Cüneyd Altıparmak
Cüneyd Altıparmak
Tüm Yazıları

Algı değil hukuk

Bugün üç konuya değineceğim.

İlki, "FETÖ'ye de af" şeklindeki çağrıların ortaya çıkardığı sorun üzerine olacak.

İkincisi, Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin hazırlanması beklenen yasal düzenlemenin ayrıntılarıyla ilgili olacak.

Üçüncü başlık ise Haluk Levent meselesi üzerinden tespit edebildiğim hukuki boşluklara dair olacak.

AF ÇAĞRISI

Örgütün pişman olması başka, örgüt adına pişmanlık ilan edilmesi başkadır.

İki durumu birbirinden ayırarak değerlendirelim.

Son günlerde yeniden "FETÖ'ye af" tartışması gündeme taşındı.

Son olarak Prof. Dr. Ahmet Akgündüz'ün yaptığı çağrı büyük yankı uyandırdı. Daha sonra bazı paylaşımlarını kaldırdı. Ancak tartışma bitmedi. Çünkü mesele bir kişinin açıklamasından ibaret değil.

Asıl soru şu: Gerçekten ortada toplu bir pişmanlık mı var, yoksa birkaç kişinin açıklaması üzerinden yeni bir algı mı oluşturulmaya çalışılıyor?

İşte burada bütünlük kuralını unutmamak gerekiyor.

Bir örgütün bütün olarak pişman olmasıyla bazı mensuplarının "biz pişmanız" demesi aynı şey değildir.

E-PİŞMANLIK OLUR MU?

Türk Ceza Kanunu zaten bunun yolunu açmış durumda. Etkin pişmanlık hükümleri yıllardır uygulanıyor. Bildiklerini anlatan, örgütün çözülmesine katkı sağlayan ve samimiyeti yargı tarafından kabul edilen kişiler hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilebiliyor. Yani hukukta zaten bir kapı var.

Sosyal medya üzerinden yapılan "e-pişmanlık" açıklamalarının ise hukuken hiçbir karşılığı yok.

Gerçek pişmanlık, paylaşım yapmakla değil; örgütün çözülmesine katkı sunmakla ölçülür.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE YASASI GELİYOR!

Gelelim ikinci konuya.

Terörsüz Türkiye süreci artık yeni bir aşamaya yaklaşıyor. DEM Parti'nin temasları ve Ankara'daki yoğun trafik, kapsamlı bir yasal düzenlemenin hazırlandığını gösteriyor.

Beklentim şu yönde:

Toplu bir af yerine bireysel değerlendirme esas alınacak. Silah bırakmanın doğrulanacağı bir mekanizma kurulacak. Ağır suç işleyenlerle diğer kişiler aynı kapsamda değerlendirilmeyecek. Denetimli geçiş modelleri uygulanacak. Süreç hem devlet kurumları hem de TBMM tarafından izlenecek. En önemlisi de mağdur haklarının korunmasına özel vurgu yapılacak.

Düzenlemeyi yakında göreceğiz. Sanki son rötuşlar yapılıyor.

Elbette bunlar kesinleşmiş hükümler değil. Ancak bugüne kadarki açıklamalar ve yürütülen temaslar bu yönde güçlü işaretler veriyor.

YARDIM HÜSRANI

Üçüncü konu ise yardım toplama sistemi.

Haluk Levent dosyası üzerinden başlayan tartışma, aslında çok daha büyük bir soruna işaret ediyor.

Bu mesele artık kişiler üzerinden yürütülmemeli. Çünkü kaybeden yalnızca bir dernek ya da vakıf olmuyor. Kaybeden, toplumun yardımlaşma duygusu oluyor. Üstelik işi doğru yapan kurumlar da şüphe altında kalıyor.

Bu nedenle yardım toplama sistemi baştan sona gözden geçirilmeli.

Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü bünyesinde, yalnızca bu alanı denetleyecek özel bir yapı kurulabilir. İddialar büyümeden, şikâyetler çoğalmadan ve belirsiz para hareketleri krize dönüşmeden devreye girecek bir mekanizmaya ihtiyaç var.

Bir hukuki eksiklik daha var.

HUKUKİ BOŞLUK DOLMALI

Bugün yardım toplama yetkisi bulunan kuruluşlar, "Şu kadar konut yapacağız." veya "Şu kadar aileye destek olacağız." diye kamuoyuna taahhütte bulunabiliyor. Ancak bu vaatlerin yerine getirilmemesi hâlinde, bunları doğrudan hukuken zorlayacak açık bir düzenleme bulunmuyor.

Bence artık sadece yardım toplama faaliyeti değil, kamuoyuna verilen yardım taahhütleri de hukuki güvence altına alınmalı. Vatandaşın şikayetinin ve talebinin önünü açacak hukuki kurumlar ihdas edilmeli. Mesela borçlar kanununa "aleni yardım sözü" diye bir tanım eklenip "yardım toplayan derneklerin aleni sözlerinin bağlayıcı olduğu" ifa yükü doğurduğu yasalaştırılmalı...

Çünkü güven, yalnızca toplanan bağışla değil; verilen sözün tutulmasıyla da ayakta kalır.

Ve son söz:

Algılar değişebilir, gündemler unutulabilir.

Ama hukuk, günü değil geleceği inşa eder.

Bu yüzden tercihimiz her zaman algı değil, hukuk olmalı...