü o ehliyet çocuklukta başlar. Evde görülür. Okulda pekişir. Mahallede sınanır. Sanatla incelir. Değerle istikamet bulur.

Sapkın LGBT lobileri evlatlarımızı anne babadan çalmak için mesai tanımaksızın çalışıyorlar.

Kaos GL gibi yapılar, öğretmenlere kılavuz hazırladıklarını, eğitim verdiklerini, materyallerini kurumlara ulaştırdıklarını kendi yayınlarında anlatıyor.

Aileyi ve okulu "kıskaç" kavramıyla yan yana anıyor.

Bunlar gizli işler değil. Kendi sayfalarında yazılı.

Aileyi ilk müracaat makamı olmaktan çıkarmak bir çeşit çalmadır.

Anneyle babayı peşinen şüpheli ilân etmek bir çeşit çalmadır.

Son günlerde tartışılan Fatma Soydaş örneğinde görüldüğü gibi birisi dindarlığını, bir başkası öfkesini, öteki kimliğini pazara çıkarıyor.

Kazanan özgürlük düzeni, (!) kaybeden ise ailesinden ve kültüründen uzaklaşan genç oluyor.

Mecelle'nin kaidesi hatırlanmalı. Kötülüğü gidermek, iyiliği getirmekten öncedir.

Devlet kredi verebilir. Ev eşyası alınabilir. Düğün yapılabilir. Nikâh kıyılabilir.

Ama yuva kurma iradesi satın alınamaz. O halde bu sapkın bataklığı kurutmak önceliktir.

O irade masalla büyür. Dua ile büyür. Sofra adabıyla, komşulukla, emekle, sabırla büyür.

Bir milletin geleceği bütçe cetvelinde başlamaz.

Kredi nikâh kapısını açar.

Yuvayı dişi kültür kurar.

Biz yuva kurmaktan söz ederken sapkınlık lobileri gençlere her bağın bir yük, her sorumluluğun bir pranga, her fedakârlığın özgürlükten taviz olduğunu fısıldıyor.

Annelik ertelenmesi gereken bir külfet, babalık korkulması gereken bir otorite, evlilik ise özgür hayatın son durağı gibi resmediliyor.

Bir tarafta biyolojik hakikati tartışmalı kimlik tasarımlarına indirgeyen, aileyi kuşku nesnesi hâline getiren, anneliği ve babalığı sürekli zan altında bırakan ideolojik kampanyalar var.

Öte tarafta gençliği durmadan tüketmeye, görünmeye, teşhir etmeye ve kazanmaya çağıran platform ekonomisi var.

Bağsız insan kolay tüketir.

Kolay yönlendirilir.

Kısırlaşan kültür yuva kuramaz. Yalnızlık taklidi üretir.

Âdem'in tek başına kalmaktan duyduğu ürpertiyi bugün abonelik sistemiyle pazarlıyoruz.

İlk insanın yalnızlık tecrübesi, yalnızlığı özgürlük diye pazarlayan çağımıza hayırlı olsun.