Yüzde 70 özürlüye sağlam dediler

Önceki gün gazeteniz STAR’da özürlü, öksüz ve yetim Bilal’i anlattığımız ‘Özürlüler SGK’nın kıskacında’ başlıklı yazımıza okurlarımız çok ilgi gösterdi. Bir çok okurumuzdan yapılan haksızlığın düzeltilmesine yönelik talepler ve görüşler geldi. Bunlardan birisini de İstanbul’dan okurumuz Hüseyin Kılıç yazmış. Okurumuz aynen şöyle yazmış:

Sn. Resul Kurt; Öncelikle hassasiyetiniz için ve yazınızdaki doğru tespitleriniz için size gönülden teşekkür ediyorum. Konu niçin ilgimi çekti? Öncelikle buradan başlayayım. Ben de yazınızda bahsettiğiniz gruptanım. Yani özürlüyüm. 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni devralan ve ilk icraatlarından biri olarak da, Özürlüler Koordinasyon Merkezi adı ile bir yapılanmaya öncülük eden Sn. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu husustaki hassasiyetini gerçekten yakinen yaşayan ve iyi bilen biriyim. Ben de bu merkezde bir müddet çalıştım. Bu merkezde;  pek çok güzel şeyler yapıldı. Pek çok yerel yönetime ve çeşitli yerlere güzel mesajlar verildi. Buralarda buna benzer yapıların kurulmasına ve gerçekten ihtiyacı olan insanlara fayda sağlanması hususunda öncülükler yapıldı. Devlet içinde var olan benzer kuruluşlar da vardı. Ama bunlar İstanbul Belediyesi’nin verdiği startla daha etkili ve güzel şeyler yapmaya başladılar. O gün bu gündür Sn. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki hassasiyeti hiç eksilmedi, daha da arttı diye düşünenlerdenim. Peki neden sizin de yazınızda bahsettiğiniz sıkıntılar aşılamıyor. Bunun pek çok sebebi var diye düşünüyorum. Teker teker burada bunları da saymanın bir faydasının olduğuna inanmıyorum. Sadece, bu gruptan (özürlü) ve bu işin içinde çalışmış biri olarak kendimce önemli bir noktaya dikkat çekmek isterim. Sizi tanıyorum, sizin herhangi bir özrünüz yok (Allah sağlık sıhhat versin). Ve sizin gibi bu konularda her hangi bir özrü olmadığı halde bu konularda emek harcayan, dertlenen ve kafa yoran yüzlerce insan olduğunu da biliyorum. Ama şu da bir gerçek; Nasrettin Hoca ağaçtan düşünce, hemen; “ bana ağaçtan düşen birini”  bulun demiş. Onun için ben; bu tür konuların çözümünde, hızlı ve isabetli kararların alınabilmesinde, yapılması gereken işlerin takibi aşamasında bu hususlarda dertlenen (derdi bilen ve onunla yaşayan) insanların belirli yerlerde çalışıyor olması gerektiğine inanıyorum. Böyle olunca ne mi olur? Aynı dert ve sıkıntıyı yaşan kişiler için; makam, mevki vb. kaygıları ilk sıralarda yer almaz. Bu kişiler daha çok çözüm odaklı çalışır diye düşünüyorum, ümit ediyorum. Eğer böyle bir yapı kurulabilirse, sizin dediğiniz “ bir cümle”  ile çözülecek problemler yıllara sari olmaz. Bir cümle ifadeniz benim bu yazıyı yazmama neden oldu. Bu ve benzeri bir dert yaşamayan ve benzeri sıkıntılar görmeyenler, bizler için bir cümlenin ne kadar önemli, hayati bir şey olduğunu bilemeyebilirler. Ne de olsa onlar ağaçtan düşmemiştir (Allah düşürmesin).”

Okurumuz şahsında görüşlerini paylaşan tüm okurlarımıza da şükranlarımızı sunuyoruz.

Bir cümle binlerce hayat kurtaracak

Gerçekten de özürlüler yaşamımızın bir parçası ve onların hayatlarını da kendi hayatlarımız gibi kolaylaştırmalıyız. Umarız ağaçtan düşmemiş de olsa özürlülerin dertlerini sıkıntılarını bilen birisi SGK yöneticilerine “Nedir bu vurdumduymaz tavrınız, neden çözemiyorsunuz bu sorunları, ne iş yapıyorsunuz o koltuklarda” der. Esasen sorunun çözümü için yasa değişikliği gerekmiyor.

5510 sayılı Kanunda “Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az yüzde 60 oranında yitirip malûl olduğu anlaşılanlara” aylığın yüzde 25’i oranında ölüm aylığı bağlanması ve bu kapsamda da sağlık yardımı verilmesi gerekiyor. Ancak SGK diyor ki, sağlık kuruluna göre bu kişinin yüzde 70 mental özürlü olması, akli melekelerinin olmaması çalışma gücünü kaybettiğini göstermiyor. Sokağa bıraksanız evini bulamayan öksüz ve yetim Bilal için SGK “çalışabilir, sağlamdır ve çalışma gücünü kaybetmemiştir” diyorsunuz, o zaman özürlü kadrosunda işe alın, iş verip ekmek sahibi yapın dediğimizde, “yahu adam mental özürlü” nasıl işe alalım diyorsunuz. Bazı bürokratlar sağlık kuruluna sığınıp, “bizim yapabileceğimiz bir şey yok, sağlık kurulu onay vermiyor.” diyor. Yahu bu sağlık kurulunun işini yapamadığının en büyük göstergesi değil mi? Üniversitedeki onlarca profesör bunun oranı yüzde 70’tir diyor, bu hocaların öğrenciliğini yapmış doktorlar nasıl hayır yüzde 70 değildir diyebilir. Bu kısır döngüde olan garibana oluyor, bürokrasi hazretleri burnundan kıl aldırmıyor. Burada velev ki sağlık kurulu haklı olsun. Yahu bunun önemli ve ciddi bir sorun olduğunu kabul etmenize rağmen neden o zaman bir cümlelik yasa değişikliği yapmıyorsunuz. Bürokrasi hazretlerinin direncini kırmak için 5510 sayılı Kanuna bu şekilde anne veya babasından sağlık yardımı alan özürlü çocukların anne-babalarının vefatı halinde herhangi bir işleme gerek kalmadan doğrudan ölüm aylığı bağlanacağı yönünde bir cümleyi neden eklemiyorsunuz?