Selahaddin E. ÇAKIRGİL
Selahaddin E. ÇAKIRGİL
selahaddincakirgil@gmail.com
Tüm Yazıları

‘Askerî darbeler', yani ‘iktidar makamlarını zorla, zorbalıkla ele geçirmek' kavgaları..

Darbe, yani, vuruş ve vurmak..

Bugün, 15 Temmuz 2016'da gerekleştirilmek istenen bir darbe teşebbüsünün akamete, başarısızlığa ve yenilgiye uğratılışının 10. yıldönümü..

Hükümet darbesi , Hükûmet makamlarında olanları zorla, zorbalıkla aşağı etme hikayesi..

Yani, silahlı güç odaklarınca yapılan darbelerin hikayesi.. Vurulan darbeyi yapanların ya da kullandıkları silahların mahiyetine bakarak, silahlı ve askerî darbeler olduğu gibi; silahsız ve darbesiz olarak, iktidarda olanları o bulundukları makamlardan tehdit yoluyla kaçmaya zorlamak suretiyle yapılan darbeler de olur..

Bir ülkede, iktidar değişiklikleri askerî darbesiz ya da silahsız olarak da yapılabilirse, yine o andaki mevcut kanunlarda olmayan usullerle iktidar değişikliği olduğunda, bir sivil darbe deyiminden de istifade edilebilir, elbette..

Siz hükûmet olarak, korumakla vazifeli olduğunuz bir ülkede, emrinizde tabiatiyle silahlı kuvvetler de bulundurursunuz ve o güçlerin savunma vazifelerini yerine getirebilmeleri için o savunma güçlerinin ellerine silahlar vermekten ayrı olmak, diğer her türlü araç ve gereçleri de temin edersiniz..

Ama, ülkeyi ve ülkenin yönetim mekanizmasını korumaları için oluşturduğunuz savunma güçlerinin eline, tabiatıyla silahlar da verirsiniz. Bu silah ve bütün imkânlar, devletin ve halkının korunması için verilir.. Ancaaak, ellerine silah verdiğiniz kişi veya gruplar, o silahları, kimlere karşı nasıl ve hangi şartlarda ve kullanabileceklerine dair kuralların dışına çıkıp, hükûmet makamında olan size, o silahları size çevirmeleri ve sizi iradenizle hareket etmekten alıkoymaları ve hattâ öldürmeleri.. Halbuki, o güç odakları sizin hükûmet olarak verdiğiniz emirler çerçevesinde hareket etmekten sorumlu idiler.. İşte, o güçlerin, sizin beklemediğiniz bir anda ve gizli çalışmalarla gerçekleştirdikleri sonucun adıdır, 'askerî darbe..'

Ve sonra yaş ilerledikçe anlayacaktım ki, bir zamanlar dünyanın en güçlü askerlik kurumu olan Yeniçerilik'e musallat 'darbecilik virüsü' ,bizim tarihimizin hele de 1800'lerden, Padişah 3. Selîm'in öldürüldüğü 1804'lerdeki 'Kabakçı Mustafa İsyanı' günlerinden beri, -tababette 'febris recurence' /tekrarlayan ateş' denilen rahatsızlığı hatırlatırcasına, son 200 yılı aşkın bir süre boyunca, bir gelenek halinde zaman zaman tekrarlayıp durmuştur.. Dönemin güçlü devletlerini bünyesine barındıran Avrupalıların ümid bağladığı 'Jeune (jön) Turcs/Genç Türkler' denilen askerî kıpırdanışlardan ve İttihad- Terakkî ve 2. Meşrutiyet dönemlerinden sonra..

Ki, 1965'lerden sonra Türkiye'nin siyasî hayatında 40 yılı aşkın bir süre mührünü vuran ve birkaç kez askerî darbelerle karşılaşmış olan Süleyman Demirel, askerî darbeler karşısında, 'N'apabilirdim? Benim tankım, topum mu var? Ya, bana da tank-top versinler; ya da, onlar üniformalarını çıkarıp gelsinler sivil siyaset meydanına; halkın rızasını kazanmak mücadelesinde yarışalım.' derdi..

*

Bu satırların sahibi henüz orta mektep sıralarındayken, 1958'lerde, 1789'da Fransa'da meydana gelen büyük ve kanlı karışıklıkların hikayesini okurken, o büyük sosyal karışıklık sırasındaki 'silahlı çatışma ve darbe' sözlerini de kitaplardan duymaya başlamıştı; bunun ne mânaya geldiğini kavramakta zorlanarak.. Çünkü bir toplumun asker veya polislerinin ellerindeki o silahları kendilerine veren yetkili organ ve kadrolara çevirmelerinin ve o silahları en yetkisiz ve de akıl almaz şekilde kullanmalarının, kendi âmirlerin al-aşağı etmelerinin adıydı, hükûmet darbesi..

Ve çocuk aklımla sanırdım ki, 'Böyle bir şey bizim ülkemizde olmaz..'

Ve amma, aradan 2 sene geçmeden, 1960'ın 27 Mayıs'ında bir askerî darbe, 'Bizde olmaz' zannettiğim benim ülkemde de oluvermişti..

Ankara ve İstanbul'da Sıkıyönetim ilân edilmişti.. (İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı'nı üstlenen 1. Ordu Kumandanı Org. Fahri Özdilek, halkı sindirmek için tehdit dolu ve '3 kişiden fazla olan grup ve kalabalıklara ateş açılacaktır..' diye Sıkıyönetim emirnameleri yayınlıyordu. Ama, bu orgeneral, 1-2 3 ay sonra yapılan 27 Mayıs Askerî Darbesi'nde ülke yönetimine el koyan 'Millî Birlik Komitesi' denilen ihtilalci grubun önde gelenlerinden birisi olarak ortaya çıkacaktı. ('Hırsız evin içindeyse, kapıya kilit vurmanın faydası ne?' misali..

*

Ankara'da, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi'nin eşiğinde, 'Örfî İdare (Sıkıyönetim) Komutanlığı'nın, Hacettepe'nin hemen güneyinde, Hıfzıssıhha Enstitüsü'nün devamındaki Sağlık Okulu'nda yatılı okumakta olan 450 öğrenciler olarak bizler, seher vaktine doğru, Harb Okulu'nun öğrencileri tarafından, gece yarılarında, askerî kıyafetlerle okulumuzun bahçe duvarının arkasında gizlenerek, ordunun ülkeyi kurtaracağına dair nutuklar çekmelerine ve bildiriler dağıtmalarına şahit oluyorduk; sokağa çıkma yasağı'na rağmen.. Ama, o öğrenciler , askerî öğrenci oldukları için sokaktaydılar ve darbecilerin bildirilerini dağıtıyorlardı, gecenin karanlığında; 'Kahraman Türk çocukları, uyanın.. Harbiyeli kardeşleriniz sizleri kurtaracak..' diyerek.. Yani , geliyorum diyen bir askerî darbenin ayak sesleriydi bunlar..

*

Bunları niye mi hatırlatıyorum?

Çünkü, o şeytanî hazırlıklar sadece o fitne hareketlerinin sonunda meydana gelen ve milletimize büyük acılar yaşatan 27 Mayıs 1960 Darbesi'nin değil , sonraki bütün askerî darbelerin de sözde 'kurtarıcı' nefesini veriyordu toplumumuza.. Ve ilginçtir o askerî darbede ve daha sonraki askerî darbelerde rol alan binlerce kişiden, açıkça, 'Birilerinin, bir takım karanlık odakların oyununa geldik, aldandık! Milletten özür diliyorum..' diyen ve kendisi adına itirafta bulunan etkili bir ses yükselmedi.

*

Evet, 27 Mayıs 1960 Darbesi; sonra, Harbokulu Kumandanı Kur. Alb. Talât Aydemir'in 22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963'deki 2 Darbe Teşebbüsü; 12 Mart 1971 Askerî Muhtırası'yla (başarılı) hükûmet devirme oyunu, 12 Eylûl 1980 Askerî Darbesi'nin ve 28 Şubat 1997'de Necmeddin Erbakan Hükûmeti'ni istifaya mecbur eden askerî müdahalenin sorumluları.. Evet, hesap vermediler.

Ve sadece 15 Temmuz 2016'da yapılmak istenen darbe teşebbüsü karşısında, Başkan Erdoğan, ölümü göze alarak sergilediği dik duruşuyla millete cesaret verdi, zaten vazifesi de olanı yaptı, öncülük etti ve ilk anda, 200'den fazla generali ordudan atıp hesaba çekerek, geçmiş darbeler zamanında görülmemiş ilginç bir uygulama örneği tepki gösterdi.. (Daha önce de Talât Aydemir'in kurşuna dizilmesi, bir istisna teşkil eder..)

Bu konuya bir diğer yazıda daha etraflıca değinelim.. Bu 'yeniçeri hastalığı'nın -inşaallah- tamamen bertaraf olduğu ve tekerrür edemeyeceği dua ve temennisiyle..

*