
Bir kısım hukukçunun en temel görevi bir an önce CHP'ye kongre yaptırmak.
Bu görüşü özellikle anayasa ve idare hukukçuları dile getiriyor.
Bunların bir kısmı da bir görüşün mutlaka akademik çevreler tarafından dile getirilmesi gerektiğini düşünüyor.
Oysa hukukun mutfağı yalnızca akademisyenlerden ibaret değildir.
Hatta uygulamanın içinde bulunan hukukçuların tespitleri çoğu zaman teorinin önüne geçebiliyor...
Misal olarak, bir dönem büyük umutlarla sunulan belirsiz alacak davasının uygulamada ciddi sorunlar doğuracağını söyleyenler de yine çoğunlukla uygulamanın içinden gelen hukukçulardı. Aradan geçen yılların ardından, bugün Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yapılması planlanan değişikliklere bakıldığında, o eleştirilerin önemli bir kısmının karşılık bulduğu görülüyor.
Görevsizlik ve yetkisizlik tartışmalarının dosyaları gereksiz yere uzattığı yönündeki eleştiriler de aynı şekilde bugün mevzuat değişikliği gerekçelerine konu olmuş durumda... Bazen teori uygulamayı izler. Usul elbette önemlidir. Ancak usulü tartışırken esası gözden kaçırmamak da gerekir.
Tam da bu noktada; bugün çok konuşulup referans gösterilen bir makaleye (*) dair eleştiri yazısı yazdım.
* * *
"O bir kısım" anayasa ve idare hukukçusu akademisyenin "bakın HMK'nın yazarı da" böyle söylüyor diyerek referans gösterdiği Sayın Prof. Özekes'in makalesinden söz ediyorum. Makaleyi iyi ki de okumuşum. "Tedbir kararı kongreye engel değildir" görüşünü savunan hukukçuların önemli ölçüde dayandığı bu değerlendirmelere katılmak mümkün değil!
Neden katılmadığımı da on başlık altında özetlemek istiyorum:
Bir: Parti kongrelerinin kurucu unsuru, delegelerin katılımı ve iradelerini serbestçe sandığa yansıtmalarıdır. Kurucu unsur yoksa, başka bir ifadeyle irade sistematik biçimde menfaat karşılığında fesada uğratılmışsa, şeklen oy kullanılmış olsa bile ortaya çıkan işlem hiç yapılmamış sayılır ve hukuki sonuç doğurmaz.
İki: Delegelerin oy vermesiyle genel kurul kararı oluşur ve parti organları seçilir. Bu karar bir hukuki işlemdir. Geçerliliği de atıf hükümleri nedeniyle Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir. Bunun birçok örneği bulunmaktadır. Son örnek ise İstanbul Kongresi'ne ilişkin karardır (**).
Üç: Öncelikle yargı yerini YSK olarak gören Sayın Prof. Özekes'in, YSK'nın hangi usul hükümlerine göre araştırma ve inceleme yapacağını da ortaya koyması gerekir. Kaldı ki YSK birçok kararında görev alanının seçimlerle sınırlı olduğunu açıkça belirtmiştir. Seçimi kongrenin bütünü olarak değerlendirmek bana göre ciddi bir hatadır. Bu yaklaşımın normatif bir dayanağı da bulunmamaktadır. Eğer siyasi parti kongrelerinin yargısal denetime tabi olmadığı ileri sürülüyorsa, buna zaten diyecek bir şey de yoktur.
Dört: 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 21. maddesi ile 298 sayılı Kanun'un 112. maddesi uyarınca seçim yargısının kongrelerdeki yetkisi, yalnızca oy kullanma ve sayım işlemlerinin gözetimiyle sınırlıdır. Kongre bina, seçim dairedir. Daireye girmek, bina kapısından usulüne uygun girmeyi gerektirir...
Beş: Yüksek Seçim Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere, seçim kurullarının tanık dinleme, belge dışı delil toplama veya sahtecilik iddialarını araştırma gibi yetkileri bulunmamaktadır. Bu nedenle delegelerin iradesinin fesada uğrayıp uğramadığını araştırma yetkisi de mevcut değildir.
Altı: İrade fesadı, sahtecilik veya menfaat temini gibi iddiaların incelenmesi ve kongrenin iptali talebiyle açılacak davalar, seçim yargısının değil; geniş delil toplama imkânına sahip olan adli yargının, yani asliye hukuk mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Bu noktada seçim yargısında itiraz ve olağanüstü itiraz dışında bir yol da yoktur.
Yedi: "Tedbir aşamasında genel kurul yapılabilir" tezi, ihtiyati tedbir kurumunun ruhuna ve medeni usul hukukunun temel ilkelerine açıkça aykırıdır. Çünkü tedbir kararları hakkın özünü peşinen teslim etmez; yalnızca nihai mahkeme kararına kadar mevcut durumu korumayı amaçlayan geçici hukuki korumalardır.
Sekiz: Kesinleşmemiş bir mahkeme kararıyla ve üstelik ciddi görev ve yetki tartışmalarının gölgesinde geçici olarak göreve dönen eski yönetimin, partinin kaderini belirleyecek olağanüstü bir kurultay toplaması, asıl davayı fiilen konusuz bırakmak ve yargı sürecini dolanmak anlamına gelir. Daha da önemlisi, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir kararın sonuçlarının aynı anda hukuken geçerli ve kesin sonuç doğurur kabul edilmesi kendi içinde ciddi bir çelişkidir.
Dokuz: Tedbiren göreve iade edilen bir yönetimin yetkileri, partinin günlük ve olağan işleyişini sürdürmekle sınırlı olmalıdır. Bu geçici yetkinin, kalıcı ve geri dönülmesi güç sonuçlar doğuracak yeni bir seçimli kurultay düzenlemek için kullanılması; "tedbir kararıyla davanın esas sonucunun peşinen elde edilemeyeceği" yönündeki evrensel hukuk ilkesini ihlal eder ve parti içinde telafisi güç yeni meşruiyet krizlerine yol açar.
Ve On: Tedbir kararı hiç verilmemiş veya sonradan kaldırılmış olsa bile, irade fesadına konu olduğu ileri sürülen delegelerle yüz kez seçim yapılması hâlinde dahi mutlak butlan tartışmasının yeniden gündeme gelebileceğini görmek için hukukçu olmaya gerek var mıdır?
* * *
Hukuk, arzu edilen sonuca ulaşmak için eğilip bükülecek bir araç değildir. Karara katılmamak ayrı, kararı dolanmak için yorum yapmak ayrıdır. Bir sorunu yapısal unsurlarıyla ele almadan tartışan bu tür yazıları, yalnızca sahibinin akademik unvanına bakarak mutlak doğru kabul etmemek gerekir.
Hukukta unvanlar önemlidir. Ama görülüyor ki her şey değildir!
__
(*) Prof. Özekes'in Yazısını Linki: https://blog.lexpera.com.tr/chp-kurultayi-ile-ilgili-tespit-iptali-davasi-ve-tedbir-karari-uzerine-usuli-sorunlarin-degerlendirilmesi/
(**) "Bu seçimlerde esas itibarıyla 'seçim günü' ve 'seçim sonrası' işlemler üzerinde sınırlı denetim yapılır. Seçim kurullarının yetkisi bulunmadığı 'seçim öncesi' işlemler için ise Siyasi Partiler Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca adli yargı mercilerinin kararları geçerlidir. Bu kararların uygulanması, Anayasanın 138. maddesi uyarınca yetki gaspı sayılamaz." "Siyasi partilerin kongrelerinde yapılan organ seçimleri konusu dışında kalan gündem maddeleri, kararları ve kongrenin iptali istemli talepler, seçim kurullarının görevi dışındadır. Kongreye katılacak üyelerin listelerinin onaylanması gibi sınırlı konular dışında, 'seçim günü öncesinde' gerçekleşen olaylarla ilgili seçim kurullarının yetkilendirilmediği açıktır." (5 Eylül 2025 tarihli ve 2025/302 sayılı YSK kararı)