Selim ATALAY
Selim ATALAY
http://www.selimatalay.com
Yazarın Sayfası

Yüz kırık vuruşla her derde deva rüya tabirleri

Sosyal medya sitesi Twitter’ın ilginçliklerinden birisi, ünlülerin zaman zaman his ve düşüncelerini serbestçe yazmaları... Artık yazanın hal ve durumuna ve ortamına göre, bazen serbest stilde ve aşka gelip yapılan yorumlar, umulmadık noktalara varabiliyor. ABD’de hâlâ sözü dinlenen stratejik beyinlerden olan Zbignew Brzezinski bu kapsamda yaklaşık 48 saat önce bir tweet yazdı. Diyor ki: Ortadoğu’ya tek çare, daha istikrarlı devletler, Türkiye, İran, Suudi Arabistan ve Mısır arasında defakto- fiili olarak denge kurulmasıdır. 

Böyle iddialı bir cümleden sonra yorumun devamını da gözler arıyor... Ancak devamı gelmedi ve orada bıraktı... Bu yoruma neyin kaynaklık ettiği de belirsiz. Bir yazının mı parçası? Bir yerde konuştu da oradan mı alıntı? Bu ayrıntılar yok... Bu durumda, olan haliyle formül üzerinde konuşmak gerekiyor.

Brzezinski 1980’lerden beri Ortadoğu’da denge kurulmasını öğütler, ama bu öğüdünü pek dinleyen olmadı. Ya da arazi şartları bu meseleyi imkansız kıldı.

Şimdi de Brzezinski aynı denge olayına girmiş ve  toptan bir çözüm arayışında olduğu anlaşılıyor. Yorumun unsurlarına bakarsak: Ortadoğu- diyor. Tam neresi, diye düşünürsek, Brzezinski bölgeyi daha önceleri Afganistan’dan Fas’a geniş tutmuştu. Zaten dar anlamda bölgenin merkezini sağlam tutarsanız, uçlarında da yansıma olur.

Brzezinski dört ülkeyi seçmiş: Türkiye-İran-Suudi Arabistan-Mısır. Tekrar: Bu ülkeler Ortadoğu’nun merkezindeler ve birbirlerine yakınlar. Merkez sağlam durduğunda istikrar genele yayılır. Zaten istikrar denen olay da geniş coğrafyada varsa bir işe yarar. Günümüzde Ortadoğu’da sınırlarına sahip olup toprağını koruyabilen, lafıyla pençesi aynı hizada duran ve rejimi tehlikede olmayan ülkelere -istikrarlı- deniyor.  

Brzezinski bu ülkeler arasında ‘fiili bir denge’ kurulmasını öneriyor... Ve ancak bu sayede bütün Ortadoğu’ya çare bulunacağını söylüyor. Bu yorumun da unsurları var: İlgili ülkelerde -diğerlerine göre- göreceli daha fazla istikrar görüyor.

Ortadoğu’ya çare- deyince, akla gelen artık Filistin meselesi değil... Mesele: Suriye, Irak, Lübnan, Libya, Yemen gibi ülkelerin dağılma noktasında olması. Dağılan egemen devletler içinde derebeyler, çeteler, etnik gruplar, kabileler ve küresel terör hedefleyip radikalizmde sınır tanımayan örgütlerin yeşermesi. Bir başka sorun da, bu dağılmanın, dünyanın en önemli enerji kaynaklarının üzerinde yaşanması.

Brzezinski de herhalde görüyordur: Mevcut yapı dağılmaya başladıkça, bölgesel güç sahibi ülkeler, ön ya da arka bahçe saydıkları bölgelerdeki kargaşaya kayıtsız kalamıyor ve müdahil oluyorlar. Türkiye’nin Suriye ve Irak’a ilgisi, İran’ın benzer ilgisi, Mısır’ın Libya’ya müdahil olması ve Suudi Arabistan’ın petrol nüfuzuyla bütün bu noktalara müdahil olma çabası, hep aynı kaygıları yansıtıyor. Mevcut sınırlar dağılmaya başlayınca herkes kendine komşudan bir tampon bölge düşünmeye başladı. Ortadoğu’da halen bütün muktedir ülkelerin kafasında birer tampon bölge var. Resmi sınır hattından başlayarak diğer ülkenin içine giren ve ihtiyaca, tarihi ve sosyal şartlara göre çizilen ve de açıkta konuşulmayan sınırlar...

Brzezinski bu ortamda Ortadoğu’ya çareyi 4 ülkeye bağlıyor. Bu ülkeler arasında -denge kurulması- yorumu, ek açıklama gerektiriyor. Dengeyi askeri, siyasi, ekonomik denge diye düşünebiliriz. Pragmatik açıdan bakarsak, inisiyatif dengesi veya daha düz Türkçe’yle -bölgede kendi başına iş yapmama, diğerleri aleyhine hamle yapmama nezaketi- sayabiliriz. Bu dengenin kendiliğinden kurulmayacağı açık... Kim kuracak, diye düşünülürse, dengenin dışarıdan zorlamayla ABD vs marifetiyle kurulamayacağı da açık. O zaman bu ülkelerin kendi çıkarları gereği bir araya gelip, birbirlerini çok sevmeseler de paylaşmacı bir anlayış birliğine varmaları düşünülebilir. Herhalde fiili denge bu oluyor.

Ancak denge, yeni bir düzen kurulması, kurulan düzenden herkesin memnun olması ve kurulanın ortaklaşa korunmasıyla mümkündür. Yeni düzen kurmak da, bölgedeki çıkar alanlarının paylaşımını, kimin nereye abilik yapacağı konusunda anlaşmayı gerektirir. Bütün bunları alt alta koyunca da varılacak sonuç şudur: Ortadoğu’ya 140 vuruşla çare bulmak kolay, esas planı yapmak ve de uygulamak ise zordur.