
Serde denizcilik olunca, "Vira Bismillah" diyerek başlayalım. Yeri gelince, Türk Milli Yelken Takımı'na 1978 yılında ilk kez seçildiğimi ve bunun da yurtdışına ilk çıkışım olduğunu anlatacağım. Ama önce, "Zaman, mekan, insan" başlığını anlatayım.
Bu başlık, bu ilk yazıya ait olmakla birlikte, lütfen siz, bu köşede yazacağım bütün yazıların üst başlığı olarak kabul edin. Ve hatta bu satırları okurken, burada yazacağım diğer bütün yazıların genel çerçevesinin aslında bu yazı olacağını bilin.
Neden, "Zaman, mekan, insan" diyeceksiniz? Çünkü hayat, tam da bu üçü ile anlam buluyor. Bu birlikteliğe ruh katan ise her zaman insandır.
Bu köşede, yarım yüzyılı aşan bir zaman dilimi boyunca, bulunduğum farklı coğrafyalarda ve tanıdığım bütün insanlarda, bu üçünün nasıl iç içe geçtiğini anlatacağım.
Ahmet Hamdi Tanpınar'a atfedilen, "Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı insandır. Bu da gösterir ki, zaman ve mekan insanla mevcuttur" sözü, bu düşüncemi çok daha veciz bir biçimde ifade ediyor. Zamanı ölçen de, mekanı dönüştüren de insandır sonuçta. Tarih dediğimiz de, esasen bu kesişimde bıraktığımız izlerden ibaret değil midir?
Bu köşede yazacağım bütün yazılarda, tam da Tanpınar'ın işaret ettiği bu bütünlüğü bulacaksınız. Bu yazılarda, zamanın ritmi, mekanın dokusu ile insan ruhunu yan yana getiren pek çok anımı sizlerle paylaşacağım. Hatıra defteri tutmadığım ve not alma alışkanlığım olmadığı için, anılarımı yazarken hafızamın rehberliğine sığınacağım.
Çağın ritmini yakalamak, iş hayatımda en önemli prensibim oldu. Yaşadığımız dönem, yapay zeka çağı olarak adlandırılabilir. Bu nedenle, yeri gelecek yapay zekayı konuşacağız, yeri gelecek yapay zeka kullanacağız. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, işin özünde insanın yön belirleyici ve karar verici olduğunu asla unutmayacağız.
Gazetecilik hayatımda ise, rahmetli Galip Erdem ağabeyin Tercüman'daki köşe yazılarına başlarken yazdığı, "Bu köşede inandığım her şeyi yazamayabilirim ama inanmadığım hiçbir şeyi yazmayacağım" sözleri en önemli prensibim oldu.
Bizim kuşağımız Türkiye'de de dünyada da çok büyük değişimlere tanıklık etti. Bu köşede yazacağım yazılarda, bu değişimlerin ilginizi çekeceğine inandığım örnekler karşınıza çıkacak.
Gün gelecek, halısı, denizi, doğası ile hatırladığım Hereke'deki çocukluk yıllarıma uzanacağız. Çocukluğumdan bugüne yaptığım sporlara değineceğim. Örneğin yelken sporuyla çocukluk yıllarımda tanıştım. Türkiye'nin üç tarafını çevreleyen denizlerde, hatta yurt dışında yarıştım. Yelken, çok kimseye fiziksel bir çaba gibi görünse de, esasen satranç kadar zihinsel bir meydan okumadır.
Yeri gelecek, Hollanda'da yaşadığım, yükseköğrenimimi de yaptığım on beş yıla değineceğim. Türkiye'ye döndükten sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş Genel Müdürü'yken Hollanda'daki Madurodam'ı örnek alarak İstanbul'da hayata geçirme fırsatı bulduğum Miniatürk'ün öyküsü ile yine benim uğraşılarım sonucunda Panorama Mesdag örneği ile İstanbul'da yapılan Panorama 1453 Tarih Müzesi'ni de anlatacağım.
Ortaokuldayken duvar gazetesi sorumluluğu ile başlayıp kurucusu olduğum Ekotürk televizyonuna kadar uzanan gazetecilik anılarımı ve tutkumu yazacağım. Teksir makinaları, tipo matbaalar, dizgi makinelerinden, bugünkü yayıncılıkta bilgisayar ve yapay zeka ile gelinen aşamayı, benim bakış açımdan göreceksiniz.
Zaman zaman, bu köşede, ülkenin siyasi ve toplumsal tarihine dair gözlemlerimi bulacaksınız. 12 Eylül öncesi öğrenci olaylarının çalkantılı günlerinde, kitlelerin sloganlar peşinde sürüklendiği o girift dönemde, yaşadıklarımı, tanıklıklarımı anlatacağım. Cemil Meriç'in "Slogan ilkelin ideolojisi" sözünü, yıllar geçtikten ve gençlik yılları geride kaldıktan sonra ancak doğru anlayabildiğimizi konuşacağız.
Soğuk Savaş'ın gerilimli atmosferinde, Moskova ve Vaşington arasındaki şiddet dengesini, ardından Sovyetler Birliği'nin çöküşünü ve 11 Eylül 2001'de New York'taki İkiz Kuleler saldırısını birlikte hatırlayacağız.
Gün gelecek, ülke siyasetine dair tanıklıklarımı okuyacaksınız. Kendileriyle şahsen tanışma ya da konuşma fırsatı bulduğum, bugün aramızda olmayanlarını rahmetle andığım devlet büyüklerimiz Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Deniz Baykal, Erdal İnönü, Aydın Menderes, Meral Akşener ve elbette Muhsin Yazıcıoğlu ile Alparslan Türkeş'i benim boy aynamda göreceksiniz.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Başbakan olduğu dönemlerde birlikte çalışma fırsatı bulduğum Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın uzun siyasi yolculuğundan ilginizi çekecek tanıklıklarım olacak.
Sonuçta, yarım yüzyılı aşan bir dönemden seçilmiş tanıklıklarımı, gezip gördüğüm yerleri ve tanıdığım insanları anlatırken, yine Tanpınar'ın sözüne dönüp "Zaman, mekan, insan" üçlüsünün birbirini nasıl var ettiğini göreceğiz.
Her hafta başka bir zaman, başka bir mekan ya da başka bir insan karşınıza çıkacak. Ama her zaman merkezde, her şeyi şekillendirenin sadece insan olduğunu unutmayacağız.
Yolculuğuma ortak olduğunuz için teşekkür ediyorum. Umuyorum ki, yazdıklarımda, kendi hikayenizle örtüşen pek çok ayrıntı bulacak ve "Zaman, mekan, insan"ın esasen nasıl iç içe geçtiğini bir kez daha göreceksiniz.
Son olarak asla unutmamamız gereken en temel gerçeğin altını kalın bir biçimde tekrar çiziyorum:
Zamanı ve mekanı anlamlandıran her zaman insandır.