Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Zamanı okuyamayan devleti okuyamaz

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin dünkü grup konuşması sadece bir "gündem okuması" değil; bir zaman ve basiret bildirisi.

Başlangıç cümlesi, metnin omurgası: "Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamak ve zamansız hiçbir şeye... tevessül etmemek..."

Bu vurgu tesadüf değil. Çünkü bugün dünya "olaylar" üzerinden değil, zamanlama üzerinden yönetiliyor. Bahçeli'nin diliyle, doğru siyaset yanlış zamanda "beyhude çaba", doğru zamanda yanlış siyaset "ham hayal."

Bugün dünya, hukukun askıya alındığı bir evreden geçiyor.

Bunu teorik bir tespit olarak değil, fiilî bir itiraf olarak görüyoruz.

ABD Başkanı Trump'ın ağzından çıkan cümle, yeni dönemin özetidir:

"Kendi ahlakım, kendi aklım. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok."

Bahçeli bu sözü boşuna merkeze almıyor.

Çünkü bu cümle, sadece bir küstahlık değil.

Hukukun yerini güç almıştır.

Kuralın yerini keyfiyet.

Devletin yerini ise çeteleşme.

Bahçeli bu yüzden net konuşuyor:

"Hukuku yapan devlet, hukuka uymazsa çeteden farkı kalmaz."

Venezuela bu zihniyetin test alanıdır.

Bahçeli'nin ifadesiyle:

"Venezuela komplosu yalnızca bir testtir."

Ardından ne gelecek?

Grönland.

Bir NATO ülkesine ait toprağın, bir başka NATO ülkesi tarafından tehdit edilmesi.

Bu artık ittifak değil, çözülme hâlidir.

Bahçeli'nin sorduğu soru basit:

Bu şartlar altında NATO'nun hangi değeri kalmıştır?

Bugün dünyada çatışma sayısı yüzlerle ifade ediliyor.

Petrol, doğal gaz, madenler ve su kaynakları artık yalnızca ekonomik değil; askerî gerekçelerdir.

Bahçeli bu yüzden uyarıyor:

Birinci ve ikinci dünya savaşlarından önceki cepheleşme tablosu yeniden oluşmaktadır.

Ve bu tabloda Türkiye'nin hataya tahammülü yoktur.

19'uncu yüzyılda Osmanlı'ya "hasta adam" demişlerdi.

Bugün MHP lideri aynı metaforu tereddütsüz kuruyor:

Gerçek hasta adam Amerika Birleşik Devletleri'dir.

İçeriden çürüyen, insan kalitesini yitiren, anlam ve meşruiyet krizine saplanan bir güçten söz ediyoruz.

Bahçeli'nin ifadesiyle, kristal vazo gibi parçalanma ihtimali taşıyan bir yapıdan.

Bu yüzden ABD'nin saldırganlığı güçten değil, çöküş refleksinden beslenmektedir.

Bizim uzun zamandır yazmak istediğimiz konu tam da buydu.

Enerji kaynaklarına yönelme, bölgesel krizleri kaşıma, hukuku tanımama hali bir strateji değil; son çırpınıştır.

İran bu çerçevenin önemli bir parçasıdır.

Bahçeli, İran'daki sokak hareketlerini salt ekonomik okumuyor.

"Buzdağının su altına bakılmalıdır" diyor.

İran'ın istikrarsızlığı, aynı zamanda Türkiye'nin güvenlik sorunudur.

İran'ın bölünmesi, bölgenin ateşe atılmasıdır.

Aynı durum Suriye için de geçerlidir.

Halep'te yaşananlar tesadüf değildir.

SDG/YPG'nin sivilleri canlı kalkan yaparak çatışmayı derinleştirmesi bir tercihtir.

Bahçeli bu noktada sözü dolandırmıyor:

"PKK silah bırakmışsa, uzantıları da bırakacaktır."

Burada kritik olan şudur:

Terörsüz Türkiye bir pazarlık süreci değil, devlet kararlılığıdır.

Bahçeli'nin DEM Parti'ye yönelik uyarıları da bu bağlamdadır.

Türkiye partisi olmak, Türkiye'ye parmak sallamakla bağdaşmaz.

Kardeşlik, sokak çağrılarıyla değil; terörü reddetmekle kurulur.

Bu yüzden şu cümle metnin vicdan merkezidir:

"Türk'ün kanı Kürt'e, Kürt'ün kanı Türk'e haramdır."

Bu romantik bir söylem değildir.

Bu, coğrafyanın çıplak gerçeğidir.

Bahçeli'nin "metruk tekne" ile "iman ve irade gemisi" karşılaştırması da buraya oturur.

Türkiye savrulmamaktadır.

Fırtınayı inkâr etmemekte, ama rotayı da kaybetmemektedir.

Evet... bu konuşma bir zaman uyarısıdır.

Zamanı okuyamayan, siyaseti okuyamaz.

Siyaseti okuyamayan, devleti taşıyamaz.

Devleti taşıyamayan ise milletin kaderiyle oynar.

Bahçeli'nin metni tam olarak bunu hatırlatmaktadır.